Salı, Ekim 13, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

Yükselen Fikir Akımı: Antinatalizm

Gamze Gökçe

Gamze Gökçe by Gamze Gökçe
07/09/2024
in Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
Yükselen Fikir Akımı: Antinatalizm
0
SHARES
687
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Çocuklarıma bırakacağım en büyük miras hiç var olmayacak olmalarıdır.

Hayatın Anlamı, Arthur Schopenhauer”

 

“Şu çocuk dünyaya getirme işi şimdi olduğu gibi bir zorunluluk veya bedensel zevkin eşlik ettiği bir şey değil de tamamen düşünüp taşınarak akılla yapılan bir iş olsaydı acaba insan soyu gerçekten varlığını sürdürmek ister miydi? Bir insan gelecek nesle onu hayat yükünden kurtaracak kadar şefkat ve merhamet beslemez miydi? Ya da böyle bir yükü onun üzerine yükleme sorumluluğunu soğukkanlılıkla üstlenmeyi istemeyecek kadar ona yakınlık duymaz mıydı?

Dünya bir cehennemden farksızdır ve onun içinde bir taraftan insanlar, diğer taraftan iblisler azap ve işkence gören ruhlardır.”

                                                                                                                                   Arthur Schopenhauer

 

Dünyanın gidişatı ve insanın sorgulama ve düşünüş biçimindeki gelişmeler, yeni fikir akımlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu fikir akımlarından bir tanesi de Antinatalizm. Günümüzde özellikle son kuşaklar arasında yaygınlaşma eğilimi gösteren bu düşünce akımına gelin bir de yakından bakalım.

 

  Antinatalizm nedir?

Antinatalizm; daha açık bir ifadeyle doğumkarşıtlığı, doğumun ahlaki ve etik olmadığını savunan görüştür. Nitekim bu dünya hayatı oldukça acı ve zahmet barındırmaktadır ve insan dahil olmak üzere tüm canlılar ölümlüdür. Bu durumda ölmenin birinci şartı doğmaktır. Doğmak eylemi ise doğan kişinin kendi adına alabildiği bir karar değildir. Dünyaya gelip gelmeyeceğimize biz değil, bizi yapan ebeveynlerimiz karar verir ki; işte bu noktada doğan kişi için inkar edilemez, tabii bir hak ihlali ortaya çıkmış olur.

Antinatalistler bireylerin dünyaya gelmeme, yani yokluk haklarının ebeveynler tarafından ellerinden alındığını savunurken, bazı antinatalizm karşıtları da;  üremediğimiz taktirde kişilerin dünyaya gelme, yani varlık haklarını ellerinden alacağımızı iddia ederler.

Bu sorunun cevabı da antinatalistleri haklı çıkaracak şekilde basittir aslında. Dünyada haklar yalnızca var olan canlılar için geçerlidir. Yok olan, yani olmayan, algıdan ve düşünceden ırak canlılar için haktan bahsedilebilir mi? Tabii ki hayır. Henüz dünyaya gelmemiş, dünyayı deneyimlememiş ve aslında var olmadığı için varlık kategorisine de girmeyen, erkeğin üreme organında yalnızca biyolojik bir sıvı halinde bulunan spermlerin bir hakları olduğundan söz edebileceğimizi zannetmiyorum.

Öte yandan dünyanın tüm bu zahmet ve çilesine rağmen insanoğlunun hâlâ üremekte ısrarcı olmasının nedenlerine bir göz atalım.

Bunların başında elbette ki din, tanrı ve ahiret inanışı gelmektedir. İnsanlar bu dünyanın ölümlü ve geçici olduğunu düşündüklerinden, ölümü de ahirete geçiş olarak yorumladıklarından doğum döngüsünü devam ettirirler. Yine de inançlı ve cahil çiftlerde doğum oranının, inançlı ve eğitimli çiftlere oranla çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Maalesef ki bilimin ortaya attığı korunma yöntemlerinden bile habersiz bu çiftler, çocuk yapmayı bir tavuğun yumurtlamasıyla aynı kefede görüyorlar. Çocuğun dünyaya gelişini “Tanrı verdi, oldu.” diyerek açıklayan bu çiftler, çocuğun ihtiyaçlarının giderilmesi hususunu da “Çocuğu veren Tanrı, nasibini de verir.” gibi dar bir argümanla destekliyorlar.

Eğitimli çiftler ise umumiyetle bir çocuk dünyaya getirmeden önce, kendi ekonomik, psikolojik ve sosyal vaziyetleriyle birlikte, ülke ve dünyanın vaziyetlerini de göz önünde bulundurarak hareket ediyorlar.

Baktığımız zaman gelişmiş ülkelerin bir çoğunda doğum oranının düşük olduğunu, yaşlı nüfusunun çok olduğunu ve hatta çiftlerin çocuk yapmak yerine hayvan beslemeyi tercih ettiklerini görüyoruz. Türkiye’nin de vaziyetinin bu yöne doğru gittiğini ve yerli vatandaşlarımızca doğum oranının ekonomik, sosyo-kültürel ve küresel şartlardan dolayı günbegün düştüğünü kim inkar edebilir?

Öte yandan dünyaya bir çocuk getirme fikrini, “Vatana millete hayırlı, iyi, eğitimli bir çocuk yetiştireceğim, belki de bu çocuk, dünyayı aydınlatacak.” diyerek destekleyen, dünya görüşü son derece romantik, bireyler olduğunu da görüyoruz. Halbuki bu kişiler de burada, kendi arzu ve emellerini çocuğa yükleme bencilliği gösterdiklerinin farkında değiller. “Eğer dünyayı aydınlatma emeline sahipseniz bunu kendiniz yapmalısınız, neden kendi emelinizi başkasının üzerine yüklüyorsunuz ki?” diye sorsak haksızlık etmiş olur muyuz?

Tabii ki bir başka neden olarak da insanların bencilliklerini gösterebiliriz. Yaşlanınca kendisine bakması ya da yalnızlık korkusu nedeniyle çocuk sahibi olanların sayıları da oldukça fazla. Dünyaya çocuk getirmemek ve insanoğlunun dünya üzerinden kalıcı olarak silinmesi şüphesiz ki dünyanın ve dünya üzerindeki diğer canlıların çok hoşuna gidecektir. Eğer siz de bir insan olarak bu benim de hoşuma gider diyorsanız belki de henüz Antinatalizm ile tanışmamış bir Antinatalistsinizdir.

Tags: AntinatalizmGamze Gökçe
Previous Post

Burası Hababam

Next Post

Hafıza-İ Beşer: Soğuk Savaşta Gerici Bir Pogrom: 6-7 Eylül

Gamze Gökçe

Gamze Gökçe

14 Temmuz 1995 İzmir/Buca’da doğdu. Pamukkale Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Kitapları Aşka Düşen Cemreler İzmir Masalı

Yazarın Diğer Yazıları

Atatürk’ten Bugüne “Tek Dünya Devleti” Gayesi
Manşet Haberler

Atatürk’ten Bugüne “Tek Dünya Devleti” Gayesi

09/10/2024
Akıl Nerede?
Manşet Haberler

Akıl Nerede?

27/09/2024
Gönüller Kuruyunca
Manşet Haberler

Gönüller Kuruyunca

13/09/2024
Eskimiş Bir Ruh
Manşet Haberler

Eskimiş Bir Ruh

03/09/2024
Next Post
Hafıza-İ Beşer: Soğuk Savaşta Gerici Bir Pogrom: 6-7 Eylül

Hafıza-İ Beşer: Soğuk Savaşta Gerici Bir Pogrom: 6-7 Eylül

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

AKP’ye geçecek yeni büyükşehir iddiası: Antalya’nın adı gündemde

AKP’ye geçecek yeni büyükşehir iddiası: Antalya’nın adı gündemde

by Sonhaber
12/10/2026
0

Yerel yönetimlerdeki parti değişikliklerine ilişkin yeni bir kulis iddiası gündeme geldi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın, partiye yeni...

TARİHTE BİREYİN ROLÜ

TARİHTE BİREYİN ROLÜ

by Hamit Baldemir
12/10/2026
0

Tarihi kim yapar? Toplumsal sınıflar ve kitleler mi, yoksa önderler mi? Bu soru çoğu zaman iki uç yanıtla karşılanır. Bir...

Kamuya ait 5 taşınmaz satışta: ÖİB 4 il için ihaleye çıkıyor

Kamuya ait 5 taşınmaz satışta: ÖİB 4 il için ihaleye çıkıyor

by Sonhaber
12/10/2026
0

Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın taşınmaz satışlarına ilişkin duyurusu Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre Bolu’nun Mudurnu, Denizli’nin Baklan...

Fon dosyasında yeni soruşturma: ‘Gizli’ belgeleri paylaşanlara inceleme

Fon dosyasında yeni soruşturma: ‘Gizli’ belgeleri paylaşanlara inceleme

by Sonhaber
12/10/2026
0

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yürütülen fon soruşturmasına ilişkin bazı belgelerin sosyal medya ve dijital mecralarda yayımlanması üzerine harekete geçti. Başsavcılıktan yapılan...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik