Naim Kandemir
Gün gelir yüzlerimiz unutulur, sonraları isimlerimiz bile hatırlanmaz. Bu, zamanın ve dünyanın gerçeği, belki de iş birliğidir. Yazdığımız kelimeler, cümleler çöpe atılmadıysa, bir kuytuda kendilerine ulaşacak ellerin ve bakacak gözlerin ilgisini bekler. Düşündüğümüz, konuştuğumuz kelimeler, cümleler ise tez elden uçar gider.
Bu döngü dünya ve insanlık var oldukça hep sürecek. Doğan çocuklar sesleri, harfleri, kelimeleri öğrendikçe cümleler kurup konuşacaklar, büyüdükçe okuyacaklar, bir kısmı da yazacak ve günü geldiğinde zaman ve dünyanın iş birliği sonucunda onlar da aynı akıbetle karşılaşacaklar.
Herkesin bir ömür çapı var. Bu çap hem düşünsel, hem coğrafik olarak var. Ömür çaplarımız büyüdükçe dünyada var oluşumuz daha anlamlı olunca, dünya da böylece daha anlam kazanır. Ömür çapını büyüten insan o oranda hayata bir şeyler katmış olur. Bu yönde çabası olmayanların ise hayata sitemleri ceplerinde dolu doludur.
Kuşakların yaşları ilerleyince ve yaşları ilerleyenlerin dünyada gerçekleştirecekleri ve dahası hayalleri azalınca bir yer değiştirme gerçekleştirilir: geçmişle gelecek yer değiştirilir. Bunun nedeni geleceğin artık yaşı ilerleyenleri motive edip neşe vermemesidir. Dolayısıyla da onlar geleceğin yerine geçmişi koyarak ve sürekli onu yâd ederek bundan haz almaya çalışırlar. Belki de haksız değildirler; zira artık adları Hıdır, ellerinden gelen budur haldedirler!
Bizler gençliğimizde deccalları ülkeden kovup yârin yanağından gayrı her yerde, her şeyde, hep beraber, diyebilmek için mücadele ederken, o deccallar ülke gibi bu kez de gençliklerimizi işgal ettiler.
Kuşakların yaş almaları da bir bakıma deccalların işine yarıyor. Kimilerinin enerjileri azalıyor, kimileri akıllanıp, bari bundan sonra bir gün yüzü görmek, istiyor…
Kuşakların yaşları ilerledikçe bazı yıllar onlar tarafından kerteriz alınır. Bizim kuşağın kerteriz alınan yılı 1980 oldu. Bu yıl, ana kerteriz yılımızdı. Ömrümüzün MÖ ve MS ayrımı kadar önemli bir yılı oldu 1980. Bu yılda deccallar 78 Kuşağı’nın üzerine vahşice nasıl çullandılarsa, 78’liler de o yıldan uzaklaştıkça hayalleri sönümlendi.
Gerçek şuydu ki; Tanzimat’tan beri solun getirdiği birikimle tarihin randevusunu kaçıran 78 Kuşağı bir daha o randevuyu alamayacaktı.
Hayallerinden uzaklaşanların acı bir gerçeğidir; hayallerinin peşinde koşanlar zamanın tasallutundan azadeyken, hayallerinden uzaklaşanlar son zaman’a dek bedenlerini sürükleyerek yaşama yolundadırlar.
Eskiden hayallerimiz gururumuzun oluşturucusu iken, yaşlandıkça çeşitli kimliklerimizle kendimize gururlar icat eder olduk. Kimliklerin gurur kaynağı olması, düşüncenin de konfeksiyon devrine girmesini getirdi. İnsanlar artık yeni gurur kaynaklarının moda kıldığı fikirleri alıp kafalarının içine koyuyorlar. Huzur sadece İslam’da değil, fikrî kabileler içinde de mutlu olunuyor artık.
İşin doğrusu, bizlerin öncelikle kendi hayatımızın inşaacısı olmamız gerektiğiydi. Kendi hayatını kurmakta başarısız olanların toplum hayatında usta pozuna bürünmeleri toplumun bugünkü halinde pek sırıtıyor oysa.
Yine de, yaşlanan kuşakların içindeki bir kesim için hâlâ, hayallerinin emrine amade olamasalar da, devrim: yapamasak da göremeyeceksek de, o devrim bizim devrimimizdir! Bu bile umutsuzluk deryasında bir sessiz direniştir.
İşte o sessiz direniş, umutsuzluk deryasından çıkışın ve geleceği şekillendirme çabasının anahtarıdır. Hayat devam ettikçe, bu mücadeleye yön veren anahtar, kuşaktan kuşağa geçecektir.
12 Ocak 2024











👏👏👏👏👏🙃