Her çağın kendine özgü sorunları var. Bu çağın önemli sorunlarından biri zamansızlık. Hayat o kadar hızlı akıyor, insanlar o kadar meşguller ki kimsenin kendi kendine kalmaya, dinlenmeye zamanı yok. Durmaksızın üretmemiz, hareket etmemiz ve tüketmemiz beklenen bu çağda mesele aslında zamansızlık değil; zamanımız üzerindeki taleplerin sınırsızlığı. Taleplerin sınırsızlığı karşısında sürekli bekleneni yapmaya çalışanlar da yorgun. Yapılması gerekenlerle yapmak istedikleri arasında sıkışmış durumda.
Oysa verimli bir üretim için “verimli boşluk” gerek. Verimli boşluk derken dinlenmekten; dinlenirken de kitap okumaktan, film izlemekten ya da sevdiklerimizle olmaktan söz etmiyorum. Sözünü ettiğim, zihnin bir süreliğine hiçbir şeyle meşgul olmaması; düşüncelerle arasına mesafe koyabilmesi.
Sürekli yapılacaklar listesiyle yaşayanlar, düşünmeden duramayanlar bunun olanaksız olduğunu söyleyebilir. Çünkü bir düşünceye, yaşam biçimine ne kadar sık maruz kalırsak kendimizi bunun normal ve kaçınılmaz olduğuna o kadar inandırırız. Durumumuzu zamanla daha az sorgularız. Belki bu yüzden dinlenme anlarını bile bir etkinlikle doldurma fikri çoğumuza doğru geliyor.
Hayatınızda böyle kemikleşmiş bir yapı varsa kendinizi hemen “verimli boşluk”un kollarına bırakamayabilirsiniz. Çünkü tek bir düşünceyi değiştirmekle davranışlar değiştirilemez. Ancak bunun üzerinde bilinçli bir çaba gösterebilir ve bunun mümkün olduğuna dair bir inanç besleyebilirsiniz. Daha önceki düşüncelerinize yaptığınız gibi bunu tekrar tekrar düşünüp yeni sinirsel bağlantıların oluşmasını destekleyebilir, küçük eylem adımlarıyla pekiştirebilirsiniz.
Olmuyor deyip işin kolayına kaçarak kendinizi yarı yolda bırakmayın lütfen. O zaman dinlenme anlarında bile yorgun hissetmekten kurtulmanız zorlaşır. Çünkü dolu bir zihnin bedelini beden öder.
Umarım bu yazıyı okuduktan sonra kısa süreliğine de olsa zihninizin gürültüsünden uzaklaşıp bedeninizi gevşetebilir, ruhunuzun sesine kulak verebilirsiniz.












