Uzak Seslerin Yankısı

HomeManşet Haberler

Uzak Seslerin Yankısı

Özden Çiçek

21.10.2021 / Hannover

 

Göç Yolları

Söyleyin dağlara rüzgara
Yurdundan sürgün çocuklara
Düşmesin kimse yılgınlığa
Geçit vardır yarınlara

Göç yolları
Göründü bize
Görünür elbet
Göç yolları
Bir gün gelir
Döner tersine
Dönülür elbet                                                                                                                                   

En büyük silah umut etmek
Yadigar kalsın size

Yol verin kanatlı atlara
Sürgünden dönen çocuklara
Ateşler yakın doruklarda
Geçit vardır yarınlara                                                                                                     

Dağılsak da göç yollarında
Yarın bizim bütün dünya

Murathan Mungan

 

Altmış yıl öncesinde başlayan, Anadolu`dan Almanya`ya uzanan insan göçü sadece misafir/işçi göçü olmayıp aynı zamanda kültür ve sanatın da göçüydü. Tutunmaya çalıştıkları hayatları, aynı  zamanda  kültür ve sanatı içine alan, kendini yeniden var etme/üretme süreci olarak da görülmelidir. Kendi kültüründen kopuşla birlikte, hiç bilmediği kültürün içerisinde yeniden ve başka bir biçimde var olma çabası tahmin edileceği üzere kolay değildir. Nihayetinde insanlık tarihi farklı farklı sebeplerle yapılan göçlerle anlatıldığı gibi, hatırlanmaya da devam edeceğe benziyor.

Zorunlu ve gönüllük temelinde ele alınan göçler; elde edilen kültür ve sanat birikimlerini  gittikleri toplum yaşamına aktarılması suretiyle, hatta o`nun bir parçası olması kaçınılmazdır. Bu bağlamda kültür ve sanat, uluslararası bir fenomen olarak toplumların birbiri arasında geçişkenliği sağlayan önemli bir köprü vazifesi özelliğini sürdürmeye devam ediyor.

Türkiye`den  Avrupa`ya göçün müzik tarihine, iki toplum açısından müzik yaşamın birbirleriyle kurdukları ilişkiyle birlikte, etki ve tepkileri araştıran müzikolog/etnomüzikolog Martin Greve oldukça detaylı ve de uzun süren  çabanın ürünü  Almanya`da ‘Hayali Türkiye’`nin Müziği* adlı kitap çalışması ile konuya kaynaklık ediyor. Müzik ve sosyal kimlik söylemi arasındaki sıkı ilişkinin dışa vurumuna da işaret eden kitap,  müzik sosyolojisine önemli katkılar sunduğunu belirtmek gerekmektedir. Uzmanlık alanı Osmanlı ve Türkiye müzikleri olan Martin Greve, Almanya`da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin icra ettikleri müzik  türleriyle birlikte kültürel kodlarından da bahsediyor.

Martin Greve(1961, Freiburg) müzikololoji, etnomüzikoloji ve sinololoji  (Çin uygarlığının dili ve kültürünü araştıran bilim dalıdır) alanlarında çalışma yürütmüş, 1989-1994 yılları arasında Berlin Teknik Üniversitesi`nde etnomüzikoloji dersleri verdi. Serbest gazetecilik yaptığı dönemin ardından Berlin, Basel, Postdam, Köln ve Stuttgart üniversitelerinde dersler verdikten sonra Rotterdam Konservatuvarı`nda Türk Müziği eğitim başkanlığını yürüttü. 2007-2011 yıllarında Berliner Philharmonie’nin “Alla Turca” konser programının  danışmanlığında yer aldıktan sonra 2011 yılından bu yana Orient-Institut Istanbul’da araştırmacı olarak çalışıyor ve müzik bilimleri konulu araştırma alanının sorumlusudur.

Martin Greve,  Almanya`da ‘Hayali Türkiye’  adlı kitabında sosyolojinin temel kavramlarını açıklamanın yanında Almanya`da yaşayan ve ülkenin müzik atlasında yer alan temsilcileriyle yapılan söyleşi ve gözlemlerini detaylı bir biçimde aktarıyor. Ayrıca merak edenler için kitabın sonunda yer alan müzik örnekleriyle konuyu bütünleştiriyor.  Farklı ve birbirini de tamamlayan altı bölüm halinde hazırlanan kitapta sırasıyla; Türkiye ile Almanya Arasında, Doğaçlama Sanatı, Müzik ve Sosyal Kimlikler, Sanat Olarak Müzik, Almanlar ve Türkler ve Kültürlerarası İdealizm ve Uluslararası Pazarlama başlıkları yer alıyor. Her bölüm müzik sosyolojisinin alt başlığı olan etnomüzikolojiye kaynaklık ettiği gibi oldukça detaylı değerlendirmeler eşliğinde ilerliyor. Böylesine detaylı bir araştırma kitabın değerlendirmesi daha derinlikli bir yazı veya yazıları gerekli kılsa da yöntem olarak çarpıcı değerlendirme ve düşüncelerinden bahsederek, kitapla ilgili kısa notlar paylaşalım.

Yerli ve göçmen toplumun müzik geleneklerinin birbirleriyle etkileşim halinde olmalarının yanında, göçmenler açısından ise geldiği toplumun müzik icrasında  biçim değişikliğine uğraması kaçınılmazdır.  Felsefi söylem olarak da  her bir icra kendi içinde yeni bir uslup ve tarzı geliştirmek zorundadır. Konuyla ilgili Martin Greve`nin kısaca aktarımı şöyledir: ‘Almanya`da Türkiyeli göçmenlerin müziği aynı Türkiye`deki müzik gibi türdeşlik göstermez.Türkiye`de, Anadolu halk  müziğinin  yöresel türleri ile Avrupa`nın klasik-romantik müzik dili arasında  onyıllardan beri bir etkileşim vardır ve bu etkileşim hiç bir şekilde Almanya`ya göçe bağlanamaz.’

1990`lı yıllardan itibaren kültürlerarası müzik pedagojisi alanında çalışmalarda yürütülmeye başlanıldı, kitapta görüşlerine de başvurulan Reinhard Böhle`nin değerlendirmesi dikkate değerdir.  ‘Müzik kültürlerinin belirgin ortaklıkları, karşılaştırmalı olarak değerlendirilmeli görüşüne ek olarak;  dans etmek, şarkı söylemek ve enstrüman çalmak sadece folklore indirgenemez, toplumsal hayatın önemli şifreleridir.’  Herkesin de bildiği gibi; Türkiye`deki tüm yenilikler, siyasi akımlar, ideolojiler, müzik tazları, vs. görsel ve işitsel medya ile birlikte özellikle internetin de katkısıyla değil Almanya, her yerde daha bir görünür durumdadır.

Yine Martin Greve`nin de işaret ettiği gibi;  ‘İki kültür arasında sanatsal etkileşimin birbirinden kültürel anlamıyla mutlak kaynaşma biçiminde görülemeyeceği gibi, mutlak  surette melezleşme göstermesi de ille de gerekli kılınmaz.’ görüşüyle iki toplum sadece müzik sanatında değil, yaşamın diğer alanlarında da farklılıklar taşımasının yanında halen önyargıların var olduğu bilinmektedir. Kitabın ilginç başlığına konu olan meseleyi Martin Greve şöyle formüle ediyor: ‘Almanya`daki Hayali Türkiye`nin müzik yaşamına, pragmatik bir uyum tavrı damgayı vuruyor. Bu tavrın, ekonomik-sosyal koşulların her bir bireye veya gruba özgü hayali memleket kurgusuna dönüştüğüne’  işaret ediyor. Sonuç olarak Martin Greve kitabının Sonsöz bölümünde; ‘iki toplumun müzik yaşamındaki ve özellikle de müzik tarzı çeşitliliğindeki karmaşıklık ve renkliliğin giderek artacağını’ öngörüyor.

Geçici  ya da sürekli göçmenlik sebebiyle toplumlar kendi kültürel altyapılarını oluşturmaları suretiyle kültürel ürünlerin bu eksende meydana gelmesi kaçınılmazdır. Kimileri için ‘ikiye bölünmüşlük’, kimileri için ‘arada kalmışlık’, kimileri için ise; iki kültürü de kimliğinde birleştirip sentezleyen kuşaklara yerini bırakan göçün hikayesi anlatmaya devam edileceği, hatta Nermin Abadan-Unat`ın da belirttiği üzere bitmeyen bir göç bekliyor kuşakları.

Yazının konusu gereği müziğin farklı türlerinde ve yüksek düzeyde icra ve yetkinlikte müzisyenleri tanıyor ve biliyor olmak başka bir tanıklık olsa gerek. Dünya konjonktüründe dalgalanan ya da yedeğinde hep saklı tutulan ırkçı eğilimlerin yanında, geldiğimiz yer Almanya`da artan göçmen nüfusu nedeniyle göçmen ülkesi olduğunu siyasi temsilcilerin açıklama ve uygulamaları nedeniyle biliyoruz. Diğer yandan her gün insanların hayatlarıyla ödediği göç hikayelerinden  bahsetmek en çaresiz halimiz olsa da, göçün müzik eğitimi ve üretimine sağladığı katkıyı  da unutmamak gerekiyor. Sonuç olarak sanat üretildiği dilden beslendiği gibi onunla hayat buluyor, göçler sebebiyle de olsa dilin sınırlarını aşan niteliği nedeniyle müzik sanatı, toplumların ortak dili olmaya devam edecek. Uzak sesleri yakın kılanlara selam olsun!

 

 

KAYNAKÇA

*Almanya`da ‘Hayali Türkiye’`nin Müziği, Martin Greve, Çeviri: Selin Dingiloğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006

-Bitmeyen Göç, Konuk İşçilikten Ulus-Ötesi Yurttaşlığa, Nermin Abadan-Unat, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2. Baskı, 2006  

-Mülteciler Göçmenler, Engin Ekiner, TDAS Yayınları, 2016

https://www.aylinaykan.de/

https://ozdencicek.blogspot.com/2018/03/misafir-isci.html

https://ozdencicek.blogspot.com/2018/03/gocmek-y-ada-gitmek.html

https://ozdencicek.blogspot.com/2018/03/iki-konser-iki-izlenim_28.html

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments