Daren Acemoğlu’nun Koç Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı konuşma yakın geleceğe ilişkin kötümser öngörüler içeriyor. Artık ilgilisinin yabancı olmadığı karanlık kehanetler.
Konuşma, öğrencilere, eniştesinin Peter Parker yani Örümcek Adam’a tavsiyesi ile başlıyor: Büyük güç büyük sorumluluk demek. Gücü, birinci sınıf eğitim olarak formüle ediyor Acemoğlu. “Ülkenin en iyi okulundan mezun oluyorsunuz. Bu büyük sorumluluk demek! Topluma karşı sorumlusunuz.” Kastettiği sorumluluk; demokrasi, adalet ve özgürlük kavramlarını içerdiği için aslında büyük harfle SOL dünyaya ait. “Bu dünyanın kodlarıyla davranın çünkü elitsiniz yönetici sınıfın karar merkezlerinde yer alacaksınız, etkili olabilirsiniz.” demek istiyor.
Ama aslında YaZe odaklı bir metin kaleme almış Hoca. Yapay Zekânın, demokrasi nefretini küresel ölçekte yükselten Kapitalist Sistem’i daha da merkezileştireceğini söylüyor. Teknolojik sıçramalarla an be an kendini aşan Yapay Zekâların tüm dünya yoksullarını araçsallaştırarak basit bir eşya -aslında yük- boyutuna indirgemeye başladığını ve bu sürecin hızlanarak devam edeceğini vurguluyor. Ancak böyle bir gidişatın zorunlu olmadığını ve YaZe’nin eşitlikçi kod ve tonlar taşıyan demokratik adil bir ideolojik eksende kullanılabileceğini de söylüyor ama. Ve bunun kesinlikle kaçınılmaz olmadığını ancak iradi bir müdahale ile gerçekleşebileceğini söylüyor. Bildiğiniz volontarizmi çağırıyor hoca kurtuluş için.
Her şeyin kötüye gittiği dünyada YaZe’nin bundan çok daha kötüsünün yani insanların çoğunluğu adına işçiler işsizler prekarya adına mülksüzler adına çok daha korkunç bir dünyanın ortaya çıkmasına yol açabileceğini sakince vurguluyor.
Acemoğlu’nun konuşması beni mikro makro fark etmez her türden milliyetler ve alt kimlikler üzerine verilen mücadele üzerine düşünmeye sevk etti.
Mesela Türkiye’de Abhazların hak ve özgürlükleri Abhazca unutulmaması hususundaki çabaya gözümüzü çevirelim. Sadece bir Kuzey Kafkas halkı mücadele yükseltmenin dünya ve total olarak ezilenler mülksüzler yani en alttakiler için ne anlama geleceği üzerine düşünmek istiyorum. Buna LGBT Plus halkı da dâhil. Ya da inanç bağlamında baskıya uğrayan Ezidi ve Alevi halkları da. Kadın meselesini de ekleyelim hatta.
Sadece bir meseleye odaklanmak bütünsel bakışı zedeliyor. Sivil toplum kuruluşu ana sözleşmesi sınırlarına çekilmenin eksiklik olduğunu düşünüyorum siyasal bağlamda. Abhazların kimlik hakları üzerine verilen mücadelenin Yapay Zekalı dünyada özgürlük ve demokrasiye ne katkı sağlayacağı üzerine düşünmek gerekiyor. Bu bağlamı önemsiyorum. Abhazlar, Aleviler tabii ki onlarca milyonluk devasa bir halk olarak Kürtler ve LGBT plus halkı ve kadın ulusunun her birinin tek tek mücadelelerinin büyük özgürlük denizinin içinde yer alabilecek direniş hatları olabileceğinin farkındayım. Böyle olmak zorunda değil ama. Nasıl ki Yapay Zekânın demokrasi özgürlük ve eşitlik için ne anlama geleceği iradi bir tercihe bağlıysa. Kendiliğinden var olamıyorsa.
Büyük hikâyenin yanında ya da içindeki küçük hikâyelerin (bir bölümü hiç de küçük değil. Kadın ulusu ve LGBT PLUS ulusu gibi.) özgürlük kavramına bakışı kritik önemde. Jineps Gazetesi mesela sol demokrat ve özgürlükçü bir çizgide yayın yapan Çerkes gazetesidir. Küçük hikaye büyük hikaye ile iç içedir Jineps’te. Yanlış anlamadıysam bu şekilde. Türban özgürlüğüne bakın. İslami hayatı kamusal alanda yaşamak isteyenlerin özgürlük talepleri ötekilere kamusal alan bırakmamak noktasında nettir. Elbette gücü ne kadar yetiyorsa o kadar bir kamusal alana çökme durumu vardır. İnsanları müslim-gayrimüslim olarak ayıran bir ideolojinin özgürlük meselesinde Konfüçyüs tarzı bir ahlakı olacağını düşünmüyorsunuz herhalde.
Bir parantez açarak şu cümleyi de yazalım: Türkiye’de sosyalist sol, Kürt hareketine karşı büyük hikâyenin dışında kalma ve küçük hikayesini öne çıkartarak ötekini gölgeleme eleştirisinde bulunuyor. İlk bakışta haklı olabilir mi diyorsunuz. Sonra bu sol hareketlerin kendilerini Türk ulus devletinin küçük hikâyesine hiç de sıkıntı çekmeden eklemlediğini görüyorsunuz. İroni var çelişki var mizah var. Ama kapsayıcı bakış ve derinlik yok.
İkinci parantez de Acemoğlu için: Elit bir vakıf üniversitesinde yeni mezun parlak gençlere konuşuyor Hoca. O çocukların ultra zenginlerin sınıf çıkarlarını korumakla yükümlü olacaklarını da biliyor. Ama yine de ruhlarına ağır bir erdem elbisesi giydirmekten geri kalmıyor. Onlara diyor ki adaletten haktan hukuktan yana olun. İyilikten yana olun. Ama onlar sadece birer CEO. Ve bunun için patronları için çalışmak zorunda hepsi. O devasa şirketlerin büyük hissedarları hak hukuk adalet iklim ve hürriyet dinler mi? O çocuklara bu kadar yük fazla değil mi? Bir de demokrasinin çökmekte olduğunu söylüyor Hoca. Evet çöküyor. Peki bu çöküşte dünyayı kukla tiyatrolarına çeviren o devasa ellerin etkisi yok mu? O ultra şirketlerin çıkarları demokrasiye düşmanlık gerektiriyorsa ve bu ontolojik bir durum ise o zaman yapay zekaların işçiler lehine programlanması mümkün olabilir mi? Bunları neden söylemiyor Acemoğlu?
Ve son olarak; YaZe trilyon dolarlık devasa bütçeleri ve devletleri aşan örgütlenmeleri ile bir heyula gibi üstümüze çöken tanrısal şirketlerin hâkimiyetinde hayat buluyor. Onların arzuları gelecek planları programlanıyor. Ezilenlerden emekçi sınıflardan yani Enternasyonal’in lanetlilerinden değil en alttakileri daha da alta itmeye gönül vermiş sınıftan yana bir algoritma. Genel yapay zekâ üretildiğinde yani insan seviyesinde yapay zeka yaratıldığında ezilenlerin kendi alternatif yapay zekaları ile (mesela Spartacus ya da İki Keman – Sakallı ve Engels’e atfen ) savaşa dâhil olması gerekecek. Bu süper tech tanrı nasıl yaratılır bilemiyorum. Ama yapılması gereken bu olacak Belki bir CEO nihayet merhametine yenik düşerek şirketinin ürettiği YaZe’yi devrimci bilinçle yeniden var edecek. Onu ezilenlerin müttefiki yapacak. Böylece insan ve YaZe arasında karşı cepheye karşı yeni bir direniş hattı yaratılacak.
Kim bilir.












