Cumartesi, Nisan 25, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

KIRMIZI BİR HAYAT

Sonhaber by Sonhaber
13/12/2020
in Manşet Haberler, Manşet Yazarlar, Sanat, Yazarlar
A A
30
KIRMIZI BİR HAYAT
1
SHARES
20
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Biz çocukken annem hep derdi ki ‘‘İnsan kendi duvarının dibinde ölmeli.’’ Ne yazık ki,  annemin dibinde ölecek bir duvarı hiç olmayacaktı… Evlendiklerinde babamın işi gereği kasaba kasaba dolaşmış ve her bir çocuğunu da bir kasabada doğurmuştu. Babam genç yaşta amansız bir hastalığa yakalanıp erken ölünce,  annem çocuklarını alıp, doğduğu köye, ailesinin yanına gelmişti. Ben bu çocukların sonu, tekne kazıntısıyım. Çocukluğuma dair unutulmaz ilk şaşkınlığım bizim için yapılan evin küçüklüğüydü. Nerdeyse çeyrek oda, yarım salon bir evde, annem ve biz yedi (7) kardeş  birlikte büyüyorduk. Yazları çoğunlukla dışarıda olduğumuzdan sorun olmuyordu. Ama kış gelip kar iki metreye çıktığında bu kutu ev inanılmaz kalabalık oluyordu. Bir de bu evde babamdan kalan bir gelenek olarak davetler veriliyor, meclisler toplanıyor, küsler barıştırılıyordu. Güzel olan, gece olup kalabalık dağıldığında yataklar serilince, tüm kızların koyun koyuna yatıp, ısınmasıydı.

Biz çok küçüktük ve bir köyde geçinmek için yapılacak işlerin hiçbirini beceremiyorduk. Annem üç ayda bir şehre gidip, aldığı emekli maaşıyla bize bakıyordu. Bu yüzden koşullar zor, yoksulluk çoktu. Bu üç ayların çoğunda ben de onunla şehre gidiyordum. Benden üç yaş büyük olan ablam buna çok içleniyordu. Ona göre evin küçüğü olmam Allah’ın bana yaptığı bir kıyaktı. Bana göre ise babamın ölümüyle dünyaya gelmiş olmam ömür boyu omzumda taşıyacağım bir yüktü.

Kış ortasıydı. Karın boyu bir metreyi geçmişti. Annem sabah şehre gidip maaş alacaktı. Kışın kar yolları kapattığı için sadece at arabaları ile gidilebiliyordu şehre. Annem hava soğuk olduğundan beni götürmeyeceğini söyledi. Ağladım, çırpındım ama kar etmedi. Annem kararlıydı. Beni götürmeyecekti. Tabi ki ben ne yapıp edip mutlaka gidecektim. Geceden kıyafetlerimi giyip yatağa girdim ve sabaha kadar uyumadım. Hava aydınlandığında annem ve abim sessizce evden çıkmaya çalışıyordu ki kapıda yakaladım. Kendimi yerlere atıp, ne olursa olsun bensiz gidemeyeceklerini anlayacakları kadar çok ağladım. Annem biraz bocaladı ama sonunda kabul etti. Evden birlikte çıktık. Buz gibi havada üstü açık at arabasına bindik ve dona dona köyden şehre vardık. Annem bankadan maaşını çekti. Her zaman yaptığımız gibi çar çabuk erzak alışverişimizi yaptık. Kadın kısmı kış günü şehrin orta yerinde pek dolaşmadığından bu işler çok hızlı yapılıyordu. Sonrada at arabası geri dönene kadar bizim köylülerden birinin ayakkabı mağazasına girip bekledik. Mağazaya girer girmez vitrinde duran epa (dolgu) topuklu kırmızı pabuçları gördüm ve âşık oldum. Dükkân sahibi bize çay söyledi.  Annem ve adam sohbet ederken ben vitrinden ayakkabıları seyre daldım. Sohbet iyice koyulaşınca sessizce kalkıp ayakkabıları vitrinde indirdim. Kâh ayağıma giydim, kâh dizimde okşadım, kâh kucağımda sevdim. Ayakkabılar adeta beni büyülemişti. Gitmeye yakın tutturdum bu ayakkabıları bana alın diye. Annem ve abim çok pahalı, alamayız dediler.  O andan itibaren ayakkabıları almak için elimden gelen her şeyi denemeye başladım. Küsmek, ağlamak, bir daha ikisiyle konuşmamak, hatta köye dönmemek dâhil her şeyi sıraladım. Sonunda abim bir çözüm önerdi. Eğer o pahalı ayakkabıdan vaz geçersem, aynı parayla dört çift terlik alabileceğimizi, böylece ablalarımın da mutlu olacağını söyledi. Mantıklıydı ama ben çocuktum ve terlik değil kırmızı ayakkabıyı istiyordum. Neredeyse onlarsız bu dükkândan çıkarsam nefes alamayacağıma falan inanmıştım. En sonunda mecbur kalıp yüklüce bir paraya ayakkabılarımı aldılar. Birlikte arabaya binip yola çıktık, hava iyice gitmeye başladığı için akşam ayazı başlamıştı. Köye kadar adeta buz tutarak gittik ama ben kırmızı ayakkabılarımın sevincinden başka bir şey hissetmiyordum. Eve vardığımızda benden büyük ablam ayakkabıları gördü. Tabi ki kendisine de alındığını sanmıştı. Ama hayır, alınmamıştı. Çünkü bu ayakkabıdan iki çift alınsa annemin bütün parası gitmiş olurdu ve biz kışın üç ayını aç geçirmek zorunda kalacaktık. Ablam durumu anladığında kendini yerlere attı. Öylesine çığlık çığlığa ağlıyordu ki hiç kimse onu durduramıyordu. Çok mutsuz olmuştu. Tabi o anda bende çok mutsuzdum. Yine de ayakkabılarıma baktığımda içimi bir sevinç kaplamıyor değildi. Sonunda annem ablama söz verdi. Sabah olur olmaz abim şehre gidecek, gelecek üç ayki maaştan ödemek üzere aynısından, kırmızı bir ayakkabı da ona alacaktı. Aynen de öyle oldu. Abim sabahın köründe evden çıkıp şehre gitti ve akşam bir çift aynısından kırmızı ayakkabıyla döndü. Ablam çok mutlu olmuş, bende rahatlamıştım. Zira o ayakkabı alınmasaydı eğer, bunun bedelini ağır ödeyecektim.

Gel zaman git zaman ben ayakkabılarımı giydim, eskittim. Hatta teki dereden atlarken suya düşüp gitti. Ama ablam kıyamadı ayakkabılarına. Ara sıra evin içinde giymek dışında, giymedi hiç ayakkabısını. Her gün kıymetli eşyalarımızın olduğu büfeden çıkarıp tozunu aldı. Sevdi ve tekrara yerine koydu. Ta ki biz köyden İstanbul’a göç etmek zorunda kalana kadar. Her şey giderek pahalılaştığı için üç ayda bir alıp kıt kanaat geçindiğimiz para artık bize yetmiyordu. Bir şeyler yapmak lazımdı ve çözüm köyden büyük şehre göç etmekte bulunmuştu. İstanbul’a gidilecek, abimlerin iş bulup çalışmaları sağlanacaktı. Ben ve ablam dışında herkes bu göç mecburiyetine çok üzülmüştü. Zira annem  bizi yoksulluk içinde büyütse de, köyde epey sevilen hatırı sayılır insanlardık. Bu sevgi aklı ergenleri köklerine derinden bağlamıştı. Ablam ile bende çocuk aklımızla televizyonda görüp adeta âşık olduğumuz güzel şehir İstanbul’a gideceğimiz için mutluyduk.

Bir sabah kırmızı bir kamyon kapıya yanaştı ve eşyalarımız apar topar yüklendi. Annemin tüm ailesi ve köylüler bizi uğurlamak için oradaydı. Kimi ağlıyor, kimi gitmeyin diye yalvarıyordu. Biz iki kızda kamyonun kasasında sürecek iki günlük eziyet dolu yolculuktan habersiz en güzel kıyafetlerimizi giyip hazırlanıyorduk. İstanbul’u filmlerden ve resimlerden biliyorduk. Bize göre her yeri kusursuz güzel bir şehirdi. Ablam koşup vitrinden ayakkabılarını aldı. Benim o sırada ayakkabım yoktu. Heyecanla giymeye çalıştı ama zaman geçmiş ve ayakkabılar ayağına küçülmüştü. Bir türlü giyemedi. Çok üzüldü ağladı. ‘‘Üzülme İstanbul’da onlardan çok var’’ dedim. Gözlerini sildi ve bana baktı. Sonra getirip ayakkabıları ayağıma giydirdi. Kendisi de bir çift yırtık, naylon terlik buldu. Böylece yola çıktık. Biz çocuk aklımızla, bizi İstanbul’da bir sürü kırmızı pabuç bekliyor diye düşünürken, bir sürü kırmızı çizgisi olan, yoksul ve bir o kadar da kimsesiz bir hayat bekliyordu oysaki. İstanbul’a varıp kamyon kasasından indiğimizde, uzun yolculuk yüzünden yorgun, bitkin ve is içindeydik. Yetmezmiş gibi indiğimiz semt yolu, suyu, elektriği olmayan, yoksul bir gecekondu mahallesiydi. Bundan sonra hayatımız dilini, kültürünü bilmediğimiz kocaman bir metropolde yaşayabilmek için ucuz işlerde çalışıp, ayaklarımızın üstünde durmaya çalışmaktan ibaret ‘‘Kırmızı Bir Hayat’’ olacaktı. Üstelik yolunu, kültürünü bilmediğimiz bu şehirde sürekli kimliği, varlığı, dili sorgulanan yabancılar olacağımızdan, hiçbir duvar, dibinde ölecek kadar bizim olmayacaktı.

Yüksel Budak

Bu köşede yayınlanan tüm yazı ve kişisel görsellerin Telifi yazar Yüksel Budak’a aittir

Previous Post

BM Genel Sekreteri Guterres: İnsanlık doğa ile savaşa girişerek kendi sonunu hazırlıyor

Next Post

Hollanda birinci, Katar ikinci

Sonhaber

Sonhaber

Yazarın Diğer Yazıları

“Sabahın Sahibi Var” sergisi 28 Nisan’da İstanbul’da açılıyor
Kültür Sanat

“Sabahın Sahibi Var” sergisi 28 Nisan’da İstanbul’da açılıyor

24/04/2026
Halfeti Belediyesi’ne şafak operasyonu: Eski AKP’li kayyım dahil 47 gözaltı
Manşet Haberler

Halfeti Belediyesi’ne şafak operasyonu: Eski AKP’li kayyım dahil 47 gözaltı

24/04/2026
Açlık grevindeki madenciler bakanlığa yürüdü: Polis ablukasında iki işçi fenalaştı
Ekonomi

Açlık grevindeki madenciler bakanlığa yürüdü: Polis ablukasında iki işçi fenalaştı

24/04/2026
Sanat, Anlam ve Siyaset
Manşet Haberler

Sanat, Anlam ve Siyaset

24/04/2026
NYT’den çarpıcı İran iddiası: Yönetim Devrim Muhafızları’na mı geçiyor?
Dünya

NYT’den çarpıcı İran iddiası: Yönetim Devrim Muhafızları’na mı geçiyor?

24/04/2026
32 ilde dev özelleştirme kararı: Ankara ve İstanbul dahil yüzlerce taşınmaz satışa açılıyor
Manşet Haberler

32 ilde dev özelleştirme kararı: Ankara ve İstanbul dahil yüzlerce taşınmaz satışa açılıyor

24/04/2026
Next Post
Hollanda birinci, Katar ikinci

Hollanda birinci, Katar ikinci

Comments 30

  1. Ömer Ayseli says:
    5 yıl ago

    ?? tebrikler. Güzel şeyler yapacağından eminim, önünde uzun ve mutlu bir hayat olsun. Sen düşünce
    Ve yaşam tarzına çok önemlisin, kimsenin seni sıradan görmesine izin verme. Tanıdığım en Asil kadına selam olsun.??

    Yanıtla
    • Yuksel says:
      5 yıl ago

      Ne güzel yazmışsınız. Teşekkürler

      Yanıtla
    • Yuksel says:
      5 yıl ago

      Orda bana öyle bir yer açtığın için yüreğine sağlık

      Yanıtla
  2. Halil kölemen says:
    5 yıl ago

    Bu topraklarda yaşıyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir kişisel/öykü,sıcak ,samimi ellerine sağlık.

    Yanıtla
  3. Deniz kızı says:
    5 yıl ago

    Çok güzel ve etkileyici bir hikaye, adeta bizi o küçük dışarda oynayan daha hayatın ne olduğunu bilmediğimiz çocukluğumuza götürdük ?

    Yanıtla
  4. Ömer Duran says:
    5 yıl ago

    Her satırı samimi, her anı akıcı, sımsıcak bir hikaye. Kaleminize sağlık Yüksel Hanım

    Yanıtla
  5. Gökçen says:
    5 yıl ago

    Okudum. Çok sevdim. Yaşadığın gibi yazman ayrıca hoşuma gitti. Devamı gelsin isteriz.

    Yanıtla
    • Yuksel says:
      5 yıl ago

      Teşekkürler. Gelecek daha iyileri gelecek ?

      Yanıtla
  6. Eylem says:
    5 yıl ago

    Bir solukta okudum yazını Yükselcim..O karlı dağ köylerinden İstanbula gelmiş kadar oldum. Koyun koyuna yatan kızçocukları olarak ve köyün ahalisiyle içli dışlı geçen tüm o birlik halleri, çocukluğumun yanlız geçen zamanlarına götürüp beni, yüreğime oturdu şuan.Galiba ailemin özellikle İstanbula gelişiyle biz de kırmızı bir hayata bulanmış olmuşuz. Kalemine yüreğine sağlık. Yazacakların ve anlatacakların daim olsun❤

    Yanıtla
  7. Mardinli says:
    5 yıl ago

    Çok etkileyici ve samimi devamını bekleriz…

    Yanıtla
  8. Gürsel Demir says:
    5 yıl ago

    Tebrik ediyorum
    Rahat akıcı ve içten bir anlatım. Saf bir çocuk isteğinin henüz yaşamın olumsuzluklarını tanımamış hali.iyi gelecek ve başarılar dilerim.

    Yanıtla
  9. Ramazan gel says:
    5 yıl ago

    Çok güzel olmuş.Emeğinize sağlık.

    Yanıtla
  10. Abidin başboğa says:
    5 yıl ago

    Selam

    Yanıtla
  11. Abidin başboğa says:
    5 yıl ago

    Bizler hep ağlarız

    Yanıtla
  12. Tebrik edilmeyen adam... says:
    5 yıl ago

    Önce, birkaç satırını okudum ve anladimki bulunduğum ortamda okunmayacak kadar içten ve gerçek duygularla yazılmış bir hikaye. Odamda kendi sessizliğimle okudum.Sen yazdın, ben yaşadım…

    Yüreğine,Kalemine sağlık ?

    Yanıtla
  13. Ebru oğuz says:
    5 yıl ago

    Sıcacık bir öykü… Son kalan güzel şeylerin hepsi içinde sevgiyle sarmalanmis.

    Yanıtla
  14. Oya says:
    5 yıl ago

    Süper bir hikaye süper bir kalem ?ellerine yüreğine sağlık ?

    Yanıtla
    • Birsen says:
      5 yıl ago

      Eline yüreğine sağlık çok güzel yazmışsın çok anlamlı bir hikaye ???

      Yanıtla
    • Kerem says:
      5 yıl ago

      Bu öyküde koşulların zorla köklerinden kopararak yabancı diyarlara savurup ve ardından köklerini büyük bir özlemle arayan bir yaşam öyküsü açığa çıktı.Keyifle okudum yüreğine sağlık.

      Yanıtla
  15. Gulperi budak says:
    5 yıl ago

    Sen cok başarılı ve cok güçlü bir kadınsın. Bu bizim gibilerin yaşadığı gerçek bir hayat hikayesi. Beni resmen çocukluğumun o yokluk ve biokadarda hayatın tadını aldığımız günlere götürdü. Yolun açık olsun başarılar yüreği güzel kadin??

    Yanıtla
  16. Hüsamettin Güldoğan says:
    5 yıl ago

    Çok içten , samimi , akıcı ve etkileyici bir yazı.
    Tebrikler
    Kalemine diline sağlık

    Yanıtla
  17. Mutlu says:
    5 yıl ago

    Öncelikle emeğine sağlık . bir solukta okudum hikayeni . Diğer yazılarını heyecanla bekliyorum . Sevgiler ..?

    Yanıtla
  18. Birgül Hakan says:
    5 yıl ago

    Tebrikler ????

    Yanıtla
  19. Mustafa Diyar Demirsoy says:
    5 yıl ago

    Tebrikler, ellerine yüreğine sağlık sevgili Yüksel. Bir çırpıda okudum. Bundan sonra da böyle güzel yazılar bekliyoruz.

    Yanıtla
  20. Burhan Can says:
    5 yıl ago

    Harika, içten ve samimi.Biraz da herkesin hikâyesi olmuş.Kalemin baki olsun.

    Yanıtla
  21. Mihriban says:
    5 yıl ago

    Kaleminize sağlık sıcacık bir hikaye olmuş,
    umarım devamı gelir ?

    Yanıtla
  22. İbrahim says:
    5 yıl ago

    Ağzına sağlık aslında senin hikayen bir çoğumuzun hikayesidir başarılarının devamını dilerim

    Yanıtla
  23. Yeliz Coban says:
    5 yıl ago

    Duygu yuklu ve harika bir hikaye olmus,tebrik ediyorum??❤️✌️

    Yanıtla
  24. Erdal Karakuş says:
    5 yıl ago

    Özgür toplum ve özgür kadın mücadelesi Yüksel’in aynı zamanda sanat üretim koridorunun da temel taşı. Kendi toplumsal tarihi ve buna bağlı trajediler, iklimler, geçişler, umut pırıltıları ve çiplak gerçeklikler onun su gibi akan öykülerinde akıp gidiyorlar. Bu pırıltılının ay ışığından sıyrılıp, şafağı aydınlatması dileğiyle.

    Yanıtla
  25. Sabiha says:
    5 yıl ago

    Harika bir yazı olmuş,kalmeine sağlık ???

    Yanıtla

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

“Sabahın Sahibi Var” sergisi 28 Nisan’da İstanbul’da açılıyor

“Sabahın Sahibi Var” sergisi 28 Nisan’da İstanbul’da açılıyor

by Sonhaber
24/04/2026
0

Emek, dayanışma ve toplumsal mücadele temalarını merkeze alan “Sabahın Sahibi Var” isimli karma sergi, 28 Nisan’da kapılarını açıyor. İngilizce alt...

Halfeti Belediyesi’ne şafak operasyonu: Eski AKP’li kayyım dahil 47 gözaltı

Halfeti Belediyesi’ne şafak operasyonu: Eski AKP’li kayyım dahil 47 gözaltı

by Sonhaber
24/04/2026
0

Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinde belediyeye yönelik geniş çaplı operasyon düzenlendi. Geçmiş yönetim dönemine ilişkin mali suç ve ihale usulsüzlüğü iddiaları kapsamında...

Açlık grevindeki madenciler bakanlığa yürüdü: Polis ablukasında iki işçi fenalaştı

Açlık grevindeki madenciler bakanlığa yürüdü: Polis ablukasında iki işçi fenalaştı

by Sonhaber
24/04/2026
0

Doruk Madencilik işçilerinin Eskişehir’den başlattığı Ankara yürüyüşünün ardından sürdürdükleri direniş devam ediyor. Aylarca maaş alamadıklarını belirten işçiler, Kurtuluş Parkı’nda açlık...

Sanat, Anlam ve Siyaset

Sanat, Anlam ve Siyaset

by Mehmet Yeşiltepe
24/04/2026
0

Hiç bu denli önemli olmamıştı Ruhtan ruha insan yoldaşlaşması. Kimlikte bir istila ve soykırmaya dönüşmüş Yabancılaştırma operasyonları. Geceleri uykuda ruhlarımızın...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik