AİHM’İN ATİLLA TAŞ KARARININ GÜNCEL YARGILAMALARA BAKAN YÖNÜ

HomeManşet Haberler

AİHM’İN ATİLLA TAŞ KARARININ GÜNCEL YARGILAMALARA BAKAN YÖNÜ

Dr. Gökhan Güneş’in Twetter hesabı üzerinden yaptığı açıklama:

AİHM, Meydan gazetesinde yazdığı yazılar ve attığı twitler nedeniyle anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüsten tutuklanan AtillaTaş‘ın, AİHS’in 5/1. maddesi gereğince özgürlük ve güvenlik hakkının ve 2. 10. maddesi gereğince de ifade hürriyetinin ihlaline karar verdi. Bu karar, AİHM’in hukuksuz tutuklamalar nedeniyle vereceği on binlerce karardan biri olduğu gibi, BM İnsan Hakları Komitesinin, Türkiye’de 5 yıldır gerçekleştirilen tutuklamaların Kemal Karanfil ve Mustafa Yeneroğlu yaygın ve sistematik olduğuna ve;

 

“insanlığa karşı suç” teşkil ettiğine ilişkin düşüncesinin haklılığını da göstermektedir. Kararda, R. Zarakolu ve S. Demirtaş kararında olduğu gibi TCK’nın 314. maddesinin “öngörülebilir olmadığına” ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmese de, güncel yargılamaları ilgilendiren çok daha önemli hususlara yer verilmiştir. Şöyle ki; AİHM’de, AYM gibi Sn. TAŞ’ın tutukluluğunun hukukiliğini incelerken görseldeki 3 delili dikkate almıştır. 

 

Kararın 134. paragrafında, görseldeki çok önemli hususlara yer verilmiştir. Kararın bu paragrafı bile, 15 Temmuz yargılamalarıyla ilgili AİHM’in nasıl tavır takınacağının göstergesidir. Zira bu paragraf, güncel yargılamalarda kriter adı altında uydurulan gerekçelerle

insanların terör örgütü üyesi olarak cezalandırılmayacaklarının AİHM tarafından kabulüdür. Çünkü kriter kabul edilen hususlardan; Bankaya para yatırıldığı zaman bankanın, sendikaya üye olunduğu zaman sendikanın, gazete aboneliği zamanında gazetenin @WomanJudgeTR okul ve dershanelere çocuk gönderilirken bu eğitim kurumlarının, SGK’lı çalışılan bir kuruluşun, geçmişte telefonla görüşülen (HTS) bir kişinin ve Bylock kullanılırken de bu programın, BİR TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KONTROLÜNDE OLDUĞUNA İLİŞKİN KESİNLEŞMİŞ MAHKEME KARARI YOKTUR.

Zira bu konuda kesinleşen ve Gülen hareketinin silahlı örgüt kabul edildiği ilk karar 26/9/2017 tarihlidir. Bu tarihten önce ortada ne bir silahlı örgüt, ne de bu örgütün üyeliği vardır. Bu hususa, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri tarafından hazırlanan 7 Ekim 2016 tarihli “Türkiye’de olağanüstü Hal kapsamında alınan Tedbirlerin İnsan Haklarına etkilerine ilişkin Memorandum’da” da yer verilmiş ve Türk yargı sisteminde bir yapının silahlı örgüt kabulü için kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunması gerektiği belirtilmiştir. 

Kısaca, kriter adı altında uydurulan ve hepsi devletin kontrolü ve izni dahilinde gerçekleştirilen yasal faaliyetlerin bırakın cezalandırmaya, tutuklamaya bile gerekçe yapılamayacağı ve Zarakolu ve Demirtaş kararında olduğu gibi bu faaliyetlerin AİHS’in koruması altında olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. 134. paragraf; mahkemelerinin, kişiler hakkında “Hata” hükümlerini ve suçun manevi unsurunu görmezden geldikleri görseldeki gerekçelerini de çöpe atar niteliktedir.

Zira bu paragrafa göre kişilerle ilgili örgüt üyeliğine ilişkin değerlendirme; MGK kararlarına, siyasilerin açıklamalarına ya da ilgisiz başka soruşturmalara dayanarak değil, bu konuda verilip kesinleşen yargı kararına göre yapılabilir.

Yani bu konuda bir “milat” kabul edilecekse o tarih 17/25 Aralık 2013 değil, 26/9/2017’dir. Eğer 17/25 Aralık milat kabul edilecekse ve kişilerin hukuki durumu siyasilerin ve idari kurumların açıklamalarına göre belirlenecekse, o zaman hakimlere ve mahkemelere ne gerek vardır?

Kararın 136. maddesinde yer verilen görseldeki ifadeler de en az 134. paragraf kadar önemlidir.Bu paragraftaki gerekçeler aynen güncel yargılamalar için de geçerlidir. Zira bu yargılamaların hiç birinde; bankaya para yatırmanın ve diğer kriter kabul edilen hususların nasıl ve ne suretle örgütsel faaliyet kabul edildiği, bu faaliyetlerin hangisinin ne surette şiddet içerdiği, terörizmin finansmanı ve telkini olduğu ve daha önemlisi bu faaliyetlerin nasıl darbeye ve şiddete ilişkin olduğuna yer verilmeyip, varsayım ve ön yargılarla bu kriterlerden birinin varlığı halinde kişiler otomatik olarak örgüt üyesi kabul edilmiştir. Ancak, somut delilerle bir kişi ile örgüt arasındaki bağ ve örgütsel faaliyetler ortaya konulmadan, o kişinin cezalandırılabilmesi mümkün değildir.

Kararın 137. paragrafı da güncel yargılamaları yakından ilgilendirmektedir. Zira güncel yargılamalarda da, hapis cezası verilen ya da mesleklerinden çıkarılan kişilerin tamamına yakınıyla ilgili darbe teşebbüsüne kadar her hangi bir idari ya da cezai soruşturma yoktur.

Bu kişiler, gerçekleştirdikleri dönemden yıllar sonra, hangi amaçla bu faaliyetlerde bulundukları sorgulanmaksızın ve daha vahimi suç ve cezalar geçmişe yürütülerek yasal ve rutin eylemleri nedeniyle cezalandırılmışlardır. Eğer bu kişiler suçluysa ve daha önemlisi silahlı bir örgütün üyesi iseler, bu kişilerle ilgili darbe teşebbüsüne kadar neden bir işlem yapılmamıştır. Devlet, silahlı bir örgütün üyelerine 15 Temmuz’a kadar neden göz yummuş ve faaliyetlerine izin vermiştir?

Ya da 14 Temmuz 2016’da suçsuz olan kişiler bir gün sonra nasıl örgüt üyesi kabul edilmişlerdir? Bu sorunun cevabı çok basittir; ortada bir örgütsel faaliyet ve suç yoktur, ancak kişilerin cezalandırılabilmesi için mutlaka bir gerekçeye ihtiyaç vardır ve bu gerekçe de, kişilerin geçmişteki hukuka uygun faaliyetleridir. Ancak, bu faaliyetlerin geçmişe dönük olarak cezalandırmaya gerekçe yapılması mümkün değildir. AİHM, 137. paragrafta tam olarak bunu söylemektedir.

Yine, kararın 138. paragrafında da belirtildiği gibi; güncel yargılamalarda da, kişilerin rutin ve yasal faaliyetleri ile onlara yöneltilen örgüt üyeliği arasındaki bağı gösteren hiç delil yoktur. Delil ve makul bağ olarak kabul edilen kriterlerin tamamı, en fazla bir kişi ile bir yapı ve oluşum arasındaki ilişkiyi gösterir ki, bu ilişki suç olmadığı gibi suçlamaya da konu olamaz. AİHM, kişilere yöneltilen bu ağır ithamın somut delilleriyle ve dışa yansıyan hareketleriyle ispatını aramaktadır.

Bu gerekçelerle tutuklama bile yapılamaması gerekirken, insanlar ağır şekilde cezalandırılmaktadır. Atilla Taş kararında olduğu gibi AİHM’in; ulusal mahkemelerce delil kabul edilen hususların, yasa hükümlerinin yanlış yorumu ve uygulanması nedeniyle kişilerin maruz kaldığı uygulamaların usulsüz ve keyfi olduğuna karar vereceği ve bu konuda on binlerce ihlal kararı çıkacağı izahtan varestedir.

Sonuç olarak, AİHM Atilla Taş kararı ile bir kez daha şunu söylemiştir; somut delilleriyle bir örgütle arasındaki bağ ispatlanmayan, cebir-şiddet içeren eylemi bulunmayan ya da darbe teşebbüsüyle ilişkilendirilmeden bir kişinin AİHS’te korunan yasal ve rutin faaliyetleri gerekçe yapılarak tutuklanması ve cezalandırılması mümkün değildir. Cezalandırılabilmeleri için bu faaliyetlerin örgütsel olduğuyla ilgili verilmiş ve kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmalıdır. Bir milat belirlenecekse bu tarih ancak 26/9/2017 olabilir.

Zarakolu, Demirtaş ve Atilla Taş kararı birlikte değerlendirildiğinde; AİHM, örgütsel faaliyetleri ortaya konulmadan yasal ve rutin faaliyetleri nedeniyle cezalandırılan kişilerle ilgili on binlerce ihlale ve milyarlarca Euro da tazminata karar verecektir.

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments