Yandaşlar

HomeManşet Haberler

Yandaşlar

Mustafa Kumanova

Toplumu makul hale getirmek. Ezilenlerin ve asgari ücretlilerin makul bir yola sapmalarını, makul bir programa uymalarını, makul itaatkâr bir yaratığa dönüşmelerini, efendilerinin makul hizmetçileri olmalarını, işverenlerinin makul köleleri olmalarını sağlamaktır.

Soluksuz ve doyumsuz tüketimci bir açgözlülük ile toplumsal servetin ulu orta gaspı tüm toplumu yok edecek bir ahlaksızlığın işareti iken yandaşlar için bu varoluşsal bir durumdur. Zayıflık ve zafiyet olarak görülmesi gereken onlar için başarı anlamına gelebilmektedir. Onlar için hayatta kalmak her ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaya çalışmak demektir. Oysa hayatta kalmak için kapılarında nemalandıkları geniş çaplı yolsuzluğa ve rüşvete bulaşmış olanlar bir gecede yoksulların bile hayatlarını çalacak kadar alçalanlar.

Despotik ve acımasız bir siyasi güçle iş birliğini liberal bir duyarlılığa ve entelektüel bir inceliğe sığdırmaya çalışan yandaşlar yalan üzerine kurdukları tatlı propagandaları ile sadece kendilerini kandırırlar. Çünkü, konformizm, kariyerizm ve sosyal statülerle besledikleri niteliksiz kompleksleri ile ihtiyaçlarını gideren bir yanılgının kuşatması altında vicdanlarını satılığa çıkartırlar. Kendini koruma adına hesaplanmış bir korkaklıkla güce yaslanan yandaşlar baskıcı durumlarla nasıl baş edebileceklerini yalakalık yaparak çok iyi öğrenmişlerdir. Güçle yandaş olanlar hem psikolojik hem de sosyo-kültürel olarak faşizm ile iç içe geçmişlerdir. Çünkü insanın doğuştan gelen en temel haklarının ihlali karşısında dahi ses çıkartamazlar. Bu yüzden de günümüzde pek çok yandaş, para, başarı ve statü uğruna demokrasi ve özgürlüğe çok kolay ihanet edebilmektedir. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Figen Yüksekdağ, Aysel Tuğluk ve diğer siyasi tutuklulara yapılan adaletsizlik ve hukuksuzluk karşısında sus pus olabilmektedir. Üniversite öğrencisi Enes Kara’nın intiharına zemin hazırlayan cemaatler ile ilgili haber yapan gazetecilere(Faik Akgün gibi) ve cemaatleri protesto eden öğrencilere tehditler savurabilmektedir. İnsanların hayatlarını çalabilmektedir.

Güçle iş birliği yapan yandaşlara verilen tek bir görev vardır. Toplumu makul hale getirmek. Ezilenlerin ve asgari ücretlilerin makul bir yola sapmalarını, makul bir programa uymalarını, makul itaatkâr bir yaratığa dönüşmelerini, efendilerinin makul hizmetçileri olmalarını, işverenlerinin makul köleleri olmalarını sağlamaktır. Sadık bir vatandaş, sadık bir işçi ya da sadık bir köle…

Ezilenler tüm bu entelektüel ve ahlaki hilelerin saldırısı altında geleceklerinin seçimini yaparlarken -sandığa giderlerken- nasıl bir yönelime tabi tutulduklarının farkına bile varamazlar. Egoizm odaklı hesaplanmış bir korkaklıkla yandaşlığa meyledenlerin kuşatması altında yazılı ve görsel medya yoluyla sosyal açıdan bastırılan ezilenler travmatik durumlara (dışarıdan kuşatılmış bir kale paranoyasının yaratılması gibi) maruz bırakılarak kendi yarattıkları canavarı farkında olmadan beslerler. İşte tam da bu yüzden kendi yarattıkları canavar tarafından tahakküm altına alınırlarken tahakküm altında olduklarının ayırdına bile varamazlar. Ezilenler duygusal bir barınakta yaşamaya mecbur bırakılırlar. Kendilerinde mevcut olan potansiyeli siyasi birliktelik mücadelesine dönüştüremezler.

Totaliter tarzda bir yaşam algısının yandaşlar eliyle kolayca basitleştirilip içselleştirilmesinin yarattığı kişisel psikolojik sıkıntıların yoksulluğa sürüklenme ile birlikte çığ gibi büyüdüğü bir toplumda umutsuzluk da hiç olmadığı kadar derinleşmektedir. Bize düşen görev de umudu yeşertmektir.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments