8 Mart, Dünya Kadınlar Günü… kimi “Emekçi”yi ekliyor, ama emekçi olmayan yaşlı genç, köylü kentli, okumuş okumamış kadın var mı, hiç gördünüz mü?
Kadın Yaşam Özgürlük!
İnsan hep kalıcı olmayı seçmiş… Daha mağarada yaşarken, duvarlara çizdiklerinin binlerce yıl sonrasına kalacağını biliyormuş. Çizemediklerini yazmış, yazamadıklarını oymuş, oyamadıklarını dilden dile ulaştırmış… Gün gelmiş yetmemiş hiçbiri, kendisini saklamış, yani kartpostal yapmış. Duygularını, düşlerini, inanışlarını… artık aklınıza ne geliyorsa, hepsini yaymak, buna da bağlı olarak gelişmek için birbirine vermiş, yollamış.
Derler ki, ilk kart Kleopatra’nın kendisidir. Bir büyük halıya sarınıp sunmuş kendisini… Halıya sarınamayanlar da yazdıklarını, çizdiklerini göndermişler. Duygu aynı mıdır, bilemem ama bu gelenek, gelişen teknolojiye uyarak değişse de sürmüş gelmiş binlerce yıldır.
Giderek kullanılmayan ama her zaman için “gerçekliğe açılan pencereler” olarak tanımlanan kartpostallar, geçmişten geleceğe hepimize bir şeyler anlatıyor. Schneidertempel’da açılan “Yüzleri Var, Sesleri Yok: Kartpostallarla Osmanlı Coğrafyasında Kadın” kartpostal sergisi, Dr. Seyhun Bizet’in kendinden çok daha ünlü koleksiyonundan 8 Mart için seçilmiş kartlardan oluşuyor. Engin Özden’in küratörlüğünde, “kartpostalların altın çağı” olarak nitelenen 1880-1920 tarihleri arasında yayımlanmış 190 kartı içeren sergi, birçok ulusu barındıran Osmanlı’nın dört kıtaya yayılmış topraklarında yaşayan kadınları buluşturmuş.
Müslüman, Hristiyan, Yahudi inanıştan, Kürt, Türk(men), Arap, Süryani, Ezidi, kadınların yüz yıl öncesinden sosyokültürel çerçevesini izliyoruz. Bu çerçeve, bugün -en tam da bu gün, savaşın azgın ve kanlı yüzünü yaşarken hem de- belki de hiçbir araya gelemez. Onca kültürün, dönemin etkisini de göz ardı etmemek gerekir, birbiriyle girdiği bir medeniyet yarışı belki de sergiden yansıyan. Kıyafetler, hemen hepsinde aynı gibi, ama ayrıntılar (bilirsiniz işte, hakikat ayrıntıda gizlidir) birçok ipucu veriyor bize.
Gezginlerin anlatılarından da bildiğimiz, müzisyen ve dansçı kadınları unutmamak gerekir. Onlar da kartpostallar arasında ve tarihin tanıkları… İnsan düşünmeden edemiyor, bunca dini ve kültürel baskı varken kadınlar nasıl da dirençli ve kararlı, değil mi?
Siyasal (genel geçer tarih anlatımıyla da doğru orantılı) hayat değiştikçe kadınların kıyafetlerinden duruşlarına kadar her şey değişiyor. Daha bir renkli, daha bir serbest (buradaki serbestlik, örneğin peçelerin 1908 Meşrutiyet ilanından sonra kaldırılması) giyiniyorlar. Önceleri Müslüman kadınlarla diğer etnisitelerden kadınların giydikleri renkler de farklıyken aradaki fark kalkıyor ve bütün kadınlar renkli giyiniyor. Bu, aslında kadının itaat etmediğinin de kanıtı. Ne ceza takıyorlar ne günah. Bugün de öyle değil mi; kadınlar erkeklerden daha cesur. Polis barikatını yıkabiliyorlar, bir kadına beş polis düşmesine, orantısız cop, tazyikli su ve gaz kullanılmasına rağmen. Demek ki, “Kadın Yaşam Özgürlük” sloganı hayatı belirleyen bir güç, bir simge.
Seyhun Bizet’in geniş koleksiyonunun, tabii ki, iyi bir tasnif ve tarihi bilgiler eşliğinde, kitap halinde basılıp herkesin ulaşabileceği bir kaynak haline getirilmesi sadece sergiyle yetinilmemesi en büyük dileğimizdir.
“Yüzleri Var, Sesleri Yok: Kartpostallarla Osmanlı Coğrafyasında Kadın”
Koleksiyon Seyhun Bizet, Küratör Engin Özden
SchneiderTempel Sanat Galerisi, 5 Mart, 5 Nisan 2026


















