Gazetemizde öyküleri ve makaleleriyle okurla buluşan yazar H. Sibel Şahin, yeni öykü kitabı Zamanın Seyri ile zaman kavramını merkeze alarak okuru düşünsel ve şiirsel bir yolculuğa davet ediyor. Kitap, “Zaman nedir?” sorusundan hareketle bireysel hafızadan toplumsal yarılmalara, mekânsal izlerden görünmez çatışmalara uzanan anlatılar sunuyor.
Zamanın Seyri, her biri kendi iç devrimini yaşayan karakterlerin hikâyelerini merkeze alırken, zamanı yalnızca arka planda akan bir unsur olarak değil; bizzat bir karakter, bir mekân ve bir çatışma alanı olarak kurguluyor. Kitabın açılış öyküsü “Çatlak Taşların Üstünde”, bireylerin hayatlarında ve toplumsal hafızada oluşan kırılgan alanlara odaklanıyor. “Üç Mesel” bu kırılganlığı farklı bakış açılarından ele alırken, “Mavi Tulumlar ve Sayılar” ile “Küçük Adam” modern dünyanın görünmez kıldığı emek ve birey kavramlarını görünür kılıyor.
Kitap boyunca kişisel hikâyelerle toplumsal meseleler iç içe geçiyor. “Sürgün” ve “Beyazın Gölgesinde” aidiyet ve yabancılaşma temalarını işlerken, “İplikler Arasında Kaybolan Çocukluk” masumiyetin zamanla nasıl dönüşüme uğradığını anlatıyor. “Derinlerdeki Sessizlik” ise suskunluğun bile güçlü bir anlatı biçimine dönüşebileceğini gözler önüne seriyor.
Yerelden evrensele uzanan anlatı haritasında, Basmane sokaklarından Nairobi ve Adana’ya, Laliş Vadisi’nin kadim hafızasından Konya Ovası’nın susuzluk mücadelesine, Akdeniz’den Eskişehir’e kadar uzanan coğrafyalar yer alıyor. Coğrafyalar değişse de, öykülerde insanın temel arayışları, korkuları ve dirençleri ortak bir zeminde buluşuyor. Sophia, İpek, Lavin ve Madleen gibi karakterler bu evrensel insanlık hâlinin farklı yüzlerini temsil ediyor.
“Görünmez Çatlaklar” ve “Meydandaki Sessizlik” gibi öykülerle toplumsal hafızaya ayna tutan kitap, okuru “Sevgili Zamanın Torunu” kavramı üzerinden geçmişle gelecek arasında kurulan kişisel köprüleri düşünmeye çağırıyor.
Zamanın Seyri, yalnızca hikâyeler anlatan bir öykü derlemesi olmanın ötesinde; zamanın birey ve toplum üzerindeki izlerini, atmosfer ve duygu yoğunluğu yüksek bir dille ele alan edebi bir çalışma olarak dikkat çekiyor.












