Yerkürede ve Coğrafyamızda Göç ile Göçmenlik

YERKÜREDE VE COĞRAFYAMIZDA GÖÇ İLE GÖÇMENLİK
1. Bölüm 

TEMEL DEMİRER

Yerkürede ve Coğrafyamızda Göç ile Göçmenlik

“Yarası olmayan,

şifacı iyileştirici olamaz

çünkü gerçek iyileştirici güç

yaranın kendisinden gelir.”[1]

III. Büyük Bunalım ile genişleyerek derinleşen sürdürülemez kapitalist vahşetin öne çıkardığı güncel soru(n)lardan birisi de -yerkürede ile coğrafyamızdaki- göç ve göçmenlik meselesidir.

Kapitalist birikim dalı militarist yıkımın devreye soktuğu haksız savaş(lar)la doğrudan ilintili göç/ göçmenlik ülkeden kaçmanın, ülkesiz kalmanın, başka bir ülkede her şeye yeni baştan başlamanın, göç yollarının, mülteci kamplarının, ölüm kalım savaşının ve insan tacirlerinin trajik hikâyesidir

“Ateş düştüğü yeri yakar”ken bunların ne anlama geldiğini görmek, göstermek, konuya ilişkin empati sahibi olmak ırkçı önyargıların aşılması için kilit önemdedir.

Örneğin Kadir Has Üniversitesi’nin ‘Türkiye Eğilimleri’ araştırmasına göre, 2018’de Suriyeli sığınmacılardan memnun olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 13.7’de kalırken, 2019’da bu oran yüzde 12.9’a geriledi. Memnun olmayanların yüzde 51.6’sı memnun olmama sebebi olarak suça meyilli olmalarını gösterirken, katılımcıların yüzde 86.1’i “İş sahibi iseniz/olsanız, yanınızda Suriyeli sığınmacı çalıştırır mısınız?” sorusuna hayır yanıtını verdi.[2]

Oysa ‘Mültecilerle Dayanışma’ Koordinatörü Pırıl Erçoban’ın, mülteci kamplarında çocukların cinsel istismara uğradığını ifade ederken, “Kadınlar, engelliler, LGBTİ bireyler de risk altında”[3] diye eklediği tabloda; 31 Mart 2016’da İstanbul’un Esenler ilçesi Barbaros Caddesi’nde -sabah saatlerinde- Suriyeli Amir Hattab (36), cadde üzerinde bulunan rögar kapağını açarak kanalizasyona atlayıp intihar etti![4]

Ya da Okmeydanı’nda 54 yaşında bir kadın, Meryem Alhamed derdini anlatmadan evvel “Kusurumuza bakmayın” diyor ve ekliyor: “Mecbur kalmasak gerçekten gelmezdik. Sizi de rahatsız ettik… Birken aniden sıfıra iniverdik hepimiz, psikolojimiz bozuldu. Savaş bitsin ertesi gün döneriz. Kokusunu, her şeyini özledim ülkemin.”[5]

Acılarla müsemma bu tabloyu kavramak için -‘Halkların Köprüsü Derneği’ Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi’nin ifadesiyle- en kolay yol “empati”dir. Çünkü, “Bu insanların zorunda kaldıkları için vatanlarını, yerlerini yurtlarını, anılarını terk edip buraya geldiklerinin farkına varmamız lazım.”[6]

 

  1. AYRIM: YERKÜRENİN GÖRÜNÜMÜ

 

“Umut Yolculuğu” denilen yaşamları trajediyle denizlerin karanlık sularında son bulan binler… Savaştan, ölümden, açlıktan, işsizlikten kaçarak daha iyi bir yaşam ya da belki sadece hayatta kalabilmek hayaliyle yollara düşüp, sınır kapılarında bekletilen, şiddete maruz kalan, hastalık ve açlıkla boğuşmak zorunda bırakılan, kamplarda insanlık dışı koşullarda tutulan milyonlar… Göç yollarında tacize, tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklar… III. Büyük Bunalımı ile debelenen sürdürülemez kapitalizmin insanlığa yaşattığı cehennemin getirileri bunlar!

Birleşmiş Milletler’in (BM) verilerine göre, 2017 sonunda yerkürede göçmenlerin sayısı 258 milyonu buldu. Söz konusu rakam aslında açıklandığından daha fazla; çünkü özellikle savaş bölgelerinden kaçanların sayısı tam olarak bilinmiyor.

Ancak eldeki verilere göre savaş ve çatışmalardan kaçarak başka ülkelere sığınan mültecilerin sayısı 68.5 milyonu aşmış durumda. Ve bu rakamlar her geçen gün büyüyor. Söz konusu verilere bir de göçmenlerin yaşadığı insanlık dışı koşullar eklenince, ortaya bir cehennem tablosu çıkıyor.

Yasal yollardan Avrupa ülkelerine girişleri engellenen göçmenler bu sefer deniz yolunu kullanıyorlar. Ancak Akdeniz kıyılarındaki ülkelerin göçmen teknelerine ve kurtarma gemilerine limanlarını kapatması nedeniyle denizlerde batan teknelerin, yaşamını yitiren göçmenlerin sayısı da giderek artıyor. Örneğin 2018’de Akdeniz’de umut yolculuğuna çıkan her 7 göçmenden biri boğularak yaşamını yitirdi. Oysa 2017’nin ilk altı ayında bu rakam 38’de 1 idi.

Öte yandan Sırbistan, Makedonya, Hırvatistan, Macaristan ve Bulgaristan sınırında göçmenler insanlık dışı muameleye maruz kalıyor, en temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılıyor, şiddet görüyorlar.

ABD’de ise Trump’ın göçmen düşmanı politikaları yeni dramların yaşanmasına neden oluyor. Başkanlık yarışını yürütürken Meksika sınırına duvar çekmekten söz eden Trump, ülkeye kaçak yollarla giren göçmenlere yönelik daha sert önlemler alıyor. Adına “sıfır tolerans” politikası denilerek 5 Mayıs-9 Haziran 2018 kesitinde ülkeye kaçak yollarla giriş yapan göçmenler tutuklandı ve 2342 çocuk ailelerinden koparılarak sığınma kampı adı altında kafeslere kapatıldı.

Avrupa Birliği (AB) ise II. Dünya Savaşı’ndan bu yana karşılaştığı en büyük göçmen dalgası karşısında tutuşmuş durumda. Bir taraftan göçmen karşıtlığını siyasetlerinin temel argümanı hâline getirerek peş peşe iktidara gelen sağ partiler daha sert önlemlere başvururken diğer taraftan göçmen akışını durduracak yol arayışları sürüyor.

Bunların altında sürdürülemez kapitalizmin III. Büyük Bunalım ile eş zamanlı olarak yaşanan hegemonya krizi ve çok parçalı emperyalist savaş gerçeği yatıyor.

Kolay mı? Suriye, Libya, Irak ve Yemen yangın yerine çevrildi ve bu topraklarda yaşayan milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı.

Emperyalist savaşın bir parçası olarak radikal İslâmcı grupların saldırılarına maruz kalan, bölgesel çatışmaların yaşandığı Afrika ve Asya ülkelerinde de milyonlarca insan çatışmalardan, açlıktan ve geleceksizlikten kaçarak yeni bir yaşam umuduyla Batı’ya gitmeye çalışıyorken; kapitalist çılgınlık yerküreyi “iklim mültecileri”[7] kavramıyla da tanıştırdı![8]

Kapitalizmin tarihi boyunca yaşanan göçlerde yer alan insanların, hemen hemen tamamı zorunluluklar nedeniyle bu yollara sürüklenmişlerdi. İnsanların yaşamında ne büyük travmalar ve zilletler anlamına geldiği göz önüne getirildiğinde, göçün, çoğu durumda arzu edilir ya da tercih edilir bir şey olmadığı açıktır. Yeni bir hayat için uzak ülkelerin yoluna düşen yüz milyonlarca insanın hayatını travmatik biçimde değiştiren; sadece onların değil, geride bırakılan yurtların ve insanların ve gidilen diyarlardaki insanların hayatlarını derinden etkileyen göç sorununun nihai çözümü elbette salt kapıların açılması değildir. Bugün gelinen nokta itibariyle kapitalizm altında bu sorunun gerçek bir çözümü olamaz.

2015’de 300 milyonu aşkın insan doğup büyüdükleri toprakları terk etmişken; sadece Suriye’deki iç savaştan kaynaklı olarak 11 milyon Suriyeli yer değiştirmek zorunda kalırken; BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BM MYK/UNHCR), Avrupa’ya kaçak yollarla giren mülteci sayısının 300 bine yaklaştığını açıkladı. Bu rakamlar kapitalizmin yarattığı sorunların vahim boyutlara ulaştığını, yüz binlerce insanın çıkışsızlık içerisinde göç etmekten başka bir çare bulamadığını göstermekteyken; Küçük Aylan’ın cansız bedeninin tüm dünyada insanların yüreğini sızlatan fotoğrafı, Ege ve Akdeniz’de birbiri ardına yaşanan mülteci trajedilerinin çarpıcı bir özetini oluşturuyordu.

 

I.1) SOMUT VERİLER

 

Evet günümüz, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en yoğun göç hareketine sahne oluyor;[9] BM verilerine göre, 67 milyon insan, yaşadığı kentin dışında başka bir yerde, sürgün ya da sığınmacı olarak yaşamakta.[10]

‘18 Aralık Dünya Göçmenler Günü’ BM raporuna göre, 2019 itibariyle dünyada 272 milyon insanın göçmen var. Bu rakam 2010’a göre 51 milyon artmıştır.[11]

Coğrafyalarındaki savaş, açlık ve hastalık sebebiyle bölgelerini terk edip, daha iyi bir gelecek için Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmak isteyen binlerce insandan 2 bin 275 kişi -2018’de Akdeniz’i kullanarak Avrupa’ya göç ederken- yaşamını kaybetti.[12]

Ayrıca ‘Çocukları Koruyun Vakfı’nın (Save the Children) raporuna göre, dünyanın 12 farklı ülkedeki kamplarda yaşayan 7 milyon mülteci çocuk, kış soğuklarıyla mücadele ediyor.[13] Dünya üzerinde zorla yerinden edilmiş 70 milyon mültecinin neredeyse yarısını çocuklar oluşturuyor.[14]

Bunlarla birlikte İsveç Kızılhaçı tarafından hazırlanan rapora göre, ‘refakatsiz sığınmacı çocuklar’ olarak sınıflandırılan grupta yer alan, giderek artan sayıda mülteci çocuk seks, suç ya da zorla çalıştırma gibi amaçlarla sömürülüyor. Mülteci çocukların yüzde 38.5’i para ya da barınma karşılığında fuhuş dahil istemedikleri şeyleri yapmak zorunda kaldıklarını söylüyor.[15]

Söz konusu hâl müthiş bir trajedide somutlanırken; Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic, Yunanistan’da kamplarda yaşayan mültecilerin durumunun felaketin eşiğinde olduğunu açıkladı.[16]

Mesela… Savaşlardan, çatışmalardan, açlık ve yoksulluktan kaçan göçmenlerin Batı Avrupa ülkelerine gitmek için kullandığı en önemli güzergâh olan Yunanistan’a 5 ayda Türkiye üzerinden 25 bin 745 sığınmacı geçiş yaptı. BM verilerine göre 2019 Nisan’ında 3 bin 20, Mayıs’ta 3 bin 198, Haziran’da 4 bin 59, Temmuz’da 5 bin 806, Ağustos’ta da 9 bin 659 sığınmacı gitti.

8 aylık süreçte ise Yunanistan’a Türkiye üzerinden geçen toplam mülteci sayısı ise 33 bin 999 olarak tespit edildi. Deniz yolu ile Yunanistan’a geçen mülteci sayısının 26 bin 78 olduğu bildirilirken karayolu ile geçenlerin sayısı ise 7 bin 921 oldu.

Sık sık sığınmacı protestolarıyla gündeme gelen Yunan adalarında 25 binin üzerinde mülteci bulunuyor. Midilli adası’nda 11 bin 765, Sisam Adası’nda 4 bin 517, Kos Adası’nda 3 bin 525, Sakız Adası’nda 2 bin 844 ve Leros Adası’nda ise 2 bin 52 sığınmacı bulunuyorken; istatistiklere göre 10 ayda 33 göçmen denizlerde hayatını kaybetti.[17]

Yunanistan’da adalardaki kamplarda kalan göçmenler anakaraya gönderildi. Kapasitesinin üzerinde dolu olan kamplarda göçmenler zorlu yaşam koşullarıyla boğuşuyor…[18]

Türkiye’den artan sığınmacı geçişleri nedeniyle sıkıntı yaşayan Yunanistan’ın gündeminde iltica yasasında yapılması planlanan değişiklikler var. Başbakan Miçotakis’ın “katı ve daha adil bir iltica sistemi” olarak nitelediği düzenlemeler sivil toplum örgütleri ve UNHCR’in itirazına yol açtı.[19]

Bunlarla paralel olarak ABD yönetimi, 2020 yılında mültecilere ayrılan kontenjanı 18 bine düşürme kararı aldı. Söz konusu rakam, modern ABD tarihi mülteci programında en düşük seviye olarak dikkat çekerken;[20] Meksika güvenlik güçleri, Afrika, Karayip ve Güney Amerika ülkelerinden ABD’ye giden göçmen konvoyunu engelledi.[21]

Ve konuyla bağıntılı olarak ‘The Washington Post’un haberine göre, Honduras ve El Salvador’dan gelerek ABD’ye sığınmak isteyen göçmenlerin uçaklarla Guatemala’ya gönderildiği ortaya çıktı. Nereye gittikleri söylenmeden uçaklara bindirilen göçmenlerin, Guatemala’ya inenlerden bu ülkeye sığınma başvurusu yapmaları isteniyor, başvuru yapmayanlara 72 saat içinde ülkeden ayrılmaları söyleniyor.[22]

‘İnsan Hakları İzleme Örgütü’ (HRW) raporu, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Orta Amerikalılar’ın ülkeye sığınmasını zorlaştırmasının ardından 2013’ten beri ABD’den El Salvador’a sınır dışı edilen en az 138 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Raporda, sınır dışı edilenlerin El Salvador’a geri döndükten sonra cinsel istismar, işkence ve diğer şiddet eylemlerine yönelik en az 70 olayın HRW tarafından doğrulandığı ifadesine yer verilirken; ABD’nin 2014-2018’de çete şiddetinin pençesinde bulunan 111 bin El Salvadorluyu sınır dışı ettiği ifadesi yer aldı.[23]

“Felaket” olarak betimlenmesi mümkün olan koşullarda yaşamak zorunda bırakılan göçmenler konusunda UNHCR’in 2018’de yayımladığı ‘Küresel Eğilimler’ raporuna göre, mülteci, göçmen ya da sığınmacılar, ülkelerinden çok güç koşullarda ayrılıyor. Gidebildikleri ülkelerde ise farklı entegrasyon aşamasına gelebilinceye kadar, yaşamsal olarak mücadele veriyorlar. Sınır dışı edilme tehdidi, aşağılanma, şiddet sıradan uygulamalar arasında. Dışarıya bilgi sızdırılmayan kamplar ise insanın yaşayabileceği koşullardan çok uzak. Denetimsiz cezaevine benzeyen yerlerde, yaşamaya tutunmaya çalışan göçmenlere karşı insan muamelesinden uzak bir yaklaşım sergileniyor.

Yemekler yetersiz ve kötü, odalar tıklım tıklım, dışarıda yatan bile var. Tuvaletler, yiyeceklerin saklanıp, hazırlandığı yerlere bitişik ve kapısız. Mülteciliğe başvuru zamanı ya çok uzun ya belirsiz!

İtalya Torino’daki ‘Centri di Permanenza per il Rimpatrio’ (CPR) kampı, sığınmacıların ne kadar zor ve insana yakışmayan şekilde yaşatıldığına örnek. Kamptakiler, “Bize suçlu gibi davranılıyor. Burası cezaevinden beter” diyor.

CPR’da ağırlıklı olarak, Senegal, Cezayir, Nijerya ve Fas gibi Afrika’da ülkelerini terk etmek zorunda kalanlar tutuluyor. Dışarı çıkmak yasak. Mülteci statüsüne ne zaman başvuru yapılacağı ve kabul durumu belirsiz. Ayrılmış 6 blokta, 5’er oda yer alıyor. 5 kişiye ayrılan odalardaki sığınmacı sayısı, kimi zaman 8’e kadar çıkıyor. Yere yatak serenler var. Ancak yer bulamayıp kamp avlusuna yatak koyanlar da oluyor.

CPR’da her gün, sadece 2 öğün yemek var. 6 aydır kalanlar, bu sürede sadece tavuk ve makarna gördüklerini söylüyor. Yemekler buz gibi ve yağları donmuş. Tuvaletler ve mutfak iç içe. Bölmelerde kapı yok. Kendi çabalarıyla perde taktıklarını anlatan sığınmacılar, kokudan rahatsızız, sadece yaşamak için yemek yiyoruz” ifadelerini kullanıyor. Tuvaletler penceresiz. Sadece bazı odalardaki pencereler telle kaplı.

CPR’daki bu uygulamaların dışarı sızmaması için, kampa girenlerin telefon kameralarının mercekleri kırılarak suç işleniyor. Aynı ülke yurttaşları, “örgütlenmesin diye” farklı odalarda tutuluyor. Koşullara katlanamayan sığınmacılar, bunun düzelmesi için eylem yapıyor. Bunun üzerine yaklaşık 40 kişilik çevik kuvvet ekibi, kampa girerek şiddet uyguluyor; dışarıdan da biber gazı ve tazyikli su sıkılıyor.

33 yaşındaki Senegalli James Babaka, 7 aydır mülteci başvurusunun kabulü için bekliyor: “Süre çok fazla, kimse bilgi vermiyor. Yaşamımızın nereye gideceğini bilmiyoruz.” Gambialı Yick Membem 32 yaşında. O da 1 yılı aşkın süredir başvurusunun cevabını bekliyor: “Yardıma ihtiyacımız var. Koşullar cehennem gibi. Çok kalabalık. Görevliler ve etraflarında asker var. Azılı suçlu değiliz. Biz bu sefilliği kaçtığımız yerde yaşamadık.”

Sığınmacılar, sadece ulaşabildikleri yerde değil, kaçak olarak gelmeye çalıştıkları ülkelerin sınırlarında da şiddet, baskı ve ayrımcılığa uğruyor. 28 yaşındaki Nijeryalı Ihiramary Oju, “Romanya sınırında eşim ve 3 çocuğumu benden ayırdılar. Onlar bekletiliyor. Haber alamıyorum, 6 aydır buradayım ve daha ne kadar tutulacağımı bilmiyorum,” diyor![24]

Bu kadar da değil; artısı var…

Örneğin Lübnan’da Suriye İç Savaşı öncesinde yaklaşık 500 bin Suriyeli göçmen ve 500 bin Filistinli mülteci yaşıyordu. Bu rakamlara savaştan kaçan 1 milyon kişi daha eklendi. 6 milyon kişinin yaşadığı ülkede nüfusun yaklaşık yarısı göçmenlerden oluşuyor.

Lübnan’da Suriyeli işçilerin yüzde 39’u inşaatlarda, yüzde 33’ü mevsimlik tarımda, yüzde 20’si temizlik işlerinde çalışırken sadece yüzde 2’si sanayide çalışıyor. Beyrut’taki bütün kapıcıların Suriyeli olduğu söyleniyor. Patronlar, Lübnanlı işçileri çıkartıp yerlerine göçmenleri alıyor. Özellikle, daha düşük ücretleri ve daha uzun saatler çalışmayı kabul etmek zorunda olan Suriyeliler tercih ediliyor.

Beyrut Amerikan Üniversitesine göre, Lübnan’da 5 kişilik bir ailenin geçinebilmek için yıllık 7 bin 800 Amerikan dolarına ihtiyacı var. 5 bin 400 dolarlık resmi asgari ücret buna yetmezken Suriyelilere uygulanan “fiili asgari ücret” sadece 3 bin dolar.

ILO’nun ‘Suriyeli Mültecilerin Lübnan’a Etkisi ve İstihdam Koşulları Raporu’ ücretlerin çok düşük ve yasal düzenlemelerin yetersiz olduğunu söylüyor. Suriyeli işçiler aynı işi yapan Lübnanlı mesai arkadaşlarına göre yüzde 40 daha az kazanıyor.

Emek göçünün yarattığı güvencesizlikten kadın işçiler daha fazla etkileniyor. Suriyeli işçilerin sadece yüzde 20’si kadın ve çalışan kadınlar aynı işi yapan erkeklerden yaklaşık yüzde 40 daha düşük yevmiye alıyor. Suriyeliler arasında işsizlik oranı yüzde 30, kadınlar arasında ise yüzde 68.

Mültecilerin düşük ücretlerle iş gücüne dahil olması ülke genelinde işsizliği ve yoksulluğu yükseltiyor. Lübnan’da işsizlik 2012 yılında yüzde 11 iken, 2016’da yüzde 25’e çıktı. İşsizlik ve istihdamdaki belirsizlikler Lübnanlıları göçe yönlendiriyor. 170 bin Lübnanlı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Suriyelilerin sigortasız çalıştırıldığı dükkânlar yaygınlaşıyor. Şirketler Lübnanlı işçilerin ve sendikaların taleplerini dikkate almıyor. Kamu kuruluşları bile greve çıkan işçilerin yerine Suriyeli taşeron işçileri çalıştırıyor.[25]

Bu kadar değil! işte birkaç olgu daha…

  • İngiltere’de 2019’da bir domates kamyonu kasasında ülkeye girmeye çalışan 58 Çinli hayatını kaybetmişti…[26]
  • NRC gazetesine göre, Hollanda’da 2 bin 500 mülteci çocukların insan tüccarlarının eline düştüklerine dair sinyaller alındığı bildirildi…[27]
  • Suriye’de BM ve diğer kuruluşlar adına yardım taşıyan kişilerin, insani yardım karşılığında Suriyeli kadınlarla cinsel ilişkiye girdiği ileri sürüldü. BBC’ye bilgi veren yardım kuruluşu çalışanları, “Yardım karşılığı cinsel ilişki talepleri o kadar sık ki, bazı Suriyeli kadınlar yardım dağıtım noktalarına gitmeyi reddediyor. Giderlerse insanların yardım için ilişkiye girdiklerini düşünmelerinden korkuyorlar,” diyor…[28]
  • Çeşme’de göçmenleri taşıyan fiber teknenin batışıyla sekizi çocuk, 11 kişi öldü…[29]
  • İran’dan Van’a geçiş yapan mülteciler, sınırda ya donarak ya da açlıktan yaşamını yitiriyor. Sınırdan geçmeyi başaran kimi mülteciler ise, soğuktan dolayı el ve ayaklarını kaybediyor…[30]
  • Van’ın Çaldıran ilçesine bağlı Sarıçimen Mahallesi’nde 13 mülteci tipiye yakalandıkları dağda donarak yaşamını yitirdi…[31]
  • İstanbul’da bulunan Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi’nde yeni doğum yapan Angolalı 7 aylık hamile kadın hastanenin çıkardığı 31 bin TL borcu ödeyemediği için polise teslim edildi…[32]
Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x