Pazartesi, Haziran 15, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

Yılbaşlarında değil her sabah yeni bir doğum

Mehmet Yeşiltepe by Mehmet Yeşiltepe
04/01/2024
in Manşet Haberler, Manşet Yazarlar, Yaşam, Yazarlar
A A
0
Yılbaşlarında değil her sabah yeni bir doğum
0
SHARES
46
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Mehmet Yeşiltepe

 

“Yeni yıl ne ki

İnsan yaşamın her anında işlevli kılabiliyorsa

Gönlünün ve bilincinin enstrümantal tellerini…”

 

Yeni yıl birçok açıdan değerlendirilebilir. Kimisi yaş almak, kimisi yenilenmek, pek çoğu da yaşamsal sıkıntıların değişebileceği beklentisi üzerinden yaklaşır. Yaklaşıma göre ayın 31’inde kimisi yılın sonunu kimisi de yılın başını görür.

Tabii ki mesele ne gördüğümüzden ötedir; içsel olduğu kadar dışsaldır. Ne var ki koşullar öylesine ağırlaşmış durumda ki bireysel farklar ikincilleşiyor ve toplumsal karşı duruş çok daha önemli hale geliyor.

Bilinir ki insan (genelin dışında kalan özel örnekler hariç) hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar. Zamanı hoyratça tüketir. Zor anlarda ortaya çıkabilecek enerjisini normal zamanlarda da çıkarmaya yönelmez. Örneğin tutsak “bir çıksam” diye düşünür, hasta “bir iyileşsem” diye düşünür, yaşlanan “bir genç olsam” diye düşünür. Halbuki şu an örneğin biz tutsak değiliz, hasta değiliz ve belirli oranlarda genciz. Neden avantaj ve imkanlarımızın önemini, onları yitirme sonrasında keşfedelim? Şu an dışarıyı bir tutsak gibi, onun beklentileri ölçüsünde, sağlığımızın önemini bir hastanın beklentileri ölçüsünde, gençliğimizin önemini yaşlılığın ağırlaştırıcılığını hisseden insanların temennileri ölçüsünde değerlendirebilsek yapacak çok şey olduğunu görürüz. Ve çok daha önemlisi “anlamlı yaşamın” mümkün olduğu bilinciyle/gerekleriyle hareket etme şansımız olur; bireysel yararın toplumsal yararla çelişmediğinin ayırdına varırız.

 

Anlam ve mutluluk arayışı

Asıl problem şu ki yaşamda anlam arayışı, mutluluk ölçüsü, dolu dolu yaşamak vb. olgular, insanın hiçbir zaman tam olarak yanıtlanmamış, bitmeyen sorularından biridir. Sümer Mitolojisi’nde dahi ölümsüzlük arayışının olduğu bilinir. Gılgamış böyle bir yolculuğa çıkar. Bunun gibi her dönem karşılaşılan ütopyalar da bir çeşit anlam arayışıdır.

Filozofların mutluluk arayışları gibi kimileri işi biyolojik doyum üzerinden okurken kimileri de ruhsal doyum, değerler vb. üzerinden okur. Sokrates’in ölüme meydan okuyuşunda da Martin Luther King’in “Rüya”sında da Bedreddin veya Münzer’in bu dünyadaki “Cennet” tanımında da bugün hala aranmakta olan anlama dair çok güçlü veriler okumak mümkün.

Tabii ki kişiye, döneme ve koşullara göre değişen bir olgudur bu. İnsanlar elbette yaşamdan şu veya bu şekilde tad alıyor, anlam buluyor. Ancak “yaşam bundan mı ibaret?” “Ya gerçekten de yaşamam gerektiği gibi yaşamadıysam, bilinçli seçtiğim yaşamım yanlışsa?” (Tolstoy) gibi sorular her dönem insanın iç dünyasını meşgul etmiştir.

İvan İlyiç’in Ölümü‘nde bu tür sorular soran Tolstoy, bir başka kitabında “İnsan neyle yaşar?” diye sorar. Bu sorunun belki de en boş/içeriksiz cevaplarına, kolaya kaçanlarda, anlamı/yaşamı hafife alanlarda rastlanır.

Tutsaklık, ağır hastalık, büyük kayıplar vb. hallerde insanda açığa çıkan enerji, bağışlayıcılık, gerçekçilik vb.nin normal zamanlarda açığa çıkması için bilinç ve irade gerekli. İnsan bunu yöntemsel bir tarz haline getirdiği oranda yılbaşlarında değil her sabah yeni bir doğum gerçekleştirir. Ancak insanların büyük çoğunluğu, yaşamın anlam ve önemini törensel ritüellerde bulur. Buna göre anlam; eğlendiğimiz, gezdiğimiz, kutlamalar yaptığımız kadar vardır. Buna anlam değil “haz eksenli”, içerik değil “biçim eksenli” yaşam da denilebilir. Bu alanda çalışma yapan düşünürler, anlamın yitirildiği oranda hazın veya biçimin öne çıktığını söyler. Bu da giderek tekrar eden doyumsuzlukları, savrulmaları, huzursuz ve mutsuz duruşları beraberinde getirir.

Bilinir ki insanın sürekli yiyip içmesi, sürekli gezmesi, kesintisiz cinsellik yaşaması vb. mümkün değildir. Bu durum, fiziki doyumların yanında ruhsal doyumları akla getirir. Ve gerçekte insanların asıl zorlandığı, yetersiz kaldığı boyut/nitelik budur.

 

Mekanlar ve koşullar üstü özgürlük

Gerçekte insanın evden çıkmadan kendini evin dışındaymış gibi hissetmesinin, gerek kendi içinde gerekse mekansal olarak yaşadığı sıkışmanın dışına çıkabilmesinin yolu vardır. Twyla Tharp, “evden çıkmadan evden kaçmanın tek yolunun sanat olduğunu” söyler. Benzer şekilde Agnes De Mille “Dans etmek kendinden çıkmaktır.” der.

Evden çıkmadan kendini evin dışında farklı, daha güzel ve daha doyurucu mekanlarda hissetmek, kişinin kendi kendine yetmesi için de yalnızlık ve mutsuzluk çekmemesi için de gereklidir. Hapishanedeyseniz, en dar hücreye de konulsanız, “içsel/düşsel firarda” bulunmanıza kimse engel olamaz. Bu, bir çeşit özgürlüktür; mekanlar ve koşullar üstüdür. Fiziki firarın gerçekleşmediği hallerde, düşsel firarla F tipi ablukanın tüm öğelerini küçültebilme olasılığı vardır; yeter ki tutsağın böyle bir ufku/bilinci olsun.

Viktor Frankl’ın bir çeşit özgürlük olarak tanımladığı durumdur bu: “Her şey bir insanın elinden alınabilir, bir şey dışında; insan özgürlüklerinin sonuncusu olan, kişinin herhangi bir koşulda tutumunu seçmesi, kendi yolunu belirlemesi.”

Anlatmaya çalıştığımız şey “Polyannacılık” değil. Bu, koşullarla yüzleşmenin, teslim olmamanın ve alternatif geliştirerek aşmanın veya etkisini kırmanın yoludur.

Yukarıda da aktardığımız gibi kimi insanların bizlerin ilgisini çeken aforizmaları vardır. Bunlar elbette öğreticidir ancak o içerikte derinleşmek için, o aforizmayı (yaşam deneyini veya elde edilmiş sonucu) kavramak ve içselleştirmek için yeterli değildir. Bizler de kendi deneyimlerimizden hareket edip örneğin “aşk kendi dışına taşmaktır; devrimcilik de kişinin kendinden tüm topluma doğru taşmasıdır yani aşktır; yaşama sanatıdır; doğru müzikle dans etmektir.” diyebilmeliyiz.

Devrimcilik, aynı zamanda yöntemsel bir duruştur; günün/anın sosyalizmidir; başkasını mutlu etmekten mutlu olmaktır; doğayla, diğer canlılarla iletişimi sürdürmek, o alanda da sorumluluk üstlenerek mutluluğun zeminini, yol ve yöntemlerini artırmaktır.

Kapitalizm, eğer kötülüklerin zirve yaptığı, sınıf farkının, çirkinleşmenin, yabancılaşarak adeta mutasyona uğramanın görülmemiş boyutlara vardığı; sömürü, çirkinlik, yokluk ve acı üreten bir toplum ise; sosyalizm, tüm bunların alternatifidir.

İktidarlaşmış kötülük, baskı ve şiddet nasıl durağan değilse alternatif de durağan değildir. İnsanın ilk bilinçli varlığından bugüne ürettiği tüm kolektif değerler, kötülüğün değil güzelliğin haznesinde birikenler, sosyalizmin öne habercisi, gerekli ve yararlı deneyimlerdir. Bunu Küçük Prens’te de Martı’da da Küçük Kara Balık’ta da Şirinler’de veya İmagine’de de görmek mümkün. Tam da bu bağlamda ve bu nedenle insanlığın en uzun dönemi olan, anaerkil dönem olarak da adlandırılabilecek olan “İlkel Komünal Toplum”dan çok şey öğrenmek de mümkün, insanlığın öğreticilikle dolu o koca tarihini “ilkel”likten ibaret görüp küçümsemek de…

 

Nasıl bir eşik?

Sadece yeni bir yılın eşiğinde değiliz; dikkatli ve daha geniş açılı baktığımızda göreceğimiz gibi yeni bir küresel savaşa girildiği, başlamış olan savaşın boyutlanarak devam edeceği bir süreçteyiz. Prova, fragman veya önhaberci veriler arıyorsak; 2015’i ölçü alıp Ankara Gar katliamını, Cizre’de 120 kişinin canlı canlı yakılmasını, Paris Bataclan Tiyatrosu’ndaki katliamı görebiliriz. Veya dünya ölçeğinde daha global veriler olarak Suriye’ye müdahaleye, Ukrayna üzerinden yürütülen küresel nitelikli savaşa, son olarak da Gazze’ye bakabiliriz.

Yeni yılın yeniliği, törensel boyutu, kutlamalar vb. birkaç gün içinde sönecek ve yerini sınıfsal gerçeklere bırakacaktır. Yapılan bütçeye, işsizlik-enflasyon-kur vb. iktisadi verilere, kadın ve iş cinayetlerine baktığımızda Ocak ayının ilk günlerinden itibaren yeni bir şey olmadığını, derinleşen sistemsel kötülüklerin insanların geleceğini karartmaya, çalmaya devam edeceğini göreceğiz. 2023’ün bilançosunu çıkardığımızda halklar, emekçiler ve onların özgürleşme değerleri adına kayıpların devam ettiğini, sadece seçimlerde değil sınıflar mücadelesi tablosunun bütününde yani emek-sermaye çatışmasında emeğe dair kayıp, geriye gidiş vb.nin yaşandığını görürüz.

 

O halde ne yapmalı?

Öncelikle beynimizin gözünü dört açmalı. Büyüyen ve çeşitlenen algı sektörünün tuzaklarına düşmemek için canlı, dinamik ve üretken bir ufka sahip olmalıyız. Hemen her konuda düşünsel bir süzgecimiz olmalı, servis edilen kaynaklara değil doğru olduğuna inandığımız kaynaklara bakarak gelişmeleri izlemeliyiz. Ama bu da yetmez. Toplumun atomlarına kadar ayrıştığı, her bireyin yalnızlaştırılarak teslim alınmak istendiği bu koşullarda kişisel direnç yetmez; iş imkanı, para-pul hiç yetmez. Onlar bizi ne kadar yalnızlaştırmak istiyorsa biz o kadar çoğalmalıyız. Alternatif değerlerin birleştiriciliğinde kenetlenmeli, gerektiğinde milyonlarla aynı sesi çıkarabilecek toplumsallıkta olmalıyız. Bunun daha özgün daha anlamlı ve işlevsel karşılığı örgütlülüktür.

Örgütlülük, “dar aile” ile yetinmemek, “geniş aile”ye sahip olmaktır; toplumsallaşmaktır; insana kendi sonbaharını yaşatmak olarak da okunabilecek yabancılaşmaya karşı direncin en uygun ve gerçekçi zeminidir. İnsanı insan olarak yoksullaştıran özel mülkiyete ve metalaştırmaya karşı kenetlenmenin adresidir. “Ütopya”yı, “olmayan yer” biçimindeki kelime anlamının yanıltıcı çağrışımının dışına taşıyıp Ernst Bloch’un dediği gibi “mümkünün kıyısı” olarak görmek, bugünden adım adım somutlamaktır. Bu yapılabildiğinde görülecektir ki insanı “mümkünün ötesine” yani şiirsel yaşama adım adım, dize dize taşımak için belirsiz bir geleceği beklemek gerekmiyor…

 

Tags: 2024Mehmet YesiltepemücadelesosyolojiTolstoy
Previous Post

AŞK, İLLE DE AŞK

Next Post

Bir Kuş Bir Kurbağa

Mehmet Yeşiltepe

Mehmet Yeşiltepe

1960 yılında Antakya’da dünyaya geldi. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi mezunu. Halen çeşitli gazete ve dergilerde yazıyor. Ayrıca Nasıl Yapmalı, Kadın Sevgi Özgürlük, Direniş ve Umut Odağı Haziran, Yabancılaşma, Dünyaya ve Ülkeye Sınıfsal Bakış adlı kitapları yayınlandı.

Yazarın Diğer Yazıları

Burjuva Siyaset Neden Kirlidir?
Manşet Haberler

Burjuva Siyaset Neden Kirlidir?

31/05/2026
Kendini Pazarlayan İnsan
Manşet Haberler

Kendini Pazarlayan İnsan

24/05/2026
ANNELİĞİN EKONOMİ POLİTİĞİ
Manşet Haberler

ANNELİĞİN EKONOMİ POLİTİĞİ

10/05/2026
140 yıl sonra 1 Mayıs’ta Dünya ve Türkiye işçi sınıfının durumu
Manşet Haberler

140 yıl sonra 1 Mayıs’ta Dünya ve Türkiye işçi sınıfının durumu

02/05/2026
Diyalektiğin Vurulması ve Çözüm için Yöntemsel Adres
Manşet Haberler

Diyalektiğin Vurulması ve Çözüm için Yöntemsel Adres

29/04/2026
Sanat, Anlam ve Siyaset
Manşet Haberler

Sanat, Anlam ve Siyaset

24/04/2026
Next Post
Bir Kuş Bir Kurbağa

Bir Kuş Bir Kurbağa

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

by Mehmet Murat Yıldırım
15/06/2026
0

Mehmet Murat Yıldırım İsviçre’de 14 Haziran, otuz yılı aşkın bir süredir kadınların eşitlik mücadelesinin en önemli simgelerinden biri olarak görülüyor....

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

by Fulya Çağlar
15/06/2026
0

Türkiye işçi sınıfının hafızasında özel bir yere sahip olan 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin üzerinden 56 yıl geçti. 1970 yılında...

Bulanmadan, donmadan akmak…

Bulanmadan, donmadan akmak…

by Korkut Akın
15/06/2026
0

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, her şey birbirine girmiş, kördüğüm olmuş, bir ipucu bile yok ucundan tutacağımız. Sosyal, siyasal, ekonomik,...

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

by Sonhaber
15/06/2026
0

İsviçre’de sağ popülist İsviçre Halk Partisi’nin nüfusu 2050 yılına kadar 10 milyon kişiyle sınırlandırmayı hedefleyen girişimi referandumda kabul görmedi. Henüz...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik