Yangından son kurtarılacaklar listesi

ağaçlara ve çocuklara…

Bakıyorum da hayat hâlâ sarılabileceğim kadar ciddi değil… Eskisi gibi susabilecek bir çalıkuşu yok, eskisi gibi yağacak bir yağmur da, bütün dualar sahte, beddualar bir kavga ister, kavganın ortasında bir yangın; elleri yangından adamlar, elleri yangından sana yazanlar, elleri yangından politika yapanlar…

Tekrar dinledim attığın o eski şarkıyı, bir şaki gecede beni sorguladıklarında, ölmek çok da kötü değilmiş dedim içimden.

Hayat sarılabileceğin kadar ciddi değil dedi kulağıma bir soğuk namlu…

Dönüyorum yine, yazdıklarım ve yaşadıklarıma sarılmak adına…

Evim yanıyor, kim yakıyor, nasıl yakıyorlar biliyorum her şeyi aslında, yakanla söndürmeyen el aynı, tanıyorum hepsini, hepsi yalancı; sudan, havadan, ateşten ve topraktan yalancılardır yakanlar ve söndürmeyenler…

Bir dostum büyük bir kentte büyük bir boşluk olup gidiyor, sarılacak bir ağacın olmadı bu kentte, uzaklaşıp yanan ağaçların ateşine sarılmaya gidiyor.

Gitmeyi bilirim, gideni de, ateşe sarılmanın ne olduğunu da…

“Üstümü ört anne, ben bir boşluğum artık” diyor, kendi kalemini kıran hayat.

Eğildiğim ne varsa ateş, sarıldığım ne varsa yakıyor…

Eski bir radyonun sesinden kırılan bir tırnak olup yere düşüyorum, üstümü ört yakmasın beni bu orman sevdiğim, yakmasın bu ovadaki “iç ülkenin” habersiz mermi sesleri, üstümü ört.

Ateş çocuğu doğurmaz, ateşin çocukları olmaz, eski bir elbise giydiriyoruz köyün delisine eski bir hilal bağlıyoruz alnına, eğilip su içerken çenesinden dolanan su damlası bir istasyon gecikmesine dönüşüyor, tembel ve kırılmış bir terlik gibi…

Kimdir bütün bunlar, sen neler yaşadın da kırdılar seni böyle, diyor eski bir kasabadan çocukluk anıları…

Herkes nefes alıyor senin göğsün kırılıyor, herkes nefes oluyor senin için keder doluyor, nedir bu keder, içini bunca kemiren şey nedir…

Ölmek üzere yola çıkmadın sen, eskiden ağaçlara sarılırdın, sen eskiden toprağa dokunurdun, n’oldu, n’oldu da bu felekle bunca kavga…

Tanımadığım bir dalda sanki künyemi okuyorlar, ateşten künyemi, ben yaralı bir kuşum diyorum, incinen bir tek kanatlarım değil ki çocuk, kalbim yaralı, uçamam artık, gelemem sana…

Bütün yolları yakmışlar sanki, kamışlar sana olan hasretin sızısını bir kez olsun “ben de seviyorum!” diyen bir şarkıya dönüştürmüyorlar…

Ne istiyorsun dedin ya: hiçbir şey!

Oturdum Kumarlar Köyü çocuklarına bir mektup yazıyorum, ilk cümlesinde ağaç ve çocuk duran bir mektup…

Senden iyi bir söz duyarım diye neler yapmadım ki…

Tepemizde o hain iktidar bir alıç ağacını bile çok gören.

Ağır travmalardan bir duvar ördün…

Ağır travmalardan bir aşk öldürdün…

Koşuyorum kirvemden bana hatıra o zeytin ağacını kurtarmaya, gövdem yetmiyor, elimde bir avuç su, “Ağaçların Kerbelası” bura…

“bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” diyor da şair, bir orman gibi kardeşçesine duramıyoruz.

Ağırdan bir göç mevsimindeyiz sanki, bir ucunda Afgan mücahitlerin türküsü öteki ucunda burnundan kıl aldırmayan “mürteci”  bir puştluk, iktidarından itibarına doğru tutmuş her şeyi, bütün yangın söndürücülerini, bütün uçakları…

Sonra çocuklar yazdığım o mektubu okumuşlar ve orman olup bir yangın talimatı yazmışlar okulların yangın köşelerine.

Yangından son kurtarılacak şeyler: saray, saray, ve saray diye yazmışlar!

 

Mazlum Çetinkaya

 

Yazar Profili

Mazlum Çetinkaya
Mazlum Çetinkaya
1969 Malatya, Yeşilyurt doğumlu.

Burdur Eğitim Yüksekokulunda ve Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gördü.

Dört yıl boyunca (2007 ile 2011) Hâr Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi editörlüğünü yaptı.

1990’larda Newroz Gazetesi’nde Serkan İnan adıyla taşlama yazıları yazdı.

Günlük Gazetesi’nde Mezopotamya’da kültür sanat sayfasında, kitap tanıtımları yaptı. Ötekilerin Gündemi’nde bir dönem deneme yazıları ile yer aldı. Ayrıca birçok edebiyat dergisinde şiir ve yazıları yayımlandı. Yayımlanmış beş şiir kitabı: “Zevebân”, “Taşta Uyuyan Zaman”, “Hecesini Onaran Çocuk” “Repesa”, “Dağ Suskunluğu” ve çocuklar için yazdığım altı hikâye kitabı var.

İstanbul 2 Nolu Eğitim-Sen üyesiyim, 23 yıllık öğretmen olan Mazlum Cetinkaya 675 sayılı KHK ile ihraç edildi.

Son zamanlarda Artı Gerçek Kültür Sanat ve Forum sayfalarına yazılar yazmakta.

Gaziantep yurthaberleri.net gazetesine haberler ve köşe yazıları yazmakta.
Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x