Topluma ezilenlerin değil de kendi pencerenden bakmaya başladıkça olan biteni umursamazsın; varsa yoksa kendindir. Toplumun merkezine de ezilenleri değil, para kazanmayı ve sınıf atlamayı koydukça da kendine yabancılaşırsın farkında olmadan. Artık vicdanın yer değiştirmiştir. Paranın kölesi olmuştur. Sen bunun farkına varmazsın çünkü geliştirdiğin savunma mekanizmaları sayesinde bilinç altın yalanlarına ortak olur ve bilincini rahatlatır. Toplumun sorunlarını dert edinenden kendi sorunlarını dert edinene dönüşür; toplumun sorunlarını çözmek yerine kendi sorunlarını çözmeye yönelirsin. Neo-liberalizm politikasının stratejisi de aslında budur. İnsanları toplumdan kendine doğru yönlendirmek. Ve lüksün yapılan reklamlarıyla insanları tüketmeye ve bu bağlamda her şeyi ticarileştirmeye yöneltmektir. İnsanları da toplumdan kendilerine yöneltmenin en kolay yolu onlara hoşlarına gidecek kimlikler vermektir. Dini kimlikler gibi, milli kimlikler gibi. Çünkü kendiyle uğraşan insan toplumla uğraşmaz ve isyan etmez. Verilen kimliklerle uğraşır ve benliğinin bir parçası haline gelen kimliklerine sarılır. Kendi kimliklerine yapılan saldırılar karşısında verdiği tepkiyi, kendisi kendinden farklı kimliklere yaptığında veremez. Aslında kimliklerin yaratılıp ezmenin ve sömürmenin yolu olarak ezilen ve sömürülenlerin fark ettirilmeden üstlerine giydirilmesinin gayesi de budur. Kendi milletine saldırılırsa ateş püskür, ortalığı ayağa kaldır ama diğer milletlere hakaret et, zulmet…

 

Toplumsal meseleleri dert etmeyen sadece kendine yönelen insan daha kolay ezilir ve sömürülür. Korku imparatorluğu yaratılır, adaletsiz bir hukuk sistemi yaratılır, ülke soyup soğana çevrilir yine de sesi çıkmaz meydanlara dökülmez. O kendi için bir çıkış yolu arar. Eğer para kazanacaksa ya da kazanıyorsa veya zengin olacaksa onun için ne fark eder ki; tek adamı da çok adamı da destekler. Çünkü umursamazdır. Bu söylenenler bütün dünya insanları için geçerlidir. Umursamazlık bütün dünyayı kuşatmıştır. Şöyle örnekleyebiliriz: Her sene araba değiştirip, her yaz tatiline giden ve her hafta sonu restoranda birasını içen ve içebilen Alman işçisi için Mumbai, Dharavi’de sefalet içinde yaşayan sefil bir Hint işçisi hiçbir önem arz etmez. Ya da şöyle örnekleyelim; Bağdat’ta cami bombalanır ya da Şam’da cami bombalanır, yüzlerce insan ölür hiçbir Batılının sesi çıkmaz ama Londra’da bir bombalama olur dünya ayağa kalkar. Neden? Çünkü Şam ve Bağdat halkı fakirdir. Batı ise zengin.

Ya da gelin kendimize daha güncel bir soru soralım. Bakalım biz ne kadar umursayanlarız? Kaçımız şu anda Yemen’de nelerin olduğundan haberdar?

Yıllardır süren ABD, İngiltere ve Körfez ülkeleri destekli Suudi hava saldırılarında en az 12 bini sivil olmak üzere 100 binden fazla insanın öldürüldüğü BM raporlarında dile getiriliyor. Şu anda milyonlarca insan açlığın, kıtlığın ve salgın hastalıkların pençesinde ölümü bekliyor. Acil gıda yardımı yapılmazsa 100 bin çocuğun öleceği belirtiliyor. Ve şu gün Covid 19 karşısında dünyadaki en savunmasız ülke Yemen…kolera salgını ise cabası…

Yiyecek ekmek içecek su dahi bulamayan bu dünyanın en yoksulları Covid aşısına nasıl erişecekler?

Ve hiçbir şeyleri olmayan bu insanlar, hiçbir şeyleri olmadıkları için, kendilerinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen insanların umurunda bile değil. Ne yazık ki bilinç ve bilinç altının ortaklığı vicdanları rahatlatıyor. Onlar umurumuzda değil. Umurumuzda olması için illa bir Picasso’nun çıkıp Yemen’in Guernica’sını mı yapması gerekiyor?

Oysa Yemen elleri kan ağlıyor.

 

Mustafa Kumanova

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x