Fatma Nudiye Yalçı, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı. Gölgede kalmasının sessizlik suikastine maruz kalmasının nedeni komünist olması. Bilgesu Erenus’un yazıp, Yelda Baskın’ın sahneye koyduğu oyun, unutulmuş bir yazarın hatıratını, kişisel yolculuğunu politik angajmanlarını ve kavgalarını gözler önüne seriyor.
Oyunda Yalçı’nın dünya savaşı yıllarında devam ettiği Fransız okulunda aldığı iyi eğitime ve sınıf atlayabilme seçeneğini, kendisinden sonra gelen bütün kuşaklarda olduğu gibi elinin tersiyle itip, başka ve özgür bir dünya kurulabileceğine samimiyetle inanmış bir aydına doğru evrilmesi, oyunun dramatik anlatı yapısını oluşturuyor. Yelda Baskın’ın dramaturjisinde özgürlük duygusu elden ele dolaşan ve yakaya iliştirilen karanfil ile sembolize ediliyor. Basit ve yerinde bir dekor kostüm kullanımı görülen oyunda, oyunu bütünleyen geçişler bu yüzden kolaylıkla yapılabiliyor.
Oyunun teatral politik bir biyografi olması kadın kahramanı bütünleyen yan faktörlerin, olayları ve kişilerin dinamik akışta yerlerini bulması ve hepsinden önemlisi bunları kuşatan doğru ve yerinde müzik, marş ve şiir kullanımıyla tiyatroseverlerin olumlu izlenimlerle ayrıldığı Yaftalı Tabut iyi bir oyun. Oyunun teknik dramatik özelliklerinin yanı sıra hemen bütün oyucularının rolleriyle bütünleşmeleri Yaftalı Tabut’un bir başka olumlu yanı.

Fatma Nudiye Yalçı’nın dünya savaşının karanlık yıllarında başlayan ilk aydınlanma çabaları onun öğretmeninin tanımıyla “komünizan bir kişi” olarak yaftalanmasına neden oluyor. Tanımların her yerde önemli olduğu, sevginin ve onu bütünleyen emeğin eninde sonunda kişiyi bir tanıma yükseltmesinin haberini veren bu oyun sekansı, oyunun ana ekseninin ne olacağının haberini veriyor. Nudiye Yalçı’nın ilk evliliğini yaptığı Nizamettin Nazif, onun bu yürüyüşüne katkı sunarken verimli bir yoldaşlığın neye benzediği hakkında bir fikir edinmemize neden oluyor.

Yazdığı oyun metinlerinin pek çoğuna -Beyoğlu 1931 beş adet oyun metninin yer aldığı bir kitap- bugün bile ulaşılamayan bir aydın olarak Yalçı, entelektüel verimini Marksist eserlerin (Engels’in Marksizmin Prensipleri, Ailenin Dinin ve Özel Mülkiyetin Kökeni adlı eserinin bir tür özeti durumundaki Sosyete ve Teknik) dilimize kazandırılmasından çocuk edebiyatına (Emekçi Yavrusunun Hikayeleri, Gölgenin Çocuğu, Güneşin Çocuğu ve hiç yayınlanmayan Marabanın Çocuğu), okullar için alfabe kitapları (Çabuk Öğreten Elifba-Türk Yurdu Yayınları ve Millet Mektepleri İçin Milli Alfabe) yazmaya kadar giden geniş bir spektruma büyütmeyi başarıyor. Politik bir oyun olarak Bilgesu Erenus’un anlatısı, sevginin en yoğun biçimlerinden biri olan eleştirel sevgiyi yoğun ve korkmadan ortaya koyan kadın karakterin dilinden Fatma Nudiye Yalçı’nın repliklerinden izler kitleye geçiyor.
İnişli çıkışlı bir politik-edebi yaşamın sahibi Fatma Nudiye’nin attığı bütün adımlarda çatışmak zorunda kaldığı, ama tam da bu nedenle kendi kişiliğini olgunlaştırdığı geçişler dramatik akışın ve oyunun hümanist bildirisinin kökenini oluşturuyor. Sınıf kavgasına kalemiyle katılan, 30’lu yılların seperat kararıyla partiyi arayan, bulamayan bütün bu durumları eleştirmekten asla geri durmayan bir aydın aklı olanca gücüyle ve göz kamaştırıcı etkisiyle seyirciyle oyun arasında iletişim köprülerini kurmayı başarıyor. Yalçı’nın politik tavrı “ameleden kişilerin egemenliğini” yani aslında sosyalizmi savunurken, aldığı hapis cezaları “imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitlenin” yani aslında sınıfları inkar eden açık korporatist bir yalan olduğunu toplumun çıkarları birbiriyle uzlaşmaz çelişki içinde olan sınıflardan oluştuğu gerçeğini dile getirmesiyle bütünleşiyor.

Kemalistlerin 1934’te Kadro’yu kapatıp, 1938’de uydurduğu ve ilk muhataplarının ilerici solcu aydınlar ve komünistler olduğu Donanma Davası, aynı zamanda günümüz kumpas, Ergenekon vb davaların kökeninin nerelere uzandığını anlamamızı sağlıyor. Oyunun dramatik akışında bir kopuş noktası olan bu uydurma dava ile solcular / ilericiler ordudan tasfiye edilirken yeni bir hapishane süreci başlıyor. Hapishane sürgünlerin içinde Fatma Nudiye Yalçı’nın hayattan vazgeçmeyen çabası, mahpus damını mahpusların Fransızca öğrenmelerini sağlayan Yalçı’nın öğretmen rolüyle; mahpus damını eğitim yuvasına çevirmesiyle aydın sorumluluğunun neye benzediği hakkında bir fikir edinmemizi sağlıyor.
Fatma Nudiye’nin eleştirel sevgisinden ikinci eşi Doktor Hikmet Kıvılcımlı da nasibini alıyor. Yol arkadaşı ve sırdaşı Doktor Hikmet’in kurduğu Vatan Partisi’nde mücadelesine devam eden Yalçı, 1960 darbesinden sonra MBK’ya akıl hocalığı yapan Hikmet Kıvılcımlı’yı bu politik angajmanından dolayı açıkça eleştirir. Eleştiri bizim gibi ondan korkan toplumlarda her zaman rehber kabul edilmeyebilir, Yalçı bu eleştirisinin “ödülünü” partisinden dışlanarak alır. Unutulan ve üzerindeki sessizlik suikastinin bir benzeri bugün yayınlanan kitaplarıyla gün yüzüne çıkan Suat Derviş gibi Fatma Nudiye Yalçı da içinden geçtiği politik koşulların biçimlendirdiği bir komünist kadın yazar olarak tarihe geçiyor.
Bütün oyuncuları kadınlardan oluşan Yaftalı Tabut’un hümanist bildirisi, günümüze kadar uzanan tarihin politik biçimlenmesinde aydınların eleştirel zekasının ne kadar önemli olduğunu kavramamızı sağlarken, oyunun ana esprisini oluşturan eleştirel sevginin neye benzediği konusunda bir fikir edinmemize neden oluyor. İnsanı insana insanca anlatma sanatı olan tiyatronun politik bir içerikle bütünleştiği bu müstesna oyun, bu nedenle üzerinden yıllar geçse de unutulmayacak oyunlardan biri olarak hafızalardaki yerini alıyor.












