Sizce yaşadığımız çağın en büyük sorunu ne?
Kötü yönetim tarzı mı, meydana gelen sert olaylar mı, siyasi krizler mi, ahlaksızlık ya da yozlaşma mı?
Ülke tarihine baktığımızda bunların daha önce olmadığını söylememiz mümkün değil. Bunlar her zaman vardı. Bu yüzden bence en büyük sorun, insanın zihnini kaybetmesi.
Sistem, bireylerin zihinlerini manipüle edecek şekilde işliyor. Önce, bireyin dış dünyayı algılama biçimini kısıtlayan ve tepkilerini otomatikleştiren şablonları üretiyor. Sonra onu, oluşturduğu bu “bakış açısı şablonları”na hapsediyor. Birey, bu şablonu bir kez kabul ettiğinde olay ne kadar yeni, faillerle ilgili tüm somut kanıtlar ne kadar ortada olursa olsun zihni yeni bir tepki üretmiyor.
Bireylerin sosyal medyanın sağladığı anonimlikle kendi seslerine yabancı olan sesleri, nefret söylemi içinde linç etmeye hazır halde bulunmaları alışıldık bir tutum. Ancak olumlu ve güzel sayılabilecek durumlarda bile bu tavrın sürmesi düşündürücü.
Geçenlerde sosyal medyada, bir annenin çektiği videoya denk geldim. Video üç dört yaşlarındaki çocuğun annesiyle gezdiği bir günün sonunda, yorgunluğunu dile getirişini yansıtıyordu. Hani hepimizin yaptığı gibi çocuk da gezip gezip yorgunluğundan tatlı tatlı sızlanıyor ama halinden de çok memnun görünüyordu. Buna rağmen okuduğum yorumların bir kısmı anneyi, yorulan çocuğunu kucağına almadığı için resmen infaz ediyordu. Anne verdiği yanıtta bunun günlük rutinleri içinde olan gezme anlarından biri olduğunu söylese de.
Yorumlar annenin yanında olanlar, anneye karşıt olanlar ve karşıtların kendi içlerindeki kapışmaları şeklinde uzayıp gidiyordu.
Aynı kapışma bir başka videonun altında yaşanıyordu. On iki yaşındaki Aras, sosyal sorumluluk projesi olarak çöp toplama eylemi başlatmış, eylemi kısa sürede kendisinin de beklemediği kadar ilgi çekmiş ve hesabı hızla büyümüştü.
Ancak ne yazık ki öfke kusma ve linç etme eyleminin aşığı olanlar burada da iş başındaydı. Eylemin niteliğiyle ilgisi olmayan nefret içeren, hakaret ve küfür dolu üsluplar yorumlardaki yerini almıştı.
Karşıtların, içlerindeki öfkeyi ve kaosu dindirmek için bir çocuğu hedef almaları, akılcı tartışma zemini kaybolduğunda işin hangi boyutlara taşınabileceğinin somut bir örneği.
Peki neden?
Neden bir çocuğun yorgunluğunu dile getirdiği bir video bile böylesine sert tepkilerin hedefi haline gelebiliyor?
Neden bir iyilik girişimi bile öfke ve nefretle karşılanabiliyor?
Çünkü mesele artık olayın kendisi değil.
Mesele, masum durumlarda bile bireyi öfke ve saldırganlığa iten şablonların nasıl çalıştığı.
Sistem, insanların zihnini kontrol edip toplumu istediği gibi yönetme derdinde. Bizi nasıl kutuplaştırdıklarına, düşmanlık yaratıp kendi otoritelerini nasıl sağlamlaştırdıklarına bakın. Zihnine sahip çıkmayanlar, kimliklerini kaybedip çoktan köleleşti hatta bir kısmı zombileşmeye başladı. Onları kendilerine getirmek istesek de bir türlü kendilerine gelmiyorlar. Gerçeği görmüyor, duymuyor, anlamıyorlar. Bu yüzden “zihnini kaybetmek” bu çağın en büyük sorunu.
Kendimize karşı sorumluluğumuzsa bu çarka kapılmamak.
Zihnimize sahip çıkıp “düşünen, sorgulayan insan” olma niteliğimizi korumak.












