Anadolu’nun kadim uygarlık birikimi üzerinde yükselen ve diğer topluluklardan ayrı olarak kendilerine ait inanç – kültür – yaşam bütünlüğünde bir ahlaki öğreti yolu benimseyen Alevi – Bektaşi toplumu; bin yıldır bu topraklarda her koşul altında var olmasını başarmış, Cumhuriyet’le birlikte kimliğini daha da görünür kılsalar da sorunları hiçbir zaman bitmeyen bir toplumsal kitledir.
Cumhuriyet iktidarları bugüne kadar; Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla ve zamanla sağcı yönetimlerin oy deposu olarak gördükleri tarikat tabanını da elde etmek için, Sünni / Hanefi daha doğrusu Emevi- Arap İslam anlayışını ülke yönetiminde hâkim kılmamanın gayretine giriştiler.
Ülkemizde İmam Hatip Liselerinin, İlahiyat Fakültelerinin sayısını sürekli artıran, dinci vakıflara devletin tüm kaynaklarını aktaran sağcı iktidarlar zamanla halkın dini duygularını kullanıp Cumhuriyetin laiklik yapısını her geçen gün yok etmeye yöneldiler.
Başa geçen yönetimler; çağdaş eğitimi dinsel eğitime geçiren bir düzenle, farklı din, inanç, mezhep, görüş ve düşüncelere karşı yok edici, yok sayısı hamleler yapıp, Milli Eğitim Bakanlığı, TRT. başta olmak üzere, tüm devlet yapılarında tek tipleşmenin, böylece otokrasinin zeminini kuvvetlendirip zamanla ülkeyi maalesef bir din devletine dönüştürme yarışında epeyce yol aldılar.
Aleviler ise; maalesef bu ülke devlet sisteminde, eğitimde, orduda, kamu alanında her daim dışlanan, ikinci sınıf vatandaş yerine konulan, inançsal ihtiyaçları karşılanmayan, bir farklı topluluk, farklı bir kimlik olarak kabul edilmeyen bir kitle olmaktan bir türlü kurtulamadı.
Tüm halkı bir oy deposu gibi gören ve Türkiye’nin demografik yapısını dahi iyi analiz etme gayretinden başka bir şeye hizmet etmeyen AKP’nin “Alevi Açılımı” çalışmalarından bir şey beklemek zaten bir saflıktı. Bazı çalıştaylar düzenlemek, bazı Alevi öncülerini elde etme gayretleri, ayakkabısıyla Tunceli Cemevi’ni ziyaret eden zamanın cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve diğerlerinin uğraşları tümüyle bir oyalamadan ibaretti.
En nihayetinde AKP – MHP tek adam ideolojisinin zamanla olgunlaştırdığı bir başka proje daha yürürlüğe konuldu.
Devlet imkânlarıyla tüm Türkiye’deki, Balkanlar’daki Alevi – Bektaşi cemevi, dernek, vakıf, dergâh ve ocak merkezlerine el atan iktidar, Aleviler- Bektaşiler içindeki uzantılarının da verdiği bilgi ve raporlarıyla şu andaki Alevi – Bektaşi toplumu hakkında kendince bir bilgi sahibi olduktan sonra bir resmi kurum oluşturdu.
Kültür Bakanlığı içinde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığının bir gece yarısı kararnamesiyle resmi bir kurum olarak kurulmuş oldu.
Resmi ifadelerde, Avrupa İnsan Hakları’nın tanıdığı haklardan daha fazlasını bizler Alevi – Bektaşi toplumuna sunacağız, diyen bu başkanlık iki yıl içinde iki başkan değiştirdi.
Şimdiki başkan Ali Rıza Özdemir önceden Balıkesir Ülkü Ocakları başkanlığı yapmış, “Türkçülük” üzerinden Aleviliği yorumlayan birisi. Bu kurumun birimlerinde görev üstlenen birçok kişi ise Alevi – Bektaşi toplumunun çok önemli bir kesimi tarafından dışlanmış, “düşkün” ilan edilmiş, Aleviliği Şiilik, Sünnilik gibi diğer inançlarla özdeş gören, AKP İktidarından medet uman kişilerden oluşuyor.
İlahiyatçılarla, sağcı ideologlarca bir Alevi ansiklopedisi yazma girişimi de olan, cemevlerine mescit yapma projeleri de bulunan, Alevi anma etkinliklerine desteklemek adına buralarda AKP- MHP İdeolojisi çerçevesinde faaliyetlerde bulunan, Trakya’da, Balkanlar’da mevcut Alevi – Bektaşi örgütlülüğün ortadan kaldırıp parti ideolojileri doğrultusunda alternatif etkinlikler yapılmasını organize eden Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı; AKP İktidarının “kendi Alevisini- Bektaşisini” yaratma projesinden başka bir şeye hizmet etmemektedir.
En son, kırk yıldır olduğu gibi, 16-18 Ağustos tarihleri arasında yapıla gelen geleneksel Hacı Bektaş Anma Etkinlikleri’ni sabote edercesine, açılışı; 15-17 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirip, burada bir ikilik yaratan bu kurum, devletin ve AKP’nin olanaklarıyla Alevi – Bektaşi sözde dede, babalarıyla ciddi bir yapı oluşturma gayretine girişmiştir.
Ocaklar, tekkeler, cemevleri üzerinde çok ciddi etkisi olan bu kurum, Alevi – Bektaşi toplumunu ikiye bölmüş durumda faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor.
Bunlar karşısında Türkiye’de yaklaşık kırk yıldır örgütlü olan Alevi – Bektaşi dünyası ise dağınık bir görüntü sergilemekte, son yıllardaki pandemi, ekonomik sorunlar, ilgisizlik vb. olumsuzluklar nedeniyle halkın ilgisinin bu kurumlara azalması, kurum başkanlarının bazı savruklukları nedeniyle Ankara’daki bu yapıya karşı ciddi bir çaba içine girilememiştir.
Alevi örgütlülüğü bu konuda fikir ayrılığına düşmüş, bazı önemli dernek ve vakıflar Alevi – Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın birçok etkinliğine katılıp, bu kurumla görüşmeler yaparken, bir kısım Alevi kurumları ise, tam aksine bu yapının çalışmalarına karşı çıkılması yönünde beyanlarda bulunmaktadırlar.
Nihayetinde Alevi – Bektaşi toplumundaki dağınıklık, kurumlar arası ilişkilerin zayıflaması, Alevi kurumlarının içine dönüp kendi kendiriyle uğraşarak, kapalı bir yapı sergilemeleri, ikircikli tutumları bir belirsizlik yaratmaktadır. Bu da bu birimin işini kolaylaştırmakta, yoğun bir şekilde Alevi kurumlarının içine sızarak kurumlarda da çatlaklılara neden olmaktadır.
Ayrı bir yazının konusu olarak, Alevi kurumları artık değişmek zorundadırlar. Uzun yıllar değişmeyen yönetimlerin, kadınları, gençleri, aydınları olayın dışında tutan, bilimsel çalışmalar yapmayan, bir dergi bile çıkaramayan, bir araştırma merkezi bile kuramayan, çocuk ve gençlerin her yönüyle eğitimleri için ciddi projeler geliştirmekten uzak kadrolarla çalışan Alevi örgütlenmesinin Alevi – Bektaşi toplumuna verecek fazla bir şeyi yoktur.
Sonuçta; her daim olduğu gibi Aydınların duruma el atmaları, ülkeyi karanlık bir yöne çeken AKP- MHP iktidarının siyasi bir manevrası olan bir asimilasyon merkezi gibi faaliyet gösteren bakanlığın bu birimine ve Alevi kurumlarının bu konudaki ikircikli ve çaresiz tutumlarına karşı, yine de halkı bilgilendirici gayretler göstermeleri gerekiyor.
Yoksa bu ülkenin birliğinin ve beraberliğinin “sigortası”, demokrasi ve laikliğin “çimentosu” denilen, Cumhuriyet değerleriyle dolu Alevi – Bektaşi kitlesi içindeki bir yarılma ve AKP- MHP iktidarına kayış, hem Alevi toplumu için, hem de Türkiye için hiç de iyi olmayacaktır.
“Kadınlarınızı okutunuz”, “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” diyen büyük Alevi – Bektaşi / Türk düşünürü Hacı Bektaş Veli, bu topraklarda 700 yıl önce, “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir.” Diyen Atatürk’ün öncüsü olmuştur.
Kutsal, değişmez değerler, ilkeler ortada iken, bunları seyretmek, uygulamamak ne akla, ne mantığa, ne de Alevi – Bektaşi Öğretisinin değerlerine uyar.
Sevgi, saygı ve muhabbetlerimle…













Bizde randevu Bektaşi inancına sahip olanlar her zaman yolumuzu izimizi sürmeye gayret ediyoruz ocaklarımızın daha etkili olmasını diliyoruz bu yolda birlik ve beraberliğimizi her zaman sürdürmek istiyoruz
Yazdığınız yazı için Ayhan Aydın sizi çok teşekkür ederiz yazılılarınızın devamını bekliyoruz
İlginize ben teşekkür ederim. Saygı ve sevgilerimi sunarım. Muhabbetle kalın.
Asimilasyonun yolunu açma süreçlerinin kanıtlı belgeleridir.
İşbirlikçileri şimdi bir de Alevi okulu açma girişimindeler.
Açacakları okuldan olan mezunlar bir melez alevi olarak,
Aleviliği hepten sıfırlama girişimidir.
Sivas katliamının olduğu gün, bir dönem adalet bakanı da olmuş,
Erbakan kadrosundan, Şevket Kazan bir katliam günü, Erbakan’a
“Hadi gözün aydın Sivas da Alevi katliam gerçekleşti.” diyor.
Erbakan: “Allah belanızı versin, bir 50 geriye attınız asimilasyon politikasını”
diyor. Tayyo gerekeni farklı bir formille yerien getiriyor.
Yüreğine sağlık yoldaş.
Sevgi, saygı ve muhabbetlerimi sunarım çok sevgili abim. Var olasınız. Hep birlikte karanlığa karşı aydınlığın kapılarını aralayacağız…
Alevi inancı bir kültür değil islam dinimin kendisidir özüdür.Ben mezheplere inanmadığım için mezhep demiyorum ama gerekirse anlatım kolaylığı açısından mezhep diyelim ve bu Hz Ali nin yolundan gidenlerin İslamı anlayışlarıdır Türk töre ve kültürü ile birleşmiş.Esasen sosyolojik bir oluşum olan dinler her toplumun kendintörelerinşn ve kültürünün etkisi iile oluşurlar.Sözde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Osmanlı’dan veri süre gelen garip uygulamsları ile Aleviliğin temellerini inananlar bağlamında da çöküntüye uğrattı. Genç nesil Alevi inancın insancıllık niteliğini ve toplumların gelişmesinde gerekli olan bilimselliğin etik kuralların ,doğruluğun , adaletin beşiği olan Türk harsı
ile karışmış Alevilik felsefesini toplumsal deformasyonun diğer İslam mezheplerini vurduğu ve evrilmesine neden olduğu gibi Aleviliğin de zayıflamasına neden oldu.Kabahat kimde Alevidedeleri felsefecilerinde.İnsan kötüdür ne yazık ki Aleviliğin siyasetine soyunsn üç kuruş aklı ike kendine göre kulaktan dolma söylenmişler ike Cem evlerinde baş olmak için herkesi küstürmeye başladılar.Bu zayıflıktan istifade eden ve hep Alevi inancında olanları küçük görmeyi meziyet sanan zavallıların akıl dışı karar almalarına şimdi niye kızıyorsunuz. Birlik olunmaz ve Hz Muhammed’in unutturulduğu Emevi dini diye uydurulan ve Kuran ike de şlgisiöolmayan inanışta olanların akıllarına eden bir sistemi Alevi olmayan insanların yapmaya karar vermeye hakkı olmadığını ok gibi fırlatmak gerek miyor mu?
Yazınız güzel geçmişi anlatıyorsunuz hep gadre uğramış olarak .İnsan gadre kendi fiili ile uğrar.Elleri taşın altına koymaya hazırsanız hodri meydan.