Gerçekten tuhaf bir başlık oldu. Ama suç benim değil. Suç tamamen Bakanın. Hangi bakan? Tarım bakanı değil, Aileden sorumlu bakan değil. Hazine bakanı Nebati. Kendisi hazine ve maliye bakanı olsa da o her şeye karışmaktan geri durmuyor. O her işin içinde. Her olayla ilgili demeç veriyor, tehdit ediyor ahkam kesiyor. Bir yandan kadınların ağır işte çalışmasına karşı çıkarak ayrımcılık yapıyor ve Aile Bakanlığı’nın (Doğrusu Kadın Bakanlığı) işine karışıyor, diğer yandan ayçiçek yağıyla ilgili tarım bakanının hatta Ticaret Bakanı’nın alanına müdahale ediyor. (İşin bu kısmı aslında özel bir takibi de gerekli kılıyor.)
Maceradan maceraya koşan Bakan Nebati, geçenlerde bize “Temmuza kadar yağ sorunu yok, yağımız çok” diyor. Ama marketler, fahiş zamlanmış “ayçiçek” yağını neredeyse karneyle veriyordu. İki teneke yağ birden alamıyorsunuz örneğin. Bakan kükrüyor, “depolar yağ dolu” diyor, ama ne yaparsın ki raflar boş. Çok meşhur tüketim kooperatiflerinde bile ayçiçek yağının yerinde yeller esiyordu..
Eski Bakan, Ayçiçeği ekimini bitirip ithalattan nemalanarak cebe indirdiği cukkalarla affını istemişken, yeni bakandan çıt çıkmazken, Nebati Bakan; kükrüyor bağırıyor, çağırıyor, “hesap sorarız” diyor. Acaba soyadının Nebati olması kendisine yağ konusunda böyle bir hak verdiğini sanıyor olabilir mi?
Aslında Bakan haklıdır. Akıl ve deneyim yoluyla hiçbir sorunu çözemeseler de ellerinde devlet mekanizması olarak kullandıkları, kullanabildikleri tek şey olan, şiddetle çözmeye çalışıyor bütün sorunları. Dolar alana tehdit, mal satana tehdit, elinde yağ olana tehdit, Kuyruğa girene tehdit, fırıncıya tehdit, işçiye, emekliye, öğrenciye tehdit. Liste uzar gider. Yani polis gücü var Jop var, hapis var ama yağ yok. Bakan nebati kükrüyor, laf çeviriyor, manipülasyon yapıyor. Peki haklı mı? Yani yağ Temmuza kadar var mı? Yoksa mesele temmuza kadar olup olmamasının ötesinde mi? Gerçi daha o gün Rusya Yağ yüklü 30 gemiyi serbest bırakmamıştı henüz. Ama bırakacağından Nebati haberdar edilmiş o yüzden, temmuza kadar yağımız var mı diyordu? Öyle ya yoksa koskoca bakan yalan mı söyleyecek? Temmuz ayından sonra eylül başından itibaren, yeni yağlar için ayçiçeklerinin hasat edilmesi lazım da o yüzden mi bu telaş. Yoksa ayçiçeğinin hasat edilmesi için önce ekilmesi mi lazım. Ama savaş bir ay daha uzarsa ekim, dönemi geçmiş olacak. Çünkü Ukrayna’da devam eden savaş sadece mevcut ayçiçeği yağı üretim ve ticaretini değil bir sonraki sezonun üretimini de tehdit ediyor. Ayçiçeği nisan-mayıs döneminde ekilip eylülden itibaren hasat ediliyor. Üstelik sadece ayçiçeği değil, savaş uzadığında buğdayın hasadı da tehlikeye girecektir. Daha şimdiden, dünya borsalarında buğday fiyatlarının, %40 arttığı söyleniyor. Fazlası var eksiği yok. Peki bundan bize ne? Sonuçta Trakya Bölgesi’nin toprakları öylesine bereketlidir ki oralardan ayçiçeği fışkırır. En azından bir zamanlar öyleydi. Yani bir zamanlar fışkırırdı. Ama artık yok. Şu geçenlerde affını isteyip (asla affetmeyeceğiz) defolup giden bakan ve onun öncekileri sayesinde ekilmiyor. Buğday ambarı Konya’da da, buğdayı ara ki bul yerinde. İthalat, tohum maliyetleri, mazotun ve gübrenin pahalı olması vb. nedeni ile (bu aslında pek çok tarım ürünü için geçerli) bir çok tarım ürünü artık ekilmiyor. Yanı Ukrayna savaş nedeniyle tarım yapamıyorken, biz de burada tarım politikaları yüzünden, tarım yapamıyoruz. İnsanlar marketlerde “çocuklarım aç kalır mı? Yaza buğday bulabilecek miyim?” diye, kuyruklar oluşturuyor. Ayçiçek yağında durum böyle olunca, zeytinyağı piyasası da karışıyor. Ortada fiyat yok. Kimse yağını bir daha aynı fiyattan yerine koyamam endişesi ile satmak istemiyor. Görüştüğüm bir üretici, “bir dönem geldi ki 1 kilo zeytinyağı 5 kilo ayçiçeği ediyordu normalinde yaklaşık 1 kilo zeytinyağının 3,5 litre ayçiçek yağı fiyatına tekabül etmesi gerekiyor… Oysa şimdi neredeyse ayçiçek yağı zeytinyağı fiyatına geldi. ” diye dert yanıyordu. Tabii ki her sene uçsuz bucaksız arazilerde devasa bir sanayii ile dev biçerdöverlerle, hasat edilip, devasa patozlarla harman edilen bir ürün ile 300:500 yıllık ağacın ve el emeği toplamanın insafına kalmış iki ürünün aynı fiyat olması mümkün değildir. Ama bugün neredeyse mümkün. Bugün iktidarın basiretsiz ve soyguncu politikaları sayesinde bu ülke halkları bu kara tablo ile karşı karşıya kalmıştır.
Peki ayçiçek yağının fiyatı mı yüksek, yoksa zeytinyağının fiyatı mı düşük? Bence ikisi de doğru. Ayçiçek yağının dışa bağımlı olması, yani dolar kuruna endeksli olması zaten, savaş öncesinde de pahalı olmasını sağlamıştı. Savaş ikinci darbeyi vursa da asıl 3. darbe yerli üretim olmamasından geldi. Tüm gıda ürünlerinde en az fiyatlar en az %100 yükselmişken Zeytinyağının fiyatının bu oranlarda artmamasının altında yatan neden, Afrin’den yapılan yağmanın etkisi gibi görünüyor. Yine de Ayçiçek yağının fiyat artışı, başta Nebati’nin çenesi olmak üzere tüm yağları vuruyor. Devlet, (kaç ton olduğu devletten başka kimse tarafından bilinmeyen) el koyduğu Afrin yağını, sadece ihracat için “Tarım Kredi Kooperatifine veriyorum” dese de bu tam doğru değil. Birincisi sırf İhracat için dahi verse, eğer ekstra. yani yeni dış pazarlar oluşturulmamışsa, bu durumda ihracatçı ihtiyacını kooperatiften karşılayacak, bu durumda ihracatçının yerli zeytinyağı talebi azalacaktır. Bu da iç piyasada arz talep ilişkisini talep azalması yönünde tetikleyecek ve sonuçta fiyatı düşürecek bir etkiye yol açacaktır. Bu dolaylı yol olsa da tamamen el altından yürütülen bu ticaretin, iç piyasayı da kapsama ihtimalinin yüksek olduğu da, göz ardı edilmemelidir. Burada bundan kısa bir parantezle bahsetmek isterim. Üretici ne kadar dert yansa da zeytinyağı fiyatları da yükseliyor ve yükselmesi de kaçınılmaz görünüyor.
Mazot fiyatları her gün 1,5 lira civarlarında artıyor, Bu yazının yazıldığı tarihte mazot 22.80 TL idi. Gübre fiyatları ise dolara paralel yükselişini olanca hızıyla sürdürüyor. Tohum fiyatları da yine dolara paralel yükselmekte. (İşin ilginci bazen dolar düşse de yükselmeye devam ediyorlar)
Ama Nebati, bütün bunlar yokmuş gibi esip gürlemektedir. Bir yandan cinsiyetçi, ayrımcı ne kadar söz varsa sarf ederken, bir yandan “ayçiçeği yağı stokçuluk yüzünden artıyor” diyerek, aslında kendilerinin masum olduğunu anlatmaya çalışıyor. Omuz attığı Tarım Bakanlığının da Aile Bakanlığının da kendi sorumluluğunda olan Maliye Bakanlığının da hali, ortada iken üstelik.
Tarımı bitirmiş, İstanbul sözleşmesinden çıkmış, doları 15 lira sınırına getirmiş rejimin, halka vereceği en küçük bir vaadi dahi kalmamıştır. Vaat yerine, Bakan aracılığı ile her fırsatta verebileceği tehditler kalmıştır. Taksim’e çıkanı Vali tehdit ederken, yağ kuyruğundaki halkı ve gazetecileri medya, yağ satanı Maliye Bakanı vs. tehdit etmektedir. Nasıl ki Vali’nin çabaları boşa çıkmış, kadınlar barikatları yıkmışsa, halk diğer tüm tehditleri de boşa çıkartacaktır.










