13 Mart… Ankara… Destina’nın Ardından…

HomeYazarlar

13 Mart… Ankara… Destina’nın Ardından…

Bugün 13 Mart. Yani bir çoğunuz için yılın sıradan bir günü belki. Ama benim ve birileri için başka bir gün.  Yürek yangısının! Ne olduğunun anlamını ancak ve ancak yaşayarak öğrenen ben ve benim gibiler için çok özel bir gün. Duygularınıza dokunarak başladığım bu yazım, eğer sabırla sonuna dek okursanız, bambaşka bir sorgulamayı gerektirecek bir düşünce ile bitecek bilesiniz isterim.

13 Mart 2016.

Ankara’nın göbeğinde bir katliamın yaşandığı bir gün.

Tüm gece boyunca bir yerlerden haber almak için verdiğim uğraşların sonucunda ahizeden hala kulaklarımda çınlayan ‘Destina melek oldu’ tınlaması yaşamımın en sert kırılmasını yaşadığım andı da benim için. O güne kadarki yaşamımda en aciz kaldığım, duygularıma ve bilincime vurulmuş en sert ve en acımasızca darbeydi ki; yıllarca bu yıkıntıyla yaşadım ve halen de yaşıyorum. ‘Zaman en iyi tedavidir’ deseler de, böyle bir acıyı yok edecek bir tedavi yok derim ben de bilesiniz.

Sokak köpeklerinden korktuğu için okul servisinden indiği sokak başından annesini arayıp, elli metrelik mesafede kendisine eşlik etmesini isteyen ve eve girdiği anda kendi açlığından önce o sokak köpekleri için mutfakta neler bulabilirim telaşını yaşayan bir çocuktu Destina. Ve yine sokak başlarında kendisine zarar verebileceklerini düşündüğü kağıt toplayıcısı mülteci çocukların ayaklarındaki parçalanmış pabuçlarını sorun ederek yüreğini dağlayan bir çocuk.

Evde dalgacı! dağınık ve annesini yorucu bir tavır sergilese de (ki: bu çok anlaşılır bir durumdu özenle büyütülmüş olması gereği) ev dışı yaşamında duyarlılıkları ve sorumluluk bilinciyle bambaşka bir Destina olduğunu bilinirdi en azından öğretmenlerinin anlatımlarından. Kara kaş, kara göz, boy endam ve her neyse artık bir gülümseyişiyle insanın içini ısıtan güzelliği bir yana, insan olarak doğanın bir anını yaşadığımızın bilincine de erkenden ulaşmıştı Destina. Bu dünyanın sadece bize ait olmaması gerektiği ve geleceğe karşı sorumluluklarımız bilinciyle.

Bu nedenle örneğin; içimde bir yaradır ‘suçlu kasası’na ödemediğim cezam. Çünkü Destina, ‘girdiği yerden çıkarken ışığı kapatmayana her eylem için 1  TL lik bir ceza’ diye bir kural koymuştu hanenin geçici veya sürekli yaşayanlarına ve bu toplanan cezalar gereksinim duyulan yere aktarılacaktı kendi projesinde. O kasaya aktardığım cezanın miktarını anımsamıyorum ama hala biraz borcum (ve elbette içimde ayrı bir sızı) vardı usumda kalan.

Atatürkçüydü Destina’m. Sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarında bunu görürdüm hep. Yorum yapmaz ve ‘’nasıl olsa bizim de geçtiğimiz bir süreç ve yaşı ve deneyimleri arttıkça bizi de aşacağı bir noktaya gelecek’’ diye düşünmüştüm hep. Çünkü ben onun zekasına ve duyarlılıklarına öylesine inanıyordum ki; eminim benim kendisi hakkında düşündüklerimi kesinlikle başardıkları ve duruşu ile kanıtlıyor olacaktı bugün yaşıyor! olsa..

Babasını hiç tanımamıştı Destina. Çünkü henüz annesinin rahminde iki aylıkken bir kazada kaybetmişti annesi “aşk’’ını. Ve o aşkın tüm kutsallığı! kendisinde ete kemiğe bürünerek başkalaştırmış ve ayrıcalıklı kılmıştı Destina’yı.

Kara ve koskocaman gözlerinden, zekasının ve vicdanlı yüreğinin ışıltısını yakalardınız ilk gördüğünüzde.

Ve o gün yani o uğursuz 13 mart günü kendisine göre gereksiz harcama yapmamak adına, yirmi beş kuruş daha ucuz diye minibüs yerine belediye otobüsü durağına yönelmişti her zamanki gibi. Ahh! Kuzum. Oysa annen sana hep derdi ‘’Bu farkın önemi yok kuzum, lütfen minibüsü kullan’’

Göğsüne saplanan bir şarapnel parçası aldı Destina’mızı elimizden. Tesellimiz “bedeni parçalanmamış’’ söylemleriydi kulağımıza çalan. Son yolculuğunda bir bebek gibi kundaklanmıştı ki; sadece saçını okşayabildim buz gibi yanağından elimi ve yüreğimi yakan ateşiyle!

Ve gelelim Destina’nın kimin kurbanı! Olduğuna.

Benim tek bildiğim kirli bir savaş!

‘’Kirli’’ çünkü mertçe yürütülmüyor ve bu savaşta hiçbir suçu olmayan sıradan insanların canına kastediliyor savaşan taraflarca…

‘’Kirli’’ çünkü bu savaş her türlü manipülasyonlara açık savaşan taraflarca.

‘’Kirli’’ çünkü bu savaşın asıl aktörleri görünenlerin dışında.

‘’Kirli’’ çünkü bu savaş bir sınıf mücadelesi savaşımı değil.

Ve yani kısaca biz “Destina’’larımızı bu kirli savaşa kurban veriyoruz.

O gün ne oldu?

O gün coğrafyamızda savaşan taraflardan sivil olan taraf bir açıklama yaptı.’’ Bu eylem bilmem ne saldırısına karşı tarafımızdan yapılmıştır’’ diye üstlenilerek.  Oysa biz bir şekilde öğrendik ki; o eylemde asıl hedefleri Güvenpark’ta üstlenmiş resmi devlet (yani polisler) güçleriymiş. Ve devletin istihbarat yapılanması olası bu eylemi önceden biliyor. Ancak nedense bu eylem daha baştan engellenmediği gibi, harekete geçilmesine izin veriliyor ama eylemin asıl amacına ulaşılmadan başka bir noktada yani sivillerin katliamına neden olacağı bir noktada gerçekleşmesini sağlıyorlar.

Bu durumda benim kafama takılan sorular.

Neden asıl hedefinize ulaşamadınız ve masum insanların katline neden olduğunuz halde bir özür yerine eylemi bir başarı gibi üstlendiniz?

Eylemi gerçekleştiren (ki; ikisinin eylemde öldüğü bilgisi basında paylaşıldı) militanlarınız kimin kontrolündeydi?

Bu eylemin sonucu bundan asıl rantı sağlayanlar kimler oldu?

O dönem başbakanlık makamında oturuyorken bugün muhalefetle kucak kucağa olan şahsın o dönemdeki ‘’her patlama sonrası oylarımız artıyor’’ söylemi kime ait?

Ve gelelim asıl ve benim canımı yakan soruya.

Destina (ki; o adıyla burada bir sembol) devrimci bir çevrenin ortak bir değeriydi. Annesi babası dayı ve teyzeleri ve benim gibi yakınları gibi devrimci mücadeleye emek vermiş ve bedel ödemiş ve ödemekte olan insanların bir bileşkesi.

O SOLDAKİ RENKLİ PARTİ, ÖRGÜT VEYA SİVİL TOPLUM ÖNLÜKLERİNİZİ GİYİNİP BUGÜN GÜVENPARK’ DA

‘’KATLİAMLARI KINIYORUZ’’ DİYEREK YÜREĞÜNDEKI ACILARIN HİÇ BİTMEYECEĞİ ANNE VE BABALARIN YANINDA OLABİLECEK MİSİNİZ?

 

Mart 2022

 

 

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments