Pazartesi, Haziran 15, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

Pusulasız Çocuklar: Karanlıkta Büyüyen Öfke

Banu İmer by Banu İmer
20/04/2026
in Manşet Haberler, Sirke ve Bal, Yazarlar
A A
0
Pusulasız Çocuklar: Karanlıkta Büyüyen Öfke
0
SHARES
837
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Eskiden, Amerika’daki okullara yapılan saldırıları öğrenirdik haber kanallarından. Dehşet içinde izler ama dehşeti yaşamazdık. Bizde böyle şeyler olmadığına şükrederdik belki de. Şimdiyse okul baskınlarının yarattığı dehşeti iliklerimize kadar hissetmekle kalmıyor, yaşıyoruz.

Daha önce yabancısı olduğumuz okul baskınlarının tam ortasında bulunduğumuz şu günlerde tepkiler yükseliyor. Sorumlular aranıyor öfkeyle. Filmin başından beri uyuyup sonunda gözlerini açan bir izleyici gibi soruyoruz: “Nasıl oldu da yaşandı bu?”, “Ne ara bu hale geldik?”

Ne ara bu hale geldiğimizin farkında olmayanlara küçük bir hatırlatma yapayım. Mevzu 2000’lerde başlıyor ama merak etmeyin sizi o günlere götürmeyeceğim. Siyasilerin “münferit olay” olarak adlandırdığı birkaç örnek vermekle yetineceğim.

Öğretmenlere ülke genelinde iş bıraktıran ilk olay İbrahim Oktugan cinayeti (7 Mayıs 2024). Müdür, makam odasında disiplin sorunları olan bir öğrenci tarafından vurularak öldürüldü.

Çok değil, geçtiğimiz martta Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirdiği saldırıda iki öğrenci de yaralandı. Saldırgan ifadesinde, “Bir husumetimiz yoktu. Rastgele bıçakladım.” dedi.

14 ve 15 Nisan’da gerçekleştirilen saldırılarda ise saldırganlar hariç dokuz kişi hayatını kaybetti, yirmi sekiz kişi yaralandı.

Sokak cinayetlerine gelince üzerinde en çok konuşulan Ahmet Minguzzi cinayeti oldu. Ama Minguzzi tek değil. Son yıllarda sokakta çeşitli şekillerde öldürülen ya da ağır yaralanmalara maruz bırakılan gençlere sık sık rastlıyoruz. Bunların ortak özelliği, faillerin de kurbanların da çocuk yaşta olması.

Böyle bir şiddet birdenbire ortaya çıkmıyor tabii. Her biri kendinden sonrakine kapı açıyor. Okullarda ya da dışarıda üretiliyor. Akran zorbalığı, şiddetin en erken üretim aşaması. Yapılan araştırmalara göre ülkemizde her yedi çocuktan biri “alay etme, dışlama, korkutma, itip kakma…” gibi zorbalıklarla karşı karşıya kalıyor.

Bu zorbalıkları çocuklar üretmiyor, devralıyorlar. Öncelikle aileden, sonra çevreden, ekranlardan, siyasetten… Yani balık baştan kokuyor.

Hukukun etkisiz kılındığı, değerlerin yıpratıldığı, ahlaki çöküşün derinleştiği bir girdapta toplum, kendi gençlerini yutuyor. Bir zamanlar “bütünleşme”nin ifadesi olan toplum; şimdi parçalanan, bölünen bir yapıyı temsil ediyor.

Bu çocukların elindeki silahlar, kustukları öfke… Hepsi bu çürümenin yansıması.

Değerlerin aşındığı, aile bağlarının zayıfladığı, okulun sadece bir binaya dönüştüğü bu düzende gençleri geleceğe taşıyacak sağlam bir yapı bir türlü kurulamıyor.

Koskoca bir denizin ortasında pusulasız bırakılıyorlar.

Ama asıl mesele pusulasız kalmaları değil; çocukluklarını bırakıp, öfkeyi pusula edinerek yol almaya çalışmaları.

Yalnızlar. Yönsüz ve amaçsızlar.

Sistemin koyduğu “başarı ve güç sahibi olma” hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak meşru araçlara (nitelikli eğitim, adaletli sosyal yapı, iyi bir aile ortamı, fırsat eşitliği…) sahip değiller. Bu da onlarda derin bir hayal kırıklığı ve dışlanmışlık hissi yaratıyor. Bunun panzehri olarak dijital dünyanın karanlık, dar odalarına sığınıyorlar. Bu odalarda bambaşka kimliklere bürünüyorlar. Karanlık, onlara meşru yollardan kanıtlayamadıkları varlıklarını, gayrimeşru yollarla kanıtlama fırsatı sunuyor. Böylece toplumun ortak değerlerinden kopup algoritmaların ördüğü o meşhur “yankı odaları”na hapsoluyorlar. Şiddetin çözüm, sapkınlığın kahramanlık olarak görüldüğü bu izolasyon hücrelerinde sadece kendi öfkelerini duyan, kendi nefretlerinin yankısıyla beslenen birer dijital mahkûm haline geliyorlar.

Peki, gençleri bu girdaptan nasıl kurtaracağız?

Yaşadığımız bu olaylarda insanlar çoğunlukla aileyi, oyunları, dizileri suçlasa da bunlar tek başına böyle bir yıkıma neden olabilecek etkiye sahip değil. Şiddet, daha çok bunların toplamı: Sevgisiz aile+ adaletsiz sosyoekonomik yapı+ oyunlar+ diziler…

Sorunu sadece bu toplam üzerinden çözmeye çalışmak bugün toplumun geneline hâkim olan geleceksizlik ve güvensizlik hissinin yarattığı gizli ama çok büyük öfkeyi görmezden gelmek olur. Artık gözümüzü sadece suçluya değil, toplumsal değişmenin kendisine dikmek zorundayız. Tek tek bireylerin değil, bir bütün olarak toplumun zihniyeti değişmediği sürece denizin ortasında pusulasız bıraktığımız gençlerin gerçekleştireceği tek eylem şiddet olacaktır.

Ahlaki yoksunluğun yaşandığı, bireylerin hızla yabancılaştığı, aidiyet duygusunun zedelendiği bir toplumda kendi karanlığımızla yüzleşmeden çocuklarımızın ruhlarındaki karanlığı aydınlatmamız mümkün olmayacaktır.

 

Tags: Banu İmer
Previous Post

Hürmüz Boğazı açık ama risk bitmedi: Trump “anlaştık” dedi, Tahran’dan uyarı geldi

Next Post

Hürmüz’de kırmızı alarm: İran’dan gemilere “yerinizden kımıldamayın” uyarısı

Banu İmer

Banu İmer

1969 yılında İzmir’de doğdu. Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Uzun yıllar çeşitli eğitim kurumlarında çalıştı. Hayatı daha anlamlı ve daha güzel nasıl yaşayabilirim diye çıktığı zihinsel yolculukta bilinçaltını keşfetmemizi sağlayan yöntemlerle tanıştı. Bambaşka bir kariyer planıyla yoluna devam etti. Halen verdiği eğitimler ve yaptığı bireysel seanslarda bilinçaltının dilini kullanarak kişilerin yaşamda pozitif sonuçlar alacak şekilde ilerlemelerine katkı sağlamakta. İzmir Belediyesi Kent Konseyi ile iş birliği yapıp kadınlara yönelik “Yaşam ve Farkındalık” seminerleri verdi. Çocuk Konseyi aracılığıyla çeşitli devlet okullarında öğrencilerin başarılarını artırmaya yönelik çalışmalar yaptı. Çeşitli üniversite ve özel okullarda iletişim, motivasyon, hedef belirleme, zaman yönetimi konularında eğitimler düzenleyip seminerler verdi. 2020’de kendisiyle olan ilişkisinden ve bireysel seanslardan süzdüğü deneyimlerini “İki Çarpık Bacak” adlı deneme kitabında topladı. 2021’de Cemal Süreya Kültür Sanat Derneğinin yayın organı Üvercinka’da deneme ve öyküleriyle yer almaya başladı. 2023’te yine Mühür yayınlarından “Tek Kişilik Aşk” adlı öykü kitabını çıkardı. Çeşitli TV kanallarında kültür- sanat konulu sohbetlere konuk olarak katıldı. Edebiyat Dostları Derneğinin bir üyesi olarak yürütülen projelerde yer almakta.

Yazarın Diğer Yazıları

Yıllar Geçti Değişen Bir Şey Yok
Manşet Haberler

Yıllar Geçti Değişen Bir Şey Yok

14/06/2026
Durmak da Bir Eylemdir
Manşet Haberler

Durmak da Bir Eylemdir

07/06/2026
Pimi Çekilmiş Ülke
Manşet Haberler

Pimi Çekilmiş Ülke

25/05/2026
Omurgasızların Transferi
Manşet Haberler

Omurgasızların Transferi

18/05/2026
BOSH Yapmayın!
Manşet Haberler

BOSH Yapmayın!

11/05/2026
Zihnimiz Kime Ait?
Manşet Haberler

Zihnimiz Kime Ait?

26/04/2026
Next Post
Hürmüz’de kırmızı alarm: İran’dan gemilere “yerinizden kımıldamayın” uyarısı

Hürmüz’de kırmızı alarm: İran’dan gemilere “yerinizden kımıldamayın” uyarısı

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

by Mehmet Murat Yıldırım
15/06/2026
0

Mehmet Murat Yıldırım İsviçre’de 14 Haziran, otuz yılı aşkın bir süredir kadınların eşitlik mücadelesinin en önemli simgelerinden biri olarak görülüyor....

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

by Fulya Çağlar
15/06/2026
0

Türkiye işçi sınıfının hafızasında özel bir yere sahip olan 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin üzerinden 56 yıl geçti. 1970 yılında...

Bulanmadan, donmadan akmak…

Bulanmadan, donmadan akmak…

by Korkut Akın
15/06/2026
0

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, her şey birbirine girmiş, kördüğüm olmuş, bir ipucu bile yok ucundan tutacağımız. Sosyal, siyasal, ekonomik,...

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

by Sonhaber
15/06/2026
0

İsviçre’de sağ popülist İsviçre Halk Partisi’nin nüfusu 2050 yılına kadar 10 milyon kişiyle sınırlandırmayı hedefleyen girişimi referandumda kabul görmedi. Henüz...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik