Dünya nüfusu, tüketim ve çevresel tahribat arasındaki ilişkiyi inceleyen yeni bir araştırma, küresel nüfusun önümüzdeki iki yüzyılda kademeli biçimde azaltılmasını gündeme taşıdı.
Mark Keegan’ın başyazarları arasında bulunduğu uluslararası araştırmacı grubunun hazırladığı “Achieve Sustainability by Easing Population to 4 Billion by 2200” başlıklı çalışma, Temmuz 2026’da Wiley tarafından yayımlanan Sustainable Development dergisinde yer aldı.
NÜFUSLA BİRLİKTE TÜKETİM DE İNCELENDİ
Araştırmacılar, son yarım yüzyılda insan nüfusu ile biyolojik çeşitlilik kaybı, enerji ve doğal kaynak kullanımı ile farklı kirlilik göstergeleri arasında güçlü ilişkiler bulunduğunu savundu.
Makalenin yayımlanan özetinde, nüfus büyüklüğünün tek başına ele alınmadığı, kişi başına düşen tüketim ve çevresel etkinin de değerlendirmeye katıldığı vurgulandı. Araştırmacılara göre sürdürülebilirlik için hem nüfus artışının durması hem de özellikle yüksek tüketim düzeyine sahip toplumlarda kişi başına kaynak kullanımının azaltılması gerekiyor.
Çalışmanın 2024’te yayımlanan kamuya açık ön baskısında, 1970-2020 dönemine ait sekiz gösterge incelendi. Bunlar arasında yaban hayatı popülasyonları, karbondioksit salımları, toplam enerji tüketimi, ekolojik ayak izi, kişi başına tatlı su miktarı, maden çıkarımı, plastik üretimi ve tarım ilacı kullanımı bulunuyor.
4 MİLYARLIK SENARYO NASIL HESAPLANDI?
Araştırmacıların senaryosu, küresel doğurganlık hızının 2050 yılına kadar kadın başına ortalama 1,75 çocuğa düşmesi ve bu seviyenin uzun süre korunması varsayımına dayanıyor.
Kamuya açık ön baskıdaki hesaplamaya göre bu koşullar altında dünya nüfusu, 2050 sonrasında yılda ortalama yüzde 0,6 oranında azalabilir. Bu eğilimin 150 yıl boyunca devam etmesi durumunda küresel nüfusun 2200 yılında yaklaşık 4 milyara gerileyebileceği öne sürülüyor.
Bu nedenle araştırmadaki 4 milyar rakamı, “Dünya nüfusu kesin olarak bu seviyeye düşecek” anlamına gelmiyor. Sonuç; doğurganlık, yaşam süresi, çocuk ölümleri, ekonomik gelişme, göç ve tüketim alışkanlıkları hakkındaki uzun vadeli varsayımlara dayanıyor.
ZORLAYICI NÜFUS POLİTİKALARI ÖNERİLMİYOR
Çalışmada nüfusun savaş, zorunlu kısırlaştırma, doğum yasağı veya başka baskıcı uygulamalarla azaltılması yönünde bir öneri bulunmuyor.
Araştırmacılar doğurganlık oranlarındaki düşüşün kadınların çocuk sahibi olup olmayacağına, ne zaman ve kaç çocuk sahibi olacağına özgürce karar verebilmesiyle sağlanmasını savunuyor. Bunun için kız çocuklarının eğitime erişimi, kadınların ekonomik ve toplumsal olarak güçlendirilmesi, erken yaşta evliliklerin önlenmesi ve gönüllü aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması öneriliyor.
Araştırma, doğurganlığın düşürülmesinin tek başına yeterli olmayacağını da kabul ediyor. Nüfus ile kişi başına tüketimin birlikte toplam çevresel etkiyi oluşturduğuna dikkat çekilerek, özellikle varlıklı ülkelerde aşırı enerji ve kaynak kullanımının sınırlandırılması gerektiği belirtiliyor.
BM’NİN TAHMİNİ FARKLI
Birleşmiş Milletler’in resmi nüfus projeksiyonları araştırmadaki senaryodan belirgin biçimde ayrılıyor.
BM’nin 2024 tarihli Dünya Nüfus Beklentileri raporuna göre 2024’te 8,2 milyar olan küresel nüfusun 2080’lerin ortasında yaklaşık 10,3 milyarla zirveye ulaşması, ardından sınırlı biçimde gerileyerek 2100 yılında 10,2 milyar civarında kalması bekleniyor.
Dolayısıyla 2200 yılı için açıklanan 4 milyarlık nüfus düzeyi, BM’nin güncel ana projeksiyonu değil. Makale yazarlarının daha düşük doğurganlık oranlarına dayandırdığı alternatif bir sürdürülebilirlik senaryosu niteliği taşıyor.
KORELASYON NEDENSELLİK ANLAMINA GELMİYOR
Araştırmanın önemli bir sınırlılığı, küresel nüfus ile çevresel göstergeler arasındaki korelasyonları uzun vadeli projeksiyonlara dönüştürmesi. İki göstergenin aynı dönemde birlikte değişmesi, nüfus artışının çevresel bozulmanın tek veya doğrudan nedeni olduğunu tek başına kanıtlamıyor.
Üretim biçimleri, gelir dağılımı, fosil yakıt kullanımı, teknolojik gelişme ve toplumlar arasındaki büyük tüketim farkları da çevresel etkinin düzeyini belirliyor. Araştırmacılar da makalelerinde nüfusun yanı sıra kişi başına çevresel etkinin azaltılması gerektiğini özellikle vurguluyor.
Çalışma bu yönüyle “dünya nüfusu mutlaka 4 milyara indirilmeli” biçiminde kesinleşmiş bir bilimsel karardan çok, nüfus politikaları ile tüketim alışkanlıklarının sürdürülebilirlik tartışmalarında birlikte ele alınmasını isteyen uzun vadeli bir öneri sunuyor.












