Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı başladıktan bir ay sonra NATO, AB ve G7 temsilcileri, nasıl bir yol izleyeceklerini görüşmek üzere bugün Brüksel’de toplanıyor. Ele alınacak başlıca konular arasında NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesi ve Rusya’ya karşı uygulanacak ilave yaptırımlar bulunuyor. Yorumcuların zirveden farklı beklentileri var.
Zirve ABD’nin NATO’ya hâlâ ne kadar kıymet verdiğini gösterecek, diyor Le Figaro:
“Selefi Donald Trump gibi Joe Biden’ın da derdi dünyayı, daha ziyade Avrupa’yı kurtarmak değil. … Şimdi hakikat saati çalıyor: ABD, Çin’le sürdürdüğü rekabeti ihmal etmek pahasına da olsa Avrupa’ya geri dönecek mi? Yoksa müttefiklerine artık ABD’ye muhtaç olmadan yaşama vaktinin geldiğini mi ima edecek? Bu NATO için kendi varoluş gerekçesini ilgilendiren bir durum: Düşmana kırmızı çizgi çekemeyecek kadar savaştan korkan bir askeri ittifakın geleceği ne olabilir? İş böyleyken kendimizi korumanın en iyi yolu, Putin’in tüm kartları elinde bulundurmadığını bilmesini sağlamak olacaktır.”
Corriere della Sera, Biden’ın artık kendini savunmaya hazır bir Avrupa görmek istediği analizinde bulunuyor:
“Putin’in nükleer silah sözünü ağzına almasıyla, ‘yumuşak güç’ sayesinde medeniyetlerin kendilerini ancak sahip oldukları niteliklerle savunabileceği fikri tarihin tozlu raflarına kalkmış oldu.+++ … Biden için bu gerçekten jeopolitik bir armağan. Putin sağ olsun, artık herhangi bir müttefikinin ikili oynayıp oynamadığından şüphelenmesi için daha az nedeni olacak. Böylece Biden, kıtayı savunmaları için Avrupalılara daha fazla sorumluluk aktaracak ve NATO’nun vazgeçilmez lideri rolünü üstlenmeyi sürdürürken, Çin’le yaşanan asıl kavgaya daha fazla odaklanabilecek.”
En kötü durumda tek umudun NATO olduğunu düşünüyor Hvg:
“[Macaristan ve Ukrayna arasındaki] fark ne? Macaristan’ın NATO üyesi olması mı? Evet, fark bu. Peki bu yeterli mi? Bugün savaşı öngörülemez bir şekilde tırmandırma riski taşıdığı için [Ukrayna] hava sahasının kapatılmaması gerektiğini savunanlar, iş NATO üyesi Macaristan’a geldiğinde farklı mı düşünecekler? … Öyle olmasını umut ediyoruz, çünkü tek umudumuz bu.”
Ukrayinska Pravda’nın editörü Serhiy Sydorenko ve Ukraina Analytica Genel Yayın Yönetmeni Hanna Shelest, alternatif bir güvenlik ittifakından yana değil:
“ABD, Polonya ya da Büyük Britanya bizim safımızda savaşa girmek isteselerdi, bunun için yeni bir ittifaka ihtiyaç duymazlardı. NATO üyesi ülkeler bu meselede kendi başlarına karar vermekte özgürler ve bunu müttefiklerinin rızası olmadan da yapabilirler. Pratikte ise Ukrayna’nın NATO üyesi olmadığı gibi basit bir gerekçeyle maalesef bize uçak bile vermek istemiyorlar.”
Helsingin Sanomat, NATO üyeliğine yönelik güçlü fikir birliğinin Finlandiya’daki tartışmaya zarar vermesinden şikayetçi:
“Halkın kanaati değiştikçe, NATO tartışmasında yeni bir sorun ortaya çıktı: NATO’ya karşı olanlar sesini çıkarmaktan korkuyor. … NATO yanlıları tutumlarını yüksek sesle dile getirirken, geçmişte NATO’ya karşı çıkanların büyük bir çoğunluğu şimdi sessiz kalıyor. Bunun nedeni temkinlilik de olabilir, korku da. İşlerin kızıştığı bir atmosferde NATO şüphecileri çabucak Putinci diye damgalanıyor. NATO üyeliği akıllıca bir tercih olabilir, fakat buna karşı da güçlü argümanlar var. Bu yüzden her iki tarafa da kulak vermemiz gerekiyor.”
Dagens Nyheter, Batı demokrasilerinin birlik görüntüsü sergilemekte geç kaldığı analizinde bulunuyor:
“Putin, uluslararası düzene meydan okuyan tek otoriter lider değil. Şi Cinping de Avrupa ve ABD’yi birbirine düşürmeyi umuyor. … Washington ve Brüksel’in sırt sırta vermesi için akut bir kriz yaşanması gerekmiyordu. Putin, Batı’nın böylesine yekvücut, süratle ve güçlü bir şekilde hareket edeceğini görse işgale girişir miydi? Bu onun gözünü korkutmaz mıydı? Felaket yaşandıktan sonra birlik görüntüsü sergilemenin hayli yüksek bir bedeli olabileceği fikrinden kurtulamıyor insan.”











