Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir. Paulo Coelho
Çanakkale Geyikli üzerinden Bozcaada’ da Azize’yi görüp Ada’yı ziyaret ettikten sonra Ayvalık Küçükkuyu’da Handan Albayrak’a uğrayacağım.
Eski insanlar farklı oluyorlar!
“Geliyorum” dediğin vakit, “aç mısın?’ Ya da,” Bir şey yeme. Güzel şeyler hazırlayacağım”, diyorlar. Sevgili Azize harikulade bir kahvaltı hazırlamıştı. Bozcaada’ nın o nefis havası, üzüm bağlarının ortasına saklanmış taş evde, kumruların cilveleşen ötüşleri eşliğinde zeytin, peynir, domates daha lezzetli gelmişti. O gün, benim yol yorgunluğumu Azize’nin hâlâ üzerinden atamadığı Ada’sını kaybetme hüznünü; motorla ada turu yaparak, akşam şarap eşliğinde gün batımını izleyerek dağıtmıştık.
Azize den ayrılıp, Geyikli’yi İzmir yoluna bağlayan ana yola çıkmadan çok güzel kıvrımlı yollarda motor sürmüş, çok büyük keyf almıştım. Uçsuz, bitimsiz zeytin ağaçlarının, rüzgâr estiğinde parlayan, değişen, yeşili bir tondan ötekine dönüştüren yaprakları ; arsız dağ kekiklerinin keskin kokusu, ansızın dar sokaklarından geçtiğin köyler, kahveleri önüne serpilmiş ahşap sandalye, masalar… birden durup insanın demli çay eşliğinde köylülerle sohbet edesi geliyor insanın.
Yolda Handan’ı aramıştım. ‘yoldayım geliyorum,’ diyorum. Canım, Nasılda heyecanlanmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam geçtiğimiz o günlerde Yusuf’ un doğum günüydü. “Ona bir hediyem var”, demiştim. Heyecanı daha da artmış, ne, ne hediyesi diye sesi titremişti. Fazla heyecanda bırakmamak adına, söylemiştim hediyenin ne olduğunu.
” Memet inanır mısın, oğlum İstanbul’ daydı, ona atölyene uğramasını, babanın bir resmini taşa yapmasını söylemiştim. Oda vakit bulup uğrayamamıştı… Ay çok sevindim.”
Handan bu isteğini bana ulaştıramamıştı. Bende böyle bir isteğini bilmiyordum. Empati, duygudaşlık, yoldaşlık bu da olsa gerek.
Onun, beni yolda karşılayan gülen yüzü eve kadar sürmüştü. Eve girdiğinde Yusuf’un hiç bozulmadan, yerlerini değiştirmeden bıraktığı çalışma köşesi; masası, sandalyesi, minderi, gözlüğü ve tabi duvarlara sinmiş kokusu… Handan’ı tekrar hüzne boğmuştu. Sarıldı, ağladı. Bu kasvetli havayı dağıtmak istercesine Yusuf’un doğum günü hediyesini çıkardım. Bodrum kayrak taşı üzerine transfer çalışmasıydı. Eline aldı, baktı, baktı, baktı, Yusuf’u öptü! Göğsüne bastırıp sarıldı. Sonra salonun en güzel yerine astı. Bana ‘ne içersin’, deyip tekrar Yusuf ‘a baktı. Yusuf, kalbinde, aklında öyle bir boşluk yaratmıştı ki, içine avutucu, oyalayıcı, ikna edici ne varsa atıyor, dolduramıyor, kirpiğinin ucunda yaşla dolanıyordu. Yüzünde, gözlerinin altında çocukluğundan kalan belli belirsiz bir iz, gözyaşının pınarı olmuştu. Sonra, “evet, ne yer, ne içersin?” dedi birden bire. Sanki evin içine dolan o kasvetli havayı kapı dışarı edercesine.
” Çay, kahve yapayım. Sonra yemeğe geçeriz. Börek yaptım, soğuk ayran, çay, ne bileyim belki bira… ”
Çay koymaya gitmişti. Biraz gecikti. Elimi yıkayacaktım ki onu, Yusuf’un resminin karşısında geçmiş, adeta saygı duruşundaymış gibi bakarken gördüm. Beni fark etti. Bir bana bir Yusuf’a baktı. Bunu birkaç kez yaptı. Sonra gelip bana sarıldı. Beni, bizi Yusuf’un bir parçası olarak görüyordu. Bu bazen bir ses, bir hareket, bir bakıştı… Bu aynı süreçleri; acıları, duvarları, demirleri görmekti. Aynı umudu beslemek, yıllarca aynı kavuşmayı beklemekti… Evet tam da buydu: gidenlerimizin bir parçası olmak!
Sohbet uzun. Yolda uzundu.
Silkelenerek ayağa kalktım. Ayağımı sürterek motora yürüdüm. Aynı duygusallıkla uğurladı beni. Çok değil, geçen yılda beni uğurlamıştı yanında Yusuf’la. Aynı şeyleri bir eksikle yapmanın matem duygusuydu yaşadıkları, yaşadıklarımız.
“Alıştığın kişiyi kaybedince herkes gitmiş gibi hissediyorsun”
Yollar, yollar… Altınoluk’tan geçiyorum. Sol tarafım Kazdağları, zeytinlik, sağ tarafım masmavi bir deniz.
Deniz mi olsam, ağaç mı?
Şimdi İzmir’deyim. İzmir deyince aklıma hep Gülsen/Celal Şelte gelir. Her zaman evlerinin kapısı açıktır dostlara. ‘Müsait misiniz’ dahi demeden çat kapı yaptım. Aslında ‘evde misiniz’ dedim. Bunu demek her zaman iyidir! Çat kapı yaparsan bulduğunu yersin! ‘Eeeee yaklaşık üç saat sonra ordayım’ dersen hazırlık yapma imkanları olur. İşin şakası bir yana haber versenize de vermeseniz de Gülsen/Celal Şelte ler de her zaman yatacak bir yer, yiyecek yemek, duş almak için su bulursunuz. Karnınız doymadıysa buzdolabının kapısı açık, gidip alabilirsiniz.
Geç haber verdiğim için kızıyorlar bana. Neymiş yeterince hazırlık yapamamışlarmış. Deha, ne olsun, diyor yol yorgunluğumu derin sohbetler eşliğinde atıyorum. Önü açık, ferah bir balkonda kurulan sıcak sohbetin sonunda gözkapaklarım yerçekimine yenik düşüyor.
Sabah uğurluyorlar beni. Uğurlanmayı hiç sevmiyorum. Rahat, yatak/döşek, yiyecek içecek… sıcak dostlar, insanı içine çeken sohbetler, bir süre sonra alışkanlık yaratıyor ve insanda yerleşiklik duygusu uyandırıyor. Bu çok tehlikeli bir ruh hali.
…….
Beni takip edin.
Sırada Bodrum, Kaş, Salda gölü var. Ve sizleri adeta bir cennet olan Denizli Işıklı gölüne götüreceğim.
23 07 2023
Memet Sönmez






















