Geçenlerde bir arkadaşım sayfasında ironik bir paylaşım yapmış.
Hayatımın mutlu anlarından biri daha… diye başlayan yazısına bir de görsel eklemiş. Ana konum yazının içeriği olmadığından sadece kısa bir alıntı yapacağım.
“Artık benim de Türkiye’de geçerli hakiki bir diplomam var. Kamuda, iyi bir yerde çalışmayı planlıyorum. Diplomayı çok incelemiyorlar zaten.
Bazı arkadaşlar, hepsinde olmasa bile, hâlâ yapraktan don giyen bazı Afrika kabilelerinde diplomamı kullanabileceğimi söylediler ama gerek yok. Canım ülkemde, bazıları gibi bol maaşlı, az çalışmalı, bal kaymak bir yerde işe yerleşsem yeter…”
Görselde de yapay zekânın yaptığı diplomayı kullanmış. Ben de ironik bir yanıt verdim kendisine. Emojilerimizle gülüştük.
Yalnız âdetimdir, yorumlara göz atarım. Bu da ironik bir paylaşım olduğundan eğlenmek için yorumları okumaya başladım. Benim için asıl mesele yorumlarda başladı. İroniye ironiyle yanıt verenlerin dışında onlarca insan, arkadaşımı başarısından dolayı ciddi ciddi kutluyordu.
İnsanlar buna gerçekten inanmış olabilir miydi?
Bence daha güçlü olasılık, okumamış olmaları. Arkadaşıma güvendikleri, ondan böyle bir şeyi bekleyebilecekleri için de okumamış olabilirler. Ama gerekçesi ne olursa olsun okumadılar ya da okumaya ihtiyaç duymadılar. Çünkü sosyal medya bireyi sadece tepki veren bir varlığa dönüştürdü.
Günümüzün sosyal medya davranışı şöyle işliyor:
- Paylaşımı gör.
- Kutlama yaz.
- Bir emoji bırak.
- Çık.
Bunu çok değerli bir şairimizin şiir üzerine yazdığı yazılara yapılan yorumlarda da gözlemliyorum. İnsanlar, yazılanlar üzerine düşünce üretmek yerine sosyal jest yapıyor.
“Ağzınıza sağlık hocam.”, “Günaydın!”, “Değerli bilgiler için teşekkürler.”, “Teşekkürler” …
Bu, içerikle değil; kalıpla ya da kişiyle etkileşim kurmaktır.
Okumadan tebrik eden insanlar okumadan hüküm de verebiliyor. Bu hükümler sert, saldırgan, öfke dolu olabiliyor. Her konuda fikir sahibi olmaya alışmış bir toplumda tepki vermek, düşünmekten önce geliyor:
*Görür görmez hüküm
*Okumadan öfke
*Anlamadan saldırı
Yalnız ilginç olan şu ki, özellikle instagram, tiktok gibi mecralarda algoritma bu tarz tepkiyi alkışlıyor. Provakatif olanı ödüllendirircesine daha görünür yapıyor.
Algoritmanın sevdiği,
*Hızlı tepki
*Güçlü duygu
*Özellikle öfke
Çünkü sistem bizim kontrolsüz tepkilerimizle besleniyor. Tepkilerimiz büyük şirketlerin kârı için sistem tarafından kullanılıyor. Bunlar algoritma için en değerli “davranışsal artı değer” kaynaklarına dönüşüyor. Yani öfke etkileşim, etkileşim veri, veri de para üretiyor.
İçine hapsedildiğimiz bu dijital sistemde okumadan kutlayan, anlamadan tepki veren, düşünmeden saldıran bir varlığa dönüşerek aslında en değerli madenimizi- davranış verimizi- sunuyoruz. Bu halimizi çok seven algoritma, bütün tepkilerimizi analiz ederek bizi daha fazlası için dürtüyor. Biz yalnızca ekrana baktığımızı sanırken attığımız her adım, verdiğimiz her karar ve gösterdiğimiz her tepki bir veri kaydına dönüşüyor.
Mesele yalnızca algoritma değil, mesele bizim buna razı oluşumuz.
Bu yüzden ancak veri madenimizi korumamız gerektiğini anladığımızda tepki veren bir varlık olmaktan çıkıp düşünen bir insan olduğumuzu hatırlayabileceğiz.







