Naim Kandemir&Cengiz Türüdü
Biz daha önceleri birkaç kez toplumdaki çürüme üzerine diyalog yapıp ortak kitaplarımızda yayınlamıştık. Ancak görüyoruz ki o günlerden bugüne toplumda bu alanda karşılaştığımız ve ortaya çıkan çürüme örnekleri fecaat düzeyinde.
Bu noktada şu tespiti yapmalıyız: Kemalistler, gerçek Atatürkçüler siyasal İslama karşı eleştirilerinde bizim sosyalist soldan daha radikaller ve o kesimin bu meyanda yazdıkları ve bunları yazmaya cesaret etmeleri bazı keskinlerin ve sekterlerin değerlendirmelerinden öte övgüyü hak ediyor. Klavye militanlığıyla sosyal medyada cirit atarak ancak mangalda kül bırakılmaz!
Siyasal İslam konusunda iktidardaki ittifak, devleti ve toplumu bu kadar ele geçirmeseydi sosyalist sol bugünkü kadar bile siyasal İslama karşı bu mücadelede olacak mıydı? Bu mücadele, çeşitli sebeplerden sosyalistlerin rötarlı bir mücadelesidir.
Hatırlamak zor değil; siyasal İslamcıların adım adım ilerlemeleri sürecinde ne hikmetse bizim sol hep insan hakları, özgürlük perspektifiyle yaklaştı. Liberaller ise başta ağababaları olmak üzere “muhafazakâr demokrat inkılap”, “helâl AKP” vb. zırvaları yazıp çizdiler. İrticacı aktörlerle kol kola entelektüel camiada halk matineleri düzenleyip kamuoyuna onları pompaladılar.
Öte yandan kendi örgütlerinde sağlayamadıkları özgürlüğü, kendi ajandaları doğrultusunda sabırla mücadele eden İslamcılar için cansiparane savunanlar ve bundan övünç duyanlar da oldu.
***
Bugün tek adam rejimine karşı çıkarken biraz da insanların örgütsel bagajlarına bakması lazım. 80 öncesi belli başlı sosyalist yapılarda, hepimizin bildiği şefler tek adam değil miydi? Bunu hatırlayıp hiç olmazsa bir özeleştiri yapmak gerekmez mi? Geçmişteki mücadelenin elbette güzel yanları vardı ama şeflerin hataları yanı sıra, şeflere teba olan kitlenin bu hatada payı, sorumluluğu yok muydu?
Türkiyede solun bilinç eksikliğine örnektir: geçmişte MSP, MNP ve Ak-Gençlik varken, sol bir yapı tarafından, siyasal İslam ve gericiliği üzerine bir analiz yapıldı mı? Hatta bazı kadrolar; bunlar yeşil komünist, anti-kapitalist diye bunları payelendirdi. Bunlara ve Kaddafi’nin Yeşil Kitabına hoşgörüyle bakan sevgi pıtırcıkları; bunların hepsinin ilericileri, solcuları öldürdüğünü, uygarlık düşmanı olduklarını çok geç gördüler.
İranda, Afganistanda, Irakta, Suriyede vb. güçlü oldukları her yerde bu insanlık düşmanları hep solcuları öldürmediler mi? Kapitalizme karşı ortak noktamız varmış! Ne ortak noktası? Güçlendiklerinde vurdular palayı. Bu saflık solun felsefesine aykırı. Adamlar senin felsefene kafir, zındık, İslam düşmanı, diyor baştan. Hayat felsefemizi, diyalektik materyalizmi düşman olarak görüyor. Seni düşman ilan edeni bazıları dost ilan etti. Saflıktan öte bir durum bu.
Bu noktada solun bazı kesimlerinin bir hatası da siyasal İslamı, gericiliği hep devletin bir sorunu olarak görmeleridir. Gericiliğin bu ülkeyi ve toplumu bu denli kuşatmasında bu aymazlığın da payı büyüktür. Onlar azimle toplumu ele geçirdi ve bugün sosyalist sol sandıkta %1’in altında. Onlar sinsice gelirken, sol olarak senin o taraklarda bezin olmazsa, bu sonuç da bugün sürpriz olmamalı. 80 öncesi siyasi kampanyalarımızı ve taleplerimizi hatırlarsak eksikliklerimizi görebiliriz.
Siyasal İslamın gelişmesini engelleyecek, geriletecek, laiklik üzerine önceleri sosyalist hareketlerde bir yazı da göremedik. Birçok sol kafa da laikliği Cumhuriyetin derdi ve onun icat ettiği, dolayısyla kendi korusun diyerek hiç dertlenmedi, ta ki siyasal İslamcılar iyice burnumuzun dibine gelene dek.
***
Anti Dühring, Materyalizm ve Ampiryo Kritisizm, Sosyalizm ve Din vb. kitaplara bakıldığında, buralarda laikliğin nasıl önemli olduğu yazılmış; dine, gericiliğe, hurafelere karşı temel olarak laikliğin savunulması anlatılmış.
Lenin’in Militan Maddecilik’te sosyalistlerin önüne; dünyanın maddeci, ateist yayınlarını Rusyada topluma kazandırmak, görevini koyduğunu görüyoruz. Yani laik, seküler bir kültür oluşturmaya önem atfediyor.
Ayrıca, sosyalizmde hep söylenegelen yeni insan tipi yaratmak; dinin, hurafelerin insanların zihinlerini esir almasıyla mücadele etmeden nasıl mümkün olacak? Aydınlanma olmadan özgür olunamaz. Aydınlanma sonucunda özgürlük ortaya çıkar.
Marksizmin doğduğu temelin aydınlanma ve hümanizma olduğunu bilmeliyiz. Aydınlanma ve Rönesansın doğrudan mirasçısı bir sentez değil mi Marksizm?
Aydınlanmanın temel klasiklerini okumadan-merkez komiteler dahil- girilen sosyalist mücadelede sonuç ancak bu kadar olur tabii. Türkiyede sol kültürün bu şekilde gerçekte ne kadar dolulukta olduğunu anlayınca yenilgileri de anlamak kolaylaşıyor. Temelsiz bir yapıyla, ajitasyonla, sloganlarla ne olabilirse olan odur. Slogancı şiir var da slogancı solculuk yok mu diyelim şimdi? Bilmediğimiz kültürü nasıl kuracaktık?
Dinin güçlü olduğu, laiklik ve aydınlanmanın ilâç gibi gerektiği bir ülkede yaşanıldığını anlamadan yıllarca sosyalist mücadele verdiğini zannedersen olacağı bu kadardır. Bu topraklarda hayatın dayattığı temel sorun; aydınlanma, kültürel diriliş, laikleşme, sekülerleşme, hurafelere karşı mücadele, aklın özgürleşmesi, eleştirel özgür aklın gelişmesi; solun mücadele programında temel unsurlardan biri bunlar olmalıydı. Toplumun başat sorununu bilip, öncelikle neyden kurtulunması gerektiğini bilmek lazımdı. Sosyalist ütopyanın özü, çekirdeği aydınlanmadır. Aydınlanma olmadan gerçekleştirmeyi hayal ettiklerini nasıl inşa edeceksin?
***
Yunan Felsefesinin bir diğer adı da ön aydınlanma. Yani Rönesanstan önceki aydınlanma. Marks’ın okuduklarına bakıyoruz; Yunan Felsefesinin ve Rönesansın temel yapıtlarını okumuş ve Marksizmi buralardan süzmüş. İki düzine sol klasik teorisyenliğiyle hangi düzeni yıkıp da yeni neyi kurabilirsin ki?
Türkiyede sosyalizmin sorunları var da en az onun kadar önemli, solun sol olamamakla ilgili ciddi sorunları var. Solun en büyük sorunu: Sol olamama sorunu! Bu sol olamama hali sosyalistlerin yanlış örgütlenmesini, yanlış mücadele tarzlarını seçmesini, ülke ve toplum adına yanlış taleplerde bulunmaları sonuçlarını doğurdu ve böylece yenilgi solun kaderi oldu yıllardır.
Her yenilgide, devlet azgınca saldırdı falan kısmı doğru ama sadece bu değil; devlet görevini yaptı, sol görevini layıkıyla yapamadı, demektir bu aynı zamanda.
Hiç mi yanlışımız, eksiğimiz yoktu? Mesela 12 Eylülden sonra solda sosyalist demokrasi icat edildi! Aklınız yeni mi başınıza geldi? Kendi örgüt elemanının başka örgüt elemanıyla görüşmesinden, arkadaş olmasından rahatsız olanların derdi şimdi sosyalist demokrasi oldu! Hangi örgütün içinde demokrasi vardı ki? İçimizde demokrasinin olmasına devlet mi engeldi? Örgüt yapılanmasında üste doğru çıkıldıkça gruplaşmaları görmek için çıplak göz yetiyordu. Hani demokrasi, hani eşitlik?
80 öncesi sosyalist yapılar-merkez komiteleri 3-5-7 kaç kişi ise-yukarıdan aşağıya doğru adeta bir tebliğ hareketleriydi. Merkez Komite içinde yazabilen birkaç kişi kendi görüşünü yazıp, alta doğru sıralanan kadrolar da bu politik fetvaları yukarıdan aşağıya doğru tebliğ ediyorlardı! Tebliğ edilen teori veya tespite, bir veya birkaç kişinin yazdığı bir metin olmasına karşın ne deniyordu? Hareketin görüşü! Bu konuda kimin görüşünü aldın da, kaç kişiyle tartıştın da bu tespitlerin harekete mal oldu hemencecik?
Bu görüşü eleştirmeye kalkışan da hizipçi oluyor ve hareketin görüşünü eleştiriyor damgasını yiyordu. Eleştiri iktidarlarını çiziyordu zahir! Bu eleştirisinde ısrarcı olursa örgüt mensubu o zamanki kafaya göre; niyet olarak değil ama objektif olarak ajan! mertebesine geliyordu. Ajan değil ama yaptığı ajanlık! Objektif ajan! Sizin Türkçenizi sevsinler! Gel de gülme bu hallere şimdi. Aslında halimiz tam tersi. Bu yazdıklarımız bağlamında aslında 12 Eylül, bu yetersizlerin yetersizliklerini ve herkesin sikletini gösterdi.
Ne günlerdi; eşi adama sesleniyordu: Türkiyenin Lenini! Gülmek devrimci bir eylem, tabii gülelim. Sosyalist hareket yetersizdi evet ama örgütlerde bu yetersizliği sürekli hale getirenler işte bu üst düzey Çakma Leninlerdi.
28.12.2022











