Eğitim dünyasını sarsan yeni bir olay daha yaşandı ne yazık ki. Henüz yirmi dört yaşındaki Irmak Koparan evinde ölü bulundu. Okul müdürü tarafından uğradığı sözel ve fiziksel şiddeti defalarca resmi kaynaklara bildirmesine rağmen sonuç alamamanın verdiği psikolojiyle hayatına son vermiş olabileceği düşünülüyor. Tabii kesin sonuç otopsiden sonra belli olacak.
Bu olay beni yıllar öncesine, henüz yirmi iki yaşımdayken edebiyat öğretmeni olarak atandığım ilçeye götürdü. Tayinim imam hatip lisesine çıkmıştı. İzmir’de doğup büyümüştüm ve ilk kez ailemden ayrılacaktım.
İlçeye adımımı attığım andan itibaren oldukça zorlayıcı ama kendi zaferim olarak nitelediğim güzellikleri de yaşadığım bir süreç başlamış oldu. İlçe hafızasına yer ettiğini düşündüğüm olaylar silsilesinde dik durmak, haksızlığa boyun eğmemek, hakkımı aramak, sesimi duyurmak için çok mücadele etmem gerekti.
Atandığım okulun yapısı gereği daha baştan bazılarınca hiç kabul görmedim. Sindirilmek istendim. Güçlü duruşum, rahatlığım, öğrenciler üzerindeki etkim tehdit olarak algılandı. Hakkımda olmayacak dedikodular çıkarıldı. Bazıları o kadar akıl dışıydı ki topluca delirdiklerini düşünüyordum.
Çok güzel bir doğası vardı. Yapabileceğim tek şey çıkıp yürümek, doğada olsun huzur bulmaktı. Ama bu bile sorun oldu. Dikkate almadım, Yürüyüşe devam ettim. Başıma bir şey gelebileceği konusunda uyardılar. Serde gençlik var tabii. Bir de baskıya karşı koyma arzusu. Ben de madem yürümemi istemiyorlar o zaman bisiklete binerim, dedim. Bisiklet aldım. İlçede yer yerinden oynadı. Birgün arabayla yolumu kesip tehdit ettiler.
Bir keresinde aynı yaşlardaki öğretmen arkadaşlarımızla evde toplanmış sohbet ederken evi bastılar.
Bir keresinde bir grup erkek gece vakti evime girmeye kalktı.
Pek çok durumda aba altından sopa gösterildi.
Tüm bunlarla mücadele etmek, başa çıkmak gerçekten zordu. Çok korktuğum zamanlar oldu. Sınıfta bile kendimi tehdit altında hissettiğim anlar… Yalnız bundan otuz beş sene önce bile bugün yaşananlar kadar dehşet verici değildi yaşadıklarım. Hak arayabiliyordunuz. Sesinize kulak veren birileri çıkıyordu mutlaka. Yaptırım gücü vardı.
Bugün bunlardan tamamen yoksunuz. Liyakatsizlik, hukuksuzluk, siyasi ve sosyal yozlaşma her alanda önümüzü tıkadı. İnsanlar, yalnız ve çaresiz bırakılıyor. Onurumuz, güç sahiplerince ayaklar altına alınıyor. En dehşet verici olaylarda bile adalet yerini bulmuyor.
Gencecik bir öğretmenin ölümünün ardından ortaya çıkanlarla yaşanan adaletsizlik bir kez daha gözler önünde. Sorumlular, hiçbir şey olmamış gibi kaldıkları yerden hayatlarına devam ediyor.
Yıllar önce o ilçenin sokaklarında korkarak yürüyen yirmi iki yaşındaki genç öğretmeni bugün hâlâ içimde taşıyorum. Aradan geçen onca yıla rağmen değişmesini umduğum şeylerin daha da ağırlaştığını görmek tarifsiz bir üzüntü yaşatıyor bana.












