Yaşlı gittim şen döndüm!

“Yaşlı insanlar, geçmişi hatırladıkça hüzünlenirler. Çünkü ya eski güzel günleri hatırlayıp o günlerin geri gelmeyeceğine üzülürler ya da çektikleri dertleri düşünüp gönül yaralarını tazelerler.”

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat / Şemseddin Sami

 

Oldu mu? Şimdi hepimiz yalnızız! Evlere kapandık, çıkamıyoruz. Birbirimize temas edemiyoruz. Öleceğimizi düşünmek zaten yeterince kötü geliyorken şimdi yalnız ölebileceğimiz düşüncesine alışmaya çalışıyoruz. Kalabalıklar içinde bile yalnız kalmayı başarıyorduk ama bunu düşünmemiştik sanırım. Yalnızız… Yalnızız… Yalnızız… Uzun zamandır istemiyor muyduk bunu? Hayır mı? Değil!

Sosyal medyanın hayatımıza girişiyle birlikte bir araya toplandığımızda ne yapıyordun, elinden telefon düşmüyordu, hatırladın mı? O zaman kes sızlanmayı, hatırla geçmişi, biz nerede hata yaptık?

Bir musibet bin nasihatten iyi derdi eskiler, evet eskiler… Bizim gibi her bilgiye(!) haiz değillerdi belki ama gerekli gereksiz demeden her konuda sohbet edebilirlerdi. Yaşadıkları anın keyfini çıkarırlardı. Sen eve kapanmadan önce yaşadığın herhangi bir şeyi kimsenin aklına gelmeden ilk önce ben sosyal medyada paylaşmalıyım, diyordun ya bak o yoktu onlarda işte… Ne iş yapıyorsun? Hangi okula gidiyorsun? Ne zaman evleneceksin? Çocuk yapacak mısınız? gibi sorulara muhatap olmamak için çoğu kez susmayı ya da gidilecek ziyaretlere gitmemek için çalışmam lazım, diye evde kalıyordun, bu sorulara cevap vermemek için telefon etmek istemiyordun ya şimdi bahane üretmene gerek kalmadı. Evdesin artık…

Düşün, hastalık çıkmış ve özellikle yaşlıları hedef almasına rağmen evlere sokamıyorsun onları, neden? Yasak getiriyorsun buna rağmen evde durmak istemiyorlar, dalga geçilmelerine rağmen, bildiklerini okumaktan geri durmuyorlar…

1960 yılından önce doğanlar diye kodlamak lazım kabaca… Çeşitli yokluklar, darbeler, ekonomik krizler görmüşler. Çoğunlukla özel eğitim nedir bilmemişler, bırak dünyayı gezmeyi bulundukları şehri terk etmemişler. Gitseler bile ya askerlik ya evlilik nedeniyle olmuş bu çıkışları… Tatile giderlerse hep aynı yere gitmişler. Çalışmışlar, çok çalışmışlar. Giydikleri üzerine kafa yormamışlar, eskiyene kadar giymişler, çok fazla yokluk görmüşler. Dışarıda yemekten kaçınmışlar, aynısını evde yaparız demişler, biriktirmeye çalışmışlar. Çocukların hepsine bir şey bırakmak istemişler. Torun en sevdikleri şey olmuş…

2006 yılının Ekim ayıydı. Gece yarısı telefonum çaldı. Gece yarısı çalan telefonlar hep ürkütücüdür ve korka korka açtım… Evet, tahmin ettiğim olmuştu. Sevgili ananem hayata gözlerini yummuştu. Uzun zamandır Alzheimer’den muzdaripti. Üzerine karaciğer kanserine yakalanmıştı. Aramızdan ayrılacağını biliyorduk ama kimse yakınlarının öleceğini düşünmek istemez, düşünmemiştim, düşünmek istememiştim…

30’lu yaşlarda kocasını, kısa süre sonra da oğlunun acısına dayanamayan kayınpederini kaybetmişti. Kalabalık bir aile olarak en küçüğü 7 yaşında 4 çocuğuyla birlikte, kayınvalidesiyle yaklaşık 40 yıl bir arada yaşayacağı zorlu bir hayatı olmuştu. Dedemin sağlığında varlıklı, neşe dolu olan hayatı yerini zorlu hayat koşullarına sürüklemişti. Arabayla gidilen piknikler, piknikte çalınan gramofonlar yerini; masraf olmasın, kimselere yük olmayayım, laf gelmesin diye sokak lambasının ışığından faydalanarak yapılan ek işlere bırakmıştı.

Büyük babaannem zalim biri değildi ama her gelin kaynana arasında yaşananlar, onların ilişkisinde de görüldüğünden, sıkıntılar yaşanıyordu. Bir de buna gördüğünüz en hassas ruhun tedirginliği eklenince, herhangi bir laf gelmemesi için aşırı özen gösteriyordu ananem. Maddi anlamda bir ihtiyaçları yoktu belki ama laf edilebileceğinden çekindiğinden kimseden para isteyemez, çocuklarının ihtiyacını karşılayabilmek için işte o sokak lambasının ışığında oya işler, örgü örerdi. Uzun yılların sonunda o dünyanın en güzel mavi gözlerinden biri dayanamadı ve rahatsızlandı. Ölene kadar gözlerinden biri kendisi gibi hep mahcubiyetle baktı…

Biz Bursa’da merkezdeydik. Kendi anne babası, şimdi merkezi olan bir köyündeydi. Günde 1 ya da 2 kere köye otobüs olurdu. Şimdi sınırlı sayıda yeşillik olan yerde tek tük ev bulunurdu. Her taraf alabildiğince tarlaydı. Bir çocuk olan benim için cennetti, o, oraya gittiğimizde adeta uçardı. Hayvanları, bitkileri tanıtırdı. Hayvanlara iyi davranmamız gerektiğini ondan öğrenmiştim. Elleriyle kertenkele yakalayan bizlere bir dilek tutup, onları salınca dileğimizin yerine geleceğini söylerdi. Ailesine de yük olmak istemez, olağan ziyaret bitince evine dönerdi. Öyle ki bir gün yanında parası da yokmuş ve otobüs bileti alamadığı için onca yolu yürüyerek eve dönmüştü. Bilet dediğim de şehirlerarası otobüs bileti değil, bildiğimiz şehir içinde kullandığımız otobüs bileti…

Tutumlu olmayı öğretenim, yanında kaldığımızda hala hatırladığım hikâyeler dinlediğim, okunmuş pirinç olmadan sınava sokmayanım, anneler günüde almayı unuttuğumuz hediyeler için kendisini değil çocukları hatırlansın ve biz de üzülmeyelim diye son dakika hediye yaratıcım, sonsuz sevgi kaynağım…

Üniversite sınavına hazırlanırken, yıllar sonra ailesinden kalan mirasla almış olduğu evinde birlikte oturmuştuk, kazanana kadar. Her türlü rahat ettirmeye çalışır, gecenin üçünde bile yaptığı poğaçalarla sabahlara kadar oturan benim için kendini parçalardı. Ben ilk torunu olduğum için bunları yaptığı düşünülmesin, herkese karşı iyiydi. Mesela kuzenim Sinem üniversiteyi kazandığında, evi barkı bırakıp okul bitene kadar yanından ayrılmamıştı. İhtiyacı olanın hep yanındaydı…

Cenaze töreni için sabaha karşı apar topar İstanbul’dan Bursa’ya gitmiştik. Bir devrin sonu gibiydi. Onu kaybetmiş olmanın üzüntüsüyle birlikte keşke benim çocuğumu da görseydi diye üzülüyordum. Üniversiteyi kazandığım İstanbul’da kalmış, iş güç sahibi olmuş, geri dönmemiştim. Evlenmiştim. 10 yıldır birlikteydik, eşim de yanımdaydı. Onu hep birlikte çiçeklerle uğurladık… Aynı gün İstanbul’a döndük. Ertesi gün eşimle doktora gittik. 2 haftalık hamileydi…

Hayat kısa kuşlar uçuyor, demiş Cemal Süreya… Bu salgından korumak istiyoruz onları ama dilimizi doğru kullanmalıyız. Nasıl anlattığın önemli… Hiçbir şey görmemiş neslin anladığı ile çok şey görmüşlerin anladığı farklı… Kendisi için yaşayan bizler gibi değildi onlar hep başkaları için yaşadılar, saygı eksik olmasın üstlerinden tabii sevgimiz de…

 

Instagram: @orkungalolar

Mail: galolar@hotmail.com

Yazılmış yorum yok

Yorum Bırakınız