Doğan Munzuroğlu
Öğretmenlik yaptığım yıllarda parasız kaldığım bir gün bir öğretmen arkadaşımdan borç para istedim. Yüzüme hayretle bakıp “kredi kartın yok mu” dedi.
O an ona ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum ama ilk işim gidip bir kredi kartı almak oldu.
Arkadaşımdan da bir daha borç istemedim. Ama o ve diğer arkadaşlarımla dostluğumun içtenliği bir derece düştü. Sonradan düşünme fırsatı buldum. Evet, kredi kartı birçok ilişkiyi bitiriyordu. Artık bir dostumdan borç para isteyemeyecektim. Borç para vermeyecektim. Ve bu zincirleme ilişki komşu komşunun külüne muhtaç olduğu gerçekliğini de bitiriyordu.
Kredi kartı borcu olan biri ile bir bankaya borcu olmayan biri aynı anda, gözaltına alınma riski olan bir eyleme katılsa hangisi daha tedirgindir diye düşündüm. Mesela hangisi patronuna karşı daha rahattır?
Sonra kırk yılda bir bizi sevince boğan Haziran Seçimi oldu. Arkasından Haziran Seçimine bozulan Reis’in Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu’na havanda su dövdürmesi ve kaos ve arkasından Kasım Seçimi yaklaşırken sosyal demokrat bir dostum “ben bu seçimde AKP’ye oy vereceğim” dedi. “Benim borcum var arkadaş. Evimin taksitleri var, kredi taksitleri var ve gelecek belirsiz. Bu belirsizliktense baskıcı bir rejime razıyım!”
Yani Reis, ölümü göstererek sosyal demokrat arkadaşımı sıtmaya razı etmişti.
Sonucu hepiniz biliyorsunuz. Sevincimiz üç ay bile sürmedi. Demokrasi penceresinden sızan o zayıf ışık karardıkça karardı. Sonrası külli karanlık.
Yıllar sonra Pandemi süreci yaşandı. Birçok devlet vatandaşına nakdi yardım yaparken AKP hükümeti vatandaşa borç verdi. Birçok insan kredi alıp ihtiyaçlarını karşıladı. Ev, araba vb. aldı. Borçlanan insan sayısı katlandı. Şimdi bu insanların yüzde kaçı muhalefete oy verir?
Muhalefet “iktidara gelirsem bankalara olan borçlarınızı sileceğim” diyor mu? Dese bile inandırıcı olabiliyor mu?
Muhalefetin bunu demesi, derken de inandırıcı olması halinde bizim tekrar gülümseme şansımız olabilir.
Yoksa “yem borusu çalarak” bizi oyalamaya devam ederler: “Ekonomide reform yapacağız… Hukukta reform yapacağız… Ülkeyi uçuracağız…” Bazıları bu sözlerden yeni bir Kürt açılımı bile çıkarmaya başladı.
Osmanlı döneminde bir gemiyle Mısır’a hayvan taşınıyormuş. Hayvanlar daha çok binek atlardan oluşuyormuş. Denizin ortasında hayvanların yemi bitmiş. Bu durum yöneticilere bildirilmiş. “Yem bitti, açlıktan hayvanlar ayağa kalkamıyor” diye. Seyislerden biri bir çare bulmuş. “Onları canlandırmanın yolunu buldum” demiş. “Yem borusu çalacağız.”
Dediğini yapmışlar. Yem borusu çalar çalmaz koşullanan hayvanlar canlanıvermiş. Yem beklemişler. Bir süre sonra yemin gelmediğini görüp tekrar yerlere yığılmışlar. Bir daha yem borusu çalmış. Hayvanlar yem gelecek diye tekrar ayağa kalkıp bekleşmişler. Bu durum tekrar edip durmuş.
Mısır’a ulaşıncaya kadar yarısı açlıktan ölmüş. Geriye kalan üç beş hayvanı karaya çıkarmışlar.











