Yeni Bir Dünya İçin Umut Zafere Dönüşmeli

HomeManşet Yazarlar

Yeni Bir Dünya İçin Umut Zafere Dönüşmeli

Emine Aydoğdu

Ağaçtan, daldan, yapraktan hatta börtü böcekten söz etmenin suç olduğu bir köyde yaşıyoruz. Nasyonal Sosyalistlerin tırmanışa geçtiği yıllarda Bertolt Brecht itirazını dile getirip şikâyet ediyordu. Ağaçtan söz etmenin suç sayıldığı bir Almanya’ya karşıydı itirazı. O günden bugüne, zaman hızla akıp gitti; giderken yanına Nazileri de alıp götürdü. Naziler, tarihin çöplüğünde yok olurken, onların torunları, kopyaları ve taklitleri dünyayı yeniden teslim almaya başladı.

Her gün suç hanemize bir çentik daha atıyor yöneteler. Bu çentikler, ağaçları, böcekleri, kuşları, suyu, toprağı ve güneşi sevdiğimiz için. Bu çentikler, değişim ve dönüşüme açık tavrımız, özgürlük talebimiz, reddiyemiz ve itirazımız için atılıyor.

Yönetenlerin, katı ve ölü değerlerle tasarımı yapılmış bir toplum yapısı için korku ve düşmana gereksinimi var. Toplumu sindirmek için sürekli yeni düşman ve korku yaratarak bu hastalıklı yapıyı her gün biraz daha büyütüyorlar.

Hastalıklı yapıya karşı direnen ve uyaranları ise, yarattıkları yeni suç ve cezalarla sindirip, susmaya zorluyorlar. Susmayıp direnenleri ise, tek tek öldürüyorlar.

Köyümüzün sokaklarında yürümek, elele tutuşmak, şiir okumak, şarkı söylemek, yazı yazmak, düşündüğünü ifade etmek, parkta kitap okumak, suç sayılıyor. Birlikte bir arada olandan, yeni bir dünya yaratmak için düş kurandan, kapitalizmin içi kof vaatlerine ve tüketimine sırtını dönenden korkuyorlar.

Kor-ku-yor-lar…

Küçük bir kıvılcımın, küçük bir özgürlük anının büyüyerek bir alev topuna dönüşeceğinden korkuyorlar.

Toplumu biçimlendirmek için beslendikleri karanlık ve şiddetin temelinden sorgulanacağı ve bu sorgunun gelecekleri için bir tehdide dönüşeceğinden korkuyorlar.

Hayat alternatifini durmaksızın yineliyor. Onların zorbalıkları, otoriteryen kişilikleri, direnişi her gün biraz daha körüklüyor. Hayat, direniş ve isyanla özgürleşiyor. Her çağın isyanı, geçmişinin reddiyesini değil, anısını taşıyor geleceğe.

Geçmiş, zaman gibi sürekli yeni bir ruh yaratıyor küllerinden. Bu ruh, kuşkusuz ki mücadele eden, öfkeyi fitilleyen insana özgü bir ruhtur. Bu ruh, yaratıcılığın, direnişin ve sokağın ruhudur. İnadına yaşamak, inadına itirazı yükseltmek ve bize biçilen elbiseyi giymemek, bu direnişin en üst noktasıdır.

Sartre; “Dünyanın üstündeki örtüleri kaldırmak,” gerektiğini yaşadığı ülkenin sokaklarında inadına haykırıyordu.

Gün geçtikçe katmerleşerek artan katliam ve vahşete karşı direnişi örgütleyip, hayata duyulan umudu tazelememiz gerek. Direniş ve isyan her daim hayatın içinde yaşam bulur ve canlı bir organizma gibi yayılır. Sokaklarımız, direniş ve isyanın merkezi olmalıdır.

Yeni bir yaşamın mümkün olmadığını, başka türlü düşünmenin saçmalık olduğunu, tarihin sonunun geldiğini söyleyenlere…  Tarihin unutulmaz günleri de Taksim’in göbeğinde, genç yürekler isyankâr seslerini yükselttiler; “Yolların sonu yoktur, erişilecek bir son yoktur. İsyan ve direniş süreklidir. Korkmayın, yürüyün! Son sözümüzü söylemediğimiz sürece tarihin sonu nasıl gelebilir?… Nehirleri, dağları, ovaları, kentleri, teslim almadıkça bizi nasıl teslim alabilirler?…” diyerek direnişin başlı başına bir kazanım olduğu düşüncesini toplumun belleğine nakşettiler.

İlkyaz dediler, Haziran dediler ve Haziran’da sokağa çıktılar. Haziranın adını isyanın adı diye değiştirip tarihe not düştüler. İlkyazın ve isyanın adıdır artık Haziran. Mayısın sevgili çocuğu, en güzel armağanıdır bize. Haziran akşamlarında umut artık başka türlü yeşerir.

Nisan ve Mayıs yağmurlarıyla yıkanan sokağa, Haziran’da çocuklar kahkahalarını bıraktı. Sokak başlarında sevgilileri bekleyen genç kızların gözlerinde baharın solmayan çiçekleri açtı. Delikanlılar umutlarını sokağa yazdılar. Göğü delen sesler sokaktan yükseldi. Kan sokağa aktı. Kurşun sokağa düştü. Ölümün sesi sokaktan duyuldu. Gülün kokusunu kanatlarında taşıyan bülbül sokakta öttü. Herkes sevgilisinin elini ilk kez sokakta tuttu. İlk öpücük sevgiliye gizli saklı sokakta verildi. Su sokağa düştü, toprak yeşerdi, umut sokağa düştü, yazgı değişti. Güneşin gülüşü sokağa düştü. Rüzgârın çığlığı sokaktan duyuldu. Ekmek sokakta bölüşüldü. Toplumun etiği sokakta sorgulandı. Yaşam tohumlarını, ölüm anılarını sokağa serdi. Korunaklı uzam aramayanların yatağı oldu sokak. İsyanın vicdandaki adı, kara gözlü kömür elli çocukların renkli salıncağına dönüştü sokak.

Haziran umudun, umut sokağın adı oldu. Kapılar sokaklara, sokaklar umuda, umut dağlara açıldı. Haziranda dağlarda yeni yepyeni bir çınar büyüdü. Gün oldu Taksim’de, gün oldu Tunalı’da, Gün oldu Kızılay’da, Gün oldu Kenedi’de, şimdi Memleketin tüm sokaklarında serpilip büyüyor.

Direnen ve itirazını haykıran herkes, kendi yıkımına yol açacak olan araçlara karşı direnişini daha bilinçli olarak sürdürüyor. Yarattığı bu yeni bilinçle, boynuna geçirilen tasmayı parçalayarak, kendisini yok etmeye çalışan dünyanın kirli yüzüne tokat atmayı da ihmal etmiyor.

Yapılması gereken, Haziran direnişinin alevini körükleyerek bugünkü dünyanın suç ortaklığından istifa etmek, yeni ve ortak bir dünyanın tohumlarını ekmek gerek. İsyan, küreselleştiği zaman, küresel emperyalizmin ve kapitalizmin bütün çirkinliği, ikiyüzlülüğü ve varlığını dayandırdığı vahşeti, kısa sürede gün yüzüne çıkacaktır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments