Salı, Ağustos 18, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

YARALI BİR NİDÂ: AHMET TELLİ

Sonhaber by Sonhaber
12/07/2026
in Manşet Haberler
A A
0
YARALI BİR NİDÂ: AHMET TELLİ
0
SHARES
461
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Ömrünü yoldaşlıkla mühürlemiş, kelimeleri yaşanmışlıktan ayırmadan; acıdan, vicdandan ve kayıptan süzerek getiren, kırılganlığı saklamayan ama teslimiyeti kabul etmeyen bir söz işçisi: Ahmet Telli.

Bazı insanlar yaşamlarını anlatırken tarihlerden, olaylardan söz eder; bazıları ise hafızalarında kalan ilk acıdan… Çünkü insanın gerçek yaşı, belki de yüreğine düşen ilk sızıda başlıyor. Şiiri yara ile onur arasında kurulan ince bir çizgide duran Telli’nin hikâyesi de biraz böyledir. Şiiri yalnızca estetik bir arayış değil; yaşanmışlığın şiire dönüşmüş hâli, vicdanın hafızasıdır.

Bir Hayata Nereden Başlanır?

Ahmet Telli, 2 Aralık 1946’da Çankırı’nın Eskipazar ilçesinde, Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen baba ile ev hanımı bir annenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı. Büyük büyük annesinin Çerkez masallarıyla sarmalanan çocukluğu, kasabanın tozlu sokaklarında şekillendi.

Henüz ilkokul yıllarında doğanın sert yüzüyle tanıştı. Dedesi tarafından yılkıya bırakılan iki tayın raylarda son bulan sessizliği ve beyaz köpeği Alaş’ın kayboluşunun ardından duyduğu derin boşluk, onun “ölüm” kavramıyla ilk sarsıcı karşılaşmalarıydı. Ölümün insanlara da uğrayacağını bilmeyen bir çocuğun, hayatla bu ilk yüzleşmeleri, henüz kelimeye dönüşmemiş bir kederin; ileride şiirini mayalayacak hüznün ilk tohumlarıydı. Kasabanın mahalle kavgalarında kendinden daha mağdur çocuklara karşı hissettiği o ilk iç sızısı ise hayat boyu sürecek adalet duygusunun, zayıfın yanında durma iradesinin ve insan kalabilme mücadelesinin başlangıcı oldu.

Sarı Defterler

Babasının getirdiği küçük banka ajandalarına, cep defterlerine düşülen notlar, onun ilk kafiyeli sözleriydi. Kavgacı arkadaşlarının “bundan kavgacı olmaz, bu adam yazıyor” diyerek onu dışlamasına rağmen Ahmet Telli, yolunu çoktan çizmişti. Önce günlükler, sonra defterler, ardından kütüphaneler geldi…

1957 yılında Hasanoğlan Öğretmen Okulu’na adım attığında cebinde hayalleri, yüreğinde edebiyat tutkusu vardı. Okulun kütüphanesinde Diderot ve Çehov’la tanıştı. Bu satırlar genç bir öğretmen adayının iç dünyasında yeni kapılar açarken, dünyaya başka bir pencereden bakmayı da öğretti. Yazmak artık yalnızca bir heves değil, var olmanın biçimiydi. Sarı matematik defterlerini sevdiği şiirlerle doldurduğu bu yıllarda kaderi, okulun dördüncü sınıfındayken yeni kaydolan İbrahim Kaypakkaya ile kesişti.

İlk yayımlanan yazısı nedeniyle gördüğü şiddet, ona yazmanın bir cesaret işi olduğunu öğretti ancak yazmaktan vazgeçmedi. İlk sürgününü, devrilen bir öğretmen arabası soruşturması sonucu Kayseri Pazarören’e gönderilerek yaşadı. Kaypakkaya’nın istasyonda Ahmet Telli’nin valizini taşıyarak onu uğurlaması, hayatı boyunca sığınacağı o mahcup yoldaşlık duygusunun hafızasına kazındığı andı. Çünkü kelimeler onun için artık susmanın değil, direnmenin diliydi.

Yangın Yılları

Öğretmen olarak Anadolu’nun farklı köylerinde görev yaparken insanı tanıdı, yoksulluğu gördü, farklı kültürlerle aynı sofrayı paylaştı. 1960’ların sonuna doğru Gazi Eğitim Enstitüsü yılları başladı. Türkiye’de devrimci rüzgârların sert estiği, çalkantılı bu dönemde sosyalizmle olan bağını duygu düzeyinden bilgi düzeyine taşıdı. Sokaklarda, mitinglerde, gençliğin umutlarında ve arkadaşlığın sıcaklığında geçen bu yıllar, onun “Yaşadıklarımız yazdıklarımızı, yazdıklarımız yaşadıklarımızı besler” düsturunu kurdu. Onun şiirinde sıkça rastlanan vicdan, merhamet ve dayanışma duyguları, işte bu sokakların heyecanında mayalandı.

1970’lerden sonra Ahmet Telli artık yalnızca bir öğretmen değil, çağının tanıklığını yapan güçlü bir şairdi. İlk şiiri erken yaşta yayımlanmıştı. 1979’da yayımlanan Yangın Yılları ve Hüznün İsyan Olur, bir kuşağın acısını, öfkesini ve umudunu taşıdı. Kitapları polis aramalarında evlerden toplandı, imha edildi; ama elden ele dolaşarak binlerce okura ulaştı. Bu şiirler artık yalnız sokaklarda değil, edebiyatın kalbinde de yankılanıyordu. Zulmün karşısında sesi kısılmamış, gerektiğinde sessizliğin içinden konuşmuştu.

12 Eylül ve Sessizliğin Sesi

12 Eylül karanlığı, Telli’nin hayatındaki en derin kırılmalardan biri oldu ve evini bir yılbaşı gecesi vurdu. Gözleri bağlanarak götürüldüğü DAL koridorlarında ağır işkencelerden geçti. Tutuklandı, görevine son verildi, yargılandı ve hapis yattı. Dosyalarına el konuldu, yıllarca emek verdiği birçok çalışma kayboldu. Yazdığı kitapların adları çarpıtılarak “terörist” ilan edildi.

İşkence altındayken polisin cebinden aldığı sigarayı ona geri uzatmasıyla hissettiği o derin mahcubiyet, onuruna düşkün bir şairin ruhunda, fiziksel acıdan daha kalıcı bir yara açtı. Fakat yaşananlar şiirini eksiltmedi; tersine, ona daha derin bir ses kazandırdı. O, “vefa, merhamet ve vicdan” dediği yoldaşlık kültüründen hiç kopmadı. Ona göre yoldaşlık, bir mitingde coplara karşı hiç tanımadığı birinin önüne siper olabilmekti; kuşağının ağır bedellerle yoğrulmuş iklimini, sokağın sesini ve yitirilen dostların izini süslemeden anlatmaktı.

Vicdan Atlası

Yıllar sonra mahkeme kararıyla öğretmenliğe döndü, ardından emekli oldu. Saklı Kalan, Su Çürüdü, Belki Yine Gelirim, Nida ve daha birçok eseriyle şiirini olgunlaştırdı. Kitapları Kürtçeye, İspanyolcaya çevrildi; ödüller aldı. Fakat onu asıl kalıcı kılan aldığı ödüller değil, insanın vicdanına dokunan o sahici, dürüst sesti. Zamanın kiri arttıkça o, şiiriyle buna karşı durdu.

Ahmet Telli’nin altmış yılı aşan kalem yolculuğu, sadece kâğıda düşen mısralardan ibaret değildir. Onun külliyatı; yangın yıllarının içinden süzülüp gelen, bir kuşağın acısını onuruyla harmanlayan devasa bir vicdan atlasıdır. Onun dizelerinde bireysel acı hiçbir zaman yalnız değildir; toplumsal hafızanın, kaybedilen arkadaşların, yarım kalmış düşlerin sesiyle birleşir. Şair; suların çürüdüğü bir çağda umudun rengini aramış, kelimelerini aşkla, yoldaşlıkla ve hiç bitmeyen bir incelikle yoğurmuştur.

Onun şiirini besleyen en büyük kaynak belki de hiç kaybetmediği vefa duygusudur. Ona göre bir kuşağı ayakta tutan yalnızca ortak düşünceler değildir; birbirinin acısını taşıyabilme cesaretidir. Bu yüzden onun dizelerinde umut, en çok hüzünle yan yana yürür. Sevgi, en çok kayıpların ardından büyür. İnsan, en çok yaralandığı yerden dünyaya seslenir.

İncitmeyen Zarafet

Bugün geriye dönüp bakıldığında Ahmet Telli’nin yaşamı yalnızca bir şairin biyografisi değildir; aynı zamanda yol gösteren bir ağabey, omzuna yaslanılacak bir dost, sözüne güven duyulacak vefalı bir yoldaştır. Hayatın en çetin zamanlarında bile insanı incitmeyen zarafetiyle, umudu diri tutan sesiyle ve şiiri kadar sahici duruşuyla onu tanıyan herkesin hafızasında ayrı bir yer edindi. Onu anlatırken kitaplarından, ödüllerinden ya da yaşadığı zorlu yıllardan söz etmek elbette eksik kalmaz; ama asıl unutulmayan, insana dokunan yanıdır. Çünkü Ahmet Telli, yalnızca iyi şiirler yazan bir şair değil, yaşadığı gibi yazan, yazdığı gibi yaşayan ender insanlardan biridir.

Ahmet Telli ömrü boyunca bize “Birbirimizin sıcaklığını duymayı kaybedersek dünya üşür, yoldaşlık üşür.” diye fısıldadı.

Geleceğe bıraktığı miras, hiç sönmeyecek bir hakikat ışığıdır. Yürek atışları bu topraklarda yankılanan, ömrünü insana ve sokağa adamış mağrur bir sestir o.

Ve belki bütün bu uzun yolculuğu, onun o unutulmaz dizesi tek bir cümleyle özetlemeye yeter:

“Yaralı bir nidâyız yaşadığımız bu dünyada.”

 

 

 

Tags: Emin Şir
Previous Post

AHMET TELLİ’NİN ARDINDAN

Next Post

Diploma Törenleri

Sonhaber

Sonhaber

Yazarın Diğer Yazıları

DÜNYANIN ACEMİSİ
Kitap Önerileri

DÜNYANIN ACEMİSİ

30/01/2026
Ela Rosa
Kitap Önerileri

Ela Rosa

15/01/2025
Next Post
Diploma Törenleri

Diploma Törenleri

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Cezalandırılan Kadın Bedeni, Cezasızlık ve Kadınların Hafızası

Cezalandırılan Kadın Bedeni, Cezasızlık ve Kadınların Hafızası

by Rabia Baldemir
18/08/2026
0

Paula Maier’in anlattığı cinsel saldırıyı yalnızca gözaltında gerçekleşmiş bireysel bir saldırı olarak ele almak, yaşananın politik niteliğini eksiltir. Burada bir...

ABD-İran hattında ateşkes çıkmazı: Tahran’dan “tam saldırı” tehdidi

ABD-İran hattında ateşkes çıkmazı: Tahran’dan “tam saldırı” tehdidi

by Sonhaber
18/08/2026
0

ABD ile İran arasında haziran ayında varılan geçici mutabakatın 60 günlük müzakere süresi, kapsamlı bir anlaşmaya ulaşılamadan sona erdi. Washington...

İzmir’de taşeron işçiler yeniden eylemde: İş bırakma gündemde

İzmir’de taşeron işçiler yeniden eylemde: İş bırakma gündemde

by Sonhaber
18/08/2026
0

İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı modüler tuvalet ve bebek bakım alanlarında çalışan taşeron işçiler, çalışma düzenlerinin değiştirilmesi talebiyle Kültürpark’taki belediye holleri...

Asgari ücret mutfağa yetmiyor: Açlık sınırı 49 bin 556 lira

Asgari ücret mutfağa yetmiyor: Açlık sınırı 49 bin 556 lira

by Sonhaber
18/08/2026
0

Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi’nin ağustos ayına ilişkin çalışması, ücretlerle temel yaşam giderleri arasındaki makasın büyüdüğünü ortaya koydu. BES-AR’ın gıda...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik