Beynini Keşfet Tüm Kitapçılarda

Bu kitabı yazmamdaki asıl amaç, okuyucuların beynin yapısı ve fonksiyonları hakkında bilgi edinmelerini sağlamak. Çünkü beyin diğer organlardan farklı, diğer organları sevk ve idare eden ve sosyal organdır. Aynı zamanda okuyucular elde ettiği bu bilgilerle beynini korumasını, geliştirmesini ve beyin fonksiyonlarını daha iyi seviyeye getirmesini öğrenecektir. En azından bu kitap böyle bir katkı sunacaktır. Bu kitapla okur, beyin ve otoimmün, immunnoloji, endokrinoloji, beslenme, nörokimya ve metabolizma arasındaki bağlantıyı daha iyi anlayacaktır.  Bağırsak beyin bağlantısı; bağırsak ikinci beyin olarak nasıl beyinle beraber çalışır ve sağlıklı beyin sağlıklı bağırsak ile ilgilidir. Beyin ile ilgili hazırlamış olduğum kitapta beynin fonksiyonları, gelişimi, yapısı, işleyişi, yaratıcı özellikleri, ruh sağlığı ve zihin sağlığı, affirmasyonlar, gibi birçok temayla detaylı ve geniş bir araştırma ile konuyu ele aldım. Beynin yenilenmesinin yaş ile ilgili olmadığını düşünüyorum. Daha çok beynin sürekli aktif olması yani uyarılması, iyi beslenmesi, stresten korunması ve kişinin rahatlanması ve gevşemesine bağlıdır.  Hayatımızın sadece dış dünya ile sınırlı olmadığını aynı zamanda iç dünyamızla da ilişkide olmamız gerekir.

Bu kitabın birinci bölümünde beynin gelişimi anlatıyor. İnsan beyni Universiyumda en komplike yapıya sahiptir.  İnsan beyni 100 milyar nöronlardan oluşuyor. Beynimizde 100 milyar sinir hücresi var ve hepsi birbirine, bazıları ise ara istasyonlarla bağlıdır. Bir sinir hücresi 10 bine kadar bağlantı kurarak, inanılmaz derecede yoğun bir ağa neden oluyor. Beyindeki sinir hücrelerinin oluştuğu ağın uzunluğu 100 000 km. Bu dünya çapının 2,5 katıdır. İnsandaki her organın birçok önemli fonksiyonları ve önemi vardır. Ama beynin özel fonksiyonları ve önemi de unutulmasın. İnsan vücudunda beyin, kompleksli bir dokudan oluşur. Ağırlığı kadınlarda 1250 gram erkeklerde 1375 gramdır. Beyin vücut ağırlığının % 2’sini oluşturmasına rağmen mevcut enerjinin yaklaşık % 30’unu harcıyor.

İnsanların beynini hayvanlardan ayıran en önemli fark; insanların düşünmesidir. İnsanlar her zaman yeni şeyleri düşünmeyi, yeni şeyleri keşfetmeyi ve icat etmeyi bilir. Bir diğer önemli husus ise öğrendiklerimizi ve deneyimlediklerimizi bizden sonraki kuşağa aktarıyor olmaktır.

Sayısız sinirler, fikirlerin ve düşüncelerin değişmesine neden olur. Diğer yandan da öğrenilen, hissedilen ama aynı zamanda otomatizmalar; anılara kadar hareket dizileri, düşünceleriniz, kişiliğiniz, istekleriniz, hedefleriniz ve hayallerinizin yanı sıra otomatik tepkileriniz, dürtüleriniz ve alışkanlıklarınız için de çeşitlilik sağlar ve bu ağ statik değil, bir ömür boyu değişir.

Kitabın ikinci bölümü beynin yapısını ve fonksiyonlarını kapsıyor. Beyindeki sinir hücrelerinden (nöronlaradan) oluşur. Bu sinir hücrelerinin vücuttaki diğer hücrelerle benzer yapıları vardır.  Buna rağmen bu sinir hücrelerinin (nöronlar) kendine has özellikleri ve yapıları vardır. Bu sinir hücreleri informasiyonları (bilgileri) diğer nöronlara veya diğer kas ve salgı hücrelerine aktarırlar. Eğer bir kişi beyni iyi anlamak istiyorsa, önce nöronun yapısını ve fonksiyonu bilmesi gerekir. Beynin performansı nöronların yapısal ve fonksiyonel organizasyonuna dayanır.  Böylece nöronların beynin birbirine nasıl bağlandıkları, birbiriyle nasıl çalıştıkları ve birbirini nasıl etkiledikleri önemlidir.

 

 BEYNİN NEYE İHTİYACI VAR?
Nöronların (Sinir hücreleri) dejenerasyonuyla (sinir hücrelerinin bozulması ve ölümü) sinaps aktivitelerinde gerileme olur.  Öncesinde oldukça aktif bir kişi artık eski yeteneklerini kaybeder. Burada beyni pozitif olarak uyarmak; sosyal bir ortamın olması, iyi beslenme ve bedensel aktivitelerle bu beynin dejenerasyonunu yavaşlattığı gibi durdurabilir. Sinir hücrelerinin gelişimi ve yenilenmesi için şu faktörler gereklidir:

  • Oksijen
  • Glikoz
  • Uyarı (düşünme ve bedensel aktivitelerle)
  • Nörotransmitterler
  • Hormonlar
  • Besinler
  • Uyku
  • Rahatlama ve gevşeme
  • Sosyal çevre

Bu kitapta bu konuları detaylarıyla anlatım. Beynin gücünü kalıcı kılan besinler şunlardır:

B Vitaminleri, phosfhatidilserin, Omega-3- Yağ asitleri, vazgeçilmez elementler ve süper elementler (demir, fosfor, selen, çinko, krom ve bakır) Ayrıca beynin gelişmesini etkilen diğer etmenler şunlardır: Hormonlar, nörotransmiterler (asetilkolin, GABA, serotonin, noradrenalin, adrenalin, dopamin) Bedensel aktivitelerde beynin gelişmesinde ve zihinde kalmasında da önemli rol oynar.

Üçüncü bölümde nöroplasitisite ve önemi anlatılacak. Plasitisite; değiştirilebilir, şekillendirilebilir, dönüştürebilir anlamındadır. Bu durum nöronların (sinir hücreler) arasındaki yeni bağlantılarla oluşur.   Eskiden beynin değişemeyeceği inancı vardı.  Bu duruma göre beyin; kendi yapısını hiçbir zaman değiştiremez ve bir bölümün zarar görmesi durumunda, işlevini sürdürmesinin yeni bir yolunu bulmak imkansız gibi bir kanıya varılırdı. Bu düşünceye göre beyinsel veya zihinsel hastalıklarla doğmuşsa da, beyin hasarı almış insanlar, ömür boyu bu kısıtlılık veya hasarlarla yaşamak zorundaydı. Beyin değişmeyen, sabit bir şey olduğu için, beyinle ilintili olan insan doğası da aynı şekilde değişmeyen sabit bir şey olarak görülüyordu.

Yapılan araştırmada beynin düşünce ve aktivite yoluyla kendi yapısını ve işlevini değiştirebilir fikri doğdu. Bu tez çeşitli alanlarda ispatlandı. Nöroplasitisite beşikten mezara kadar var olan bir olaydır. Yaşlılıkta bile bilişsel işlevlerimizde (öğrenme, düşünme, algılama ve hatırlama biçimimizde) radikal gelişmeleri gün yüzüne çıkartır.

Altıncı bölümde beyin fittnesi (Zihinsel Zindelik) anlatıyor.
Fiziksel zindeliğimizi beyin fittnesi tarafından etkileyebileceğimiz yaygın bir bilgidir. Ancak tıpkı fiziksel sağlığınız gibi, beyninizin sağlığı da elinizdedir. Beyin fitnesi bir yaş sorunu değil, bir faaliyet (aktivite- etkinlik) meselesidir. 

Zihinsel zindelik ve performansın yaşla ilgisi yoktur. Daha çok kişinin sağlıklı yaşama biçimi (sağlıklı beslenme, stresten uzak kalmasına, rahatlanması ve gevşemesine) ve nöroplastik potansiyelini teşvik etmesine ve nöroplastik potansiyelini elinde tutmasına bağlıdır.  Bunları sağlayan herkes, yaşlılıkta da zihinsel olarak genç ve dinamik kalır. 

Kişinin algılama, tanıma, düşünme, hatırlama, hayal etme, hafıza, öğrenme, planlama gibi beynin yeteneklerini fark etmesi ve bunların tamamını aktif şekilde kullanmasına bağlı olarak değişir. İnsan dünyada keşfedilebilen, şekillendirilebilen bir şeylerin var olduğuna ve bundan da mutluluk duyuyorsa kişinin kaç yaşında olduğunun bir anlamı olmadığının; bunun yanı sıra mutluluğun, olumlanmanın sinir uçlarını beyinde tekrar yeşerttiğini örneklerle dile getiriyorum.  Aksi durumda, bireylerin neşesiz olduğu durumlarda, kalıcı rutin faaliyetlerin beyindeki nöronal (sinir uçları bağlantısı) bağlantıların yeniden düzenlenmesine el vermezken insan yaşantısının derinliğine kadar işlediğini anlatıyorum.

İnsan beyni, yaşam boyunca, yaşlılığa bile, bir zamanlar oluşturduğu sinir hücresi bağlantılarını ve kablolama modellerini değişen kullanım koşullarına uyarlayabilir.  Yeni sinir hücresi temasları yapmak, yeni sinir süreçlerini büyütmek ve hatta yeni sinir süreçlerini uyarlayabilir hale getirmiş, sinir hücreleri oluşturmak için kullanmıştır.

Nöroplastik potansiyeli etkileyen faktörler:

  • Beyin kan dolaşımı (glikoze, oksijen)
  • Yeni şeyler yapması
  • Kişinin bir şeyi anlamlı bulması
  • Yaşam sevinci: Kişi yaşam sevincini kaybederse; keşfetme ve yaşamını

düzenleme isteği azalır ve bunun sonucu nöroplatik potansiyel, azalır.

  • Çok fazla sorunlarının olması ve bu sorunları çözemiyorsa, kendisini baskı altında hissediyorsa, korku ve stresin olmasıyla nöroplastik potansiyel, azalır.

Bunlar yalnız beyin için değil aynı zamanda vücudun diğer bölümleri içinde geçerlidir, kırılan kemiklerin iyileşmesi, ameliyat sonrası yaraların iyileşmesi, kişi rahat ve sakin bir ortamda yaşıyorsa daha kolay olur.
Beyin hücrelerinin azalması ve yok olması bu saydığımız faktörlere bağlı olarak azalabilir veya çoğalabilir.

Bu kitapta yaratıcı düşünceyi anlatıyorum. ” Yaratıcılık” insan eylemleri ve düşüncesinde gerçekleşen ve bir yandan yenilik veya özgünlük ile karakterize edilen, diğer yandan da teknik, insan veya sosyo-politik sorunların çözümü ile anlamlı ve tanınabilir bir ilişkiye sahiptir. Yaratıcılık yetenek, motivasyon, kişilik ve genel koşulların etkileşimi sonucu oluşan bir olaydır. Yaratıcı düşünme, yeni ve özgün bir şekilde düşünme yeteneğidir. Yani bugüne kadar düşünülmüyen düşüncenin düşülmesi. Yeni bir düşüncenin yaratılmasıdır.

Yaratıcı düşünme, bilişsel düzeyde alternatif yollar alma yeteneği olarak tanımlanabilir. Yaratıcı düşünceyi kullanmak, uzmanların yanal veya ıraksak düşünme (ünlü “kutunun dışında düşün”) dediği şeyleri teşvik etmeyi, yani önceden tasarlanmış fikirlerden vazgeçmeyi içerir. Yaratıcı düşünme, romanı ve özgün karakteri nedeniyle öne çıkıyor. Bu yön, yenilikçi olmamızı, mantıktan kaçmamızı, farklı zorluklarla yüzleşmemizi ve rutinden sapmamızı sağlar.

Düşüncelerimizin özgürleşmesine izin verdiğimizde yaratıcı düşünmeyi teşvik ediyoruz. Yaratıcı düşüncenin ortaya çıktığı anlar genellikle dikkatimizi dağıttığımız zamandır. Beyin, karmaşık görevlere çok sayıda kaynak göndererek ve otomasyon durumunda en basit olanı bırakarak hiyerarşik hale gelir. Bu nedenle bilinçli faaliyetlerimizi azaltmak ve yaratıcı düşüncemizin özgürleşmesine izin vermek için anlar bulmak önemlidir.

Kitapta olumlamayı anlatıyorum. Olumlama en güçlü zihinsel eğitim tekniklerinden biridir ve çok etkilidir.  Telkin, para ve servet biriktirmenize, sevgi ve ortaklıkta mutluluk bulmanıza, kilo vermenize ve sağlığınızı güçlendirmenize yardımcı olur. Telkin etme, kendine güven oluşturmada da çok faydalıdır.

Bir telkin ile bilinçaltına tamam yeni bir yön vermiş olursunuz. Her şeyden önce, düşünme alışkanlıklarınız değişir. Bu çok önemlidir, çünkü düşünceleriniz duygusal durumunuzu ve nihayetinde davranışlarınızı ve kararlarınızı önemli ölçüde etkiler. Olumlama (affirmasyon- telkin)  mucize beynin sonucudur. İnsanın düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını olumlu yönde değiştirir. Daha önce ıstırap çekip, yaşamı hep sıkıntılı yaşamış kişi bu olumlama uygulanmasıyla yaşamını değiştirerek bambaşka biri haline gelebilir. Bu ancak mucizelerle olur.

Kitapta spor ve beyin ilişkisini ele alıyorum. Spor yaparken beynin daha fazla kan almasını sağlar. Bu şekilde daha fazla oksijen ve enerji ile beslenir, daha uyanık oluruz ve en azından geçici olarak daha iyi konsantre olabiliriz. Spor sayesinde daha iyi bir hafızaya sahip oluruz.

Egzersiz ve fiziksel aktivitenin vücut üzerindeki faydaları iyi bilinir, ancak egzersiz ve egzersizin beyin üzerinde olumlu etkileri olduğunu biliyor muydunuz? Spor bizi daha akıllı yapıyor mu? Ya da daha mutlu? Ergometre eğitimi hafızamızı geliştiriyor mu? Yaşlandıkça sağlıklı kalmamıza yardımcı olur mu? Bunlar cevaplayacağımız sorular ve sporun beyindeki etkisi hakkında çok daha fazlası!

Sonuç olarak, çeşitli çalışmalar aerobik vücut eğitiminin (sporun) insanlarda bilişsel performans üzerinde de olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Aeroes Eğitimi: (spor) Fiziksel yük sadece o kadar yüksektir ki kaslardaki enerji için oksijen tükenmez. Aksi takdirde, oksijensiz olarak anaerobik olarak enerji kazanırlar ve kaslarda laktik asit üretilir. Bisiklet, koşu, yüzme, yürüyüş veya aerobik gibi dayanıklılık sporları aerobik antrenmanı için uygundur.  Ek olarak, aerobik egzersizin, prefrontal korteks gibi beynin diğer kısımlarının büyümesini teşvik ettiği görülmektedir. Eylemlerimizi kontrol etmemiz gereken yürütücü işlevlere katılır.

Kitapta süper hafızayı ele aldım. Hafıza canlıların sinir sistemlerinin kaydedilen bilgileri dönüştürme, saklama ve alma yeteneğini açıklar. Bellekte saklanan bilgiler bilinçli veya bilinçsiz öğrenme süreçlerinin sonucudur.

Tam Hafızanın temel taşları şunlardır:

Bedensel ve zihinsel birlik

Sağlıklı beslenme

Sosyal ilişkiler ağının kurulması

Stresin azaltılması ve strese karşı koyma

İyi bir uyku

Bu konular geniş şekilde kitapta ele alındı. Özellikle stres nedir, beyini nasıl etkilendiği ve buna nasıl karşı konulur.

Aktif problem çözme, yeteneklerinin artırılması ve kişinin kendisini geliştirmesi, bilişsel yeniden yapılanma, düzenli rahatlama ve gevşeme egzersizlerin yapılması, sosyal desteğin çabası ve kullanımı ile stresle başa çıkmanın etkili yolları olduğu kanıtlanmıştır. Kısacası stres dışarıdan veya içeriden gelse bile, önemli olan kişinin onu nasıl algıladığı ve ona nasıl bir reaksiyon gösterdiğidir. Kişi her zaman çaresiz değildir.  Birçok değişik davranış alternatiflerinin olduğunu bilince çıkarması gerekir ve kendisi ona uygun davranmalıdır. Kişi stres yaratan, stres gönderilen iç ve dış uyarıları, gönderildiği gibi algılamak ve kabul etmek zorunda değildir. Hepsinin alternatifi vardır.

Kitapta diğer önemli konu ise; yüz yaşında ama genç beyine nasıl sahip olunur? Bilimsel araştırmalar; sinir hücreleri daha sonra, yaşlılıkta bile büyüdüğünü ve kendileri arasında sonradan iletişim ağlarını kurabileceklerini tespit etti. Bu değişiklikler öğrenme ve hafıza için önemli olan hippocampus içinde geçerlidir. Bununla beraber, taze sinir hücrelerinin insan öğrenme ve hafıza merkezinde filizlendiğini gösterdi. Başka bir maymun deneyi ise; beyindeki yeni doğan kök hücrelerin hızlı bir şekilde beyin korteksindeki hafıza bölgesine göç ettiğini, orada yetişkin sinir hücrelerine dönüştüğünü ve öğrenme merkezinde oluşan yeni liflerle diğer sinir hücreleriyle temas kurduğunu gösterildi.

Bu yanıyla bakıldığında beyin hakkında tamamen yeni bir bilginin başlangıcındayız. Şimdiye kadar, araştırmacılar beynin artan yaşla birlikte küçüldüğüne ve yaklaşık yüzde on ila 15 oranında kaybolduğuna ve hücrelerin fonksiyonel istasyonları ortadan kalktığında beynin yaşlandığına inanılırdı.

Ama yapılan araştırmalar aksini gösterdi: Bir gençlik çeşmesi kafanızda uyukluyor. Bu hücreleri korursanız, seksen yaşlarında bile olsanız yeni bir kişiyi kazanmanıza yardımcı olabilir.  Gerçek olan şu ki, ne yaşlı ne de genç beyin hücreleri ölümsüz değil. Çevresel toksinler, bulaşıcı hastalıklar veya kalıcı stres beyne zarar verir. Araştırmacılara göre, stres hormonları sinir hücrelerini bile tamamen yok edebilir. Yani her gün bir veya diğer stres faktörü beynimize baskı yaparsa, önemli sinirleri kaybederiz. Araştırmacılar, bilincin, yaratıcılığın ve hafızanın bazen 20 yaşından itibaren bulunduğu beyin korteksinde yaklaşık 50.000 sinir hücresinin yok edildiğini iddia ediyorlar.Mevcut araştırma durumuna göre, yeni oluşan genç hücreler solmuş akrabalarının işlevini devralabilir. Ne yazık ki, inme (felç geçiren hastalar) hastaları üzerinde yapılan testlerden farklı bir şey görülebilir. Beyin hücreleri yok edildiğinde, yerine geçmezler. Aksine, hasta bir beyin infarktan hemen sonra rehabilitasyon eğitimine başladığında işlevleri beyindeki aynı yaştaki diğer hücre arkadaşları tarafından devralınır. Bir anımı sizinle paylaşmak isterim. 2009’yılının 11 haziranında Bingöl’ün Karlıova ilçesinden Mikail köyündeydim. Arkadaşlarla dağ yoluyla Varto’ya gitmeyi planlanmıştık. Sabah erken ablama gidip birşeyler almak istedim. Kendisi bizden 200 metre uzaklıkta oturuyordu. Evin önüne geldiğimde başının ağrıdığını söyler söylemez yere düştü ve konuşamadı. İlk müdahaleyi yaptığımda kendisinin felç geçirdiğini ve sağ tarafının tutmadığını anladım. Yavaşça kaldırıp soğuk duşa soktum. Sonra koluna girip onu 20-30 dakika gezdirdim. Yavaş yavaş konuşmaya başladı. Öğleye doğru kendisi yardım almadan yürümeye başladı. Bir hafta yanında kalarak sürekli yürüyüş yaptırdım ve konuşmaya zorladım. Felç geriye döndü. Bir süre sonra ise felçten hiçbir iz kalmadı. Beyin hücreleri burada soğuk suyla uyarıldı, hareket ve konuşmayla bu uyarılar devam edildi. Beyin hücreleri yenilendi ve tahminimle hücreler arasında bir ağ oluştu. Bununla felç geriye döndü.

Ancak beyindeki genç hücrelerin devralmasına veya mevcut beyin hücrelerinin devreye girip girmediğine bakılmaksızın: Düşünme merkezimiz, yok edilen beyin hücrelerinin yıldırım hızında neden olduğu kayıpları telafi edebilir. Çünkü hücrelerimizin sadece yüzde 20’sini kullanıyoruz. Kalan yüzde 80’ni uyuyor. Örneğin, beynin zor bulmacayı çözmesini istersek, beyin hücreleri arasında yıldırım benzeri yeni funk (dalga) kontakları yapılır ve tüm beyin bölgelerinden veriler çağrılır. Yeni veri otoyolları bu şekilde oluşur. Bunun anlamı: yetmiş yaşında bile yeni bir yabancı dil öğrenebiliriz. Bununla birlikte, bu mucize sadece beyni düzenli olarak eğitirsek ve gerekli besinleri hemen beyine gönderirsek çalışır. Buna ek olarak stresten uzak kalmamız ve genel olarak sağlıklı olmamız gereklidir. .

Sonsuza kadar üç genç beyin kuralı

Rakamlar ABD’den geliyor, buna göre 65 yaş üstü kişilerin yüzde on’u ve 75 yaş üstü kişilerin yüzde 20’si zihinsel performanslarında önemli kayıplar gösteriyor. Bu sonuca göre uygun bir beyin için üç altın kuralı dikkate almamız gerekir:  

Daha sık kullanılırsa, beyniniz o kadar iyi bir durumda olur.

Spor Beynini gençleştirir.

Akıllı ve sağlıklı yiyin.

Daha sık kullanılırsa, beyniniz o kadar iyi bir durumda olur.
Birçok araştırma, yükseköğrenim ve düzenli entelektüel çalışmanın hafıza kaybına ve hatta Alzheimer hastalığına karşı koruduğunu kanıtladı.   Yine araştırmalara göre, taksi şoförlerinin ve enstrüman çalanların beyin gölgelerinin genişlediğini gösterdi. Nedeni ise yeni sokak isimleri ve melodileri öğrenmek, yeni sinir hücrelerinin büyümesinde gelişme oluşması…

Zinde bir beyin için önemli olan, seyahat etmek veya yeni arkadaşlar edinmek gibi birçok çeşidi vardır. Burada önemli olan sinir hücrelerinin uyarılmasıdır. Bu kitabı okuyarak, bulmaca ve sudoku çözerek, tartışmalı konuları izleyerek, tavla ve satranç oynayarak yapılabilir. Böylelikle 100 yaşında olabilirsiniz ama beyininiz genç kalabilir.

Kitapta ayrıca seks ve beyin ilişkisini ele aldım. Seksin sağlıklı olduğunu biliyoruz. Ancak Oxford Üniversitesi araştırmacıları, seksin beynimizde ve performansları üzerindeki olumlu etkilerini de gösterebildiler. Kısaca sık sık seks yapmak aslında bir şekilde daha akıllı olmanızı sağlar. Ve bu, herhangi bir üniversite tarafından değil, Oxford Üniversitesi tarafından, dünyanın en saygın üniversitelerinden biri tarafından, gösterildi.

Araştırmacılar, düzenli cinselliğin yaşlılıkta bilişsel becerileri nasıl etkilediğini öğrenmek için bir çalışma yaptılar. Bu amaçla 50-83 yaş arası 73 kişiyle cinsel yaşamları hakkında görüşme yaptılar. Ayrıca, bilişsel işlevlerini kontrol eden çeşitli testleri tamamladılar. Dikkat, hafıza, dil becerileri ve görsel algı gibi unsurlar…

Cinsiyet çok karmaşık olduğundan, zihinsel, fiziksel ve sosyal işlevlerin ötesine geçebildiğinden, düzenli cinselliğin daha iyi algı ile ilişkili olması mümkündü. 2014 yılında, bir Hollandalı meta-çalışma, yaşlı insanlarda düzenli cinsel yaşam ile bilişsel beceriler arasında bir bağlantı olduğunu zaten belirtmişti. Sıçanlarla yapılan bir çalışmada, Maryland Üniversitesi’nden araştırmacılar da cinsel aktivitenin hipokampüsün gelişmiş algısı ve işlevi ile el ele gittiğini gösterdi.  Farelerde, Konkuk Üniversitesi’nin Seul’deki araştırmasına göre, cinsel aktivite, stresin hafıza performansı üzerindeki olumsuz etkilerini azalttığını gösterdi.

Ayrıca bağırsak beyin bağlantısını anlatım.
Sindirim fabrikamız beynin dış bölgesidir: İçinde yaklaşık 100 milyon sinir hücresi beyinle her zaman funk temasını sürdürür. (ilişki içerisindedir) Endmorfinler veya serotonin gibi en az 40 nörotransmitter de bağırsakta oluşur. Uzmanlar bağırsaktan enteral sinir sistemi olarak bahsediyorlar.

Bilim adamları şu anda bağırsak bakterilerimizin zihinsel sağlığımızla nasıl ilişkili olduğu sorusuyla, yoğun bir şekilde ilgileniyor. Trilyonlarca mikroorganizma vücudumuzda yaşıyor. Bakterilerin, fajların, virüslerin ve mantarların çoğu bağırsaktadır. Bağırsaklar onlara koruma ve beslenme sunuyor. Buna karşılık onlarda bağırsağın sindirimini düzenliyor, hayati vitaminler ve çok sayıda başka madde üretiyorlar.

Mikroorganizmalar ayrıca bağışıklık sistemini destekleyerek vücudumuzu hastalıklardan koruyor. Ve beyinle sürekli iletişim halindedirler. Bu şekilde, mikrobiyom daha dar anlamda, mikrobiyom çok hücreli bir organizmayı doğal olarak kolonize eden, yani hastalığın semptomlarını tetiklemeden tüm mikroorganizmaların toplamını ifade eder.  İnsanların nasıl hissettiğini, düşündüğünü ve davrandıklarını etkileyebilir. Araştırmacılar artık durumlarının birisinin depresyonlar, anksiyete bozuklukları veya şizofreni gibi akıl hastalıklarına ne kadar duyarlı olduğu üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olduğunu kanıtlamışlardır.  Özetle, kendi mikrobiyomunuzun ne kadar iyi olduğu size bağlıdır. Çünkü bileşimi stres, ilaç ve diyetimiz gibi faktörlere bağlıdır.

Bağırsak ve beyin birbirleriyle iletişim kurar: sadece birkaç yıl önce araştırmacılar bağırsak ve beynin birbirleriyle nasıl iletişim kurduğunu anlamaya başladılar: bağırsak-beyin eksenini deniyor. Bağırsak beyin iletişimi 3 yolda olur. (Hasler, Gregor, 2019, Die Darm-Hirn-Connection, Revolutionäres Wissen für unsere psychische und körperliche Gesundheit, Stuttgart)

  1. Vagus siniriyle.
  2. Nörotransmitterlerle.
  3. Hem beyinde hem de bağırsakta bulunan immun sisteminin hücreleriyle.

Vagus siniri her ikisini de doğrudan bağlar ve bilgi alışverişi yapabilir. Vejetatif sinirler arasındaki büyük dinleyici vagus siniridir. Liflerinin sadece %20’si yukarıdan aşağıya komutları iletir, geri kalan %80’ni beyni iç durumumuz hakkında bilgilendirmek için organları dinler. (iç organlarının istihbaratını yapıyor) Bağırsakta, mümkün olduğunca çok sayıda işle iletişim kurmaya çalışır. Bağırsak mukozasının ne hissettiğini, aynı zamanda bağırsak kaslarının nasıl çalıştığını ve bağırsak sinirlerinin nasıl düşündüğünü bilmek istiyor. Bağırsak sinir sisteminin gangliona doğrudan bir bağlantısı vardır. Beyindeki kök sistemi, bilgiyi geniş bir şekilde kontrol etmesini sağlar ve refahımız üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Bir başka önemli görev, tüm vücudu sakinleştirmek, gücü dengelemek ve nihayetinde daha uzun bir hayatı sağlamaya katkı sunar.

Sosyal stres, kalıcı bağırsak sorunlarına yol açabilir. Uzun bir süre travma ve kronik stresin beyinde sadece izler bıraktığı düşünülüyordu. Bununla birlikte, son araştırmalar bağırsak sinir sisteminin de stres belleğine sahip olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda, bağırsak bakterilerimizi, Ruh halimizi etkileyen haberci maddeler, veya onların öncüleri, üretir. Bağırsak sinir hücreleri, bağırsak sinir sistemi içinde iletişim ve uyarıcı işlemeyi sağlayan 30’dan fazla farklı haberci madde üretebilir. Bunlar: Serotonin, Dopamin, GABA ve Cholezystokini vb.

Nörogenezsiz: Nöro sinir demek, genesiz doğmak veya oluşmak anlamına gelir.  Yani sinir hücrelerinin yeniden oluşması. Ne yazık ki, nörogenezi bozan, etkileyen faktörler vardır: Alkol, maddenin kötüye kullanımı, sigara içmek, bakteri ve virüsler, toksinler. (zehirli maddeler) Aynı zamanda stres, uyku eksikliği ve serbest radikaller daha az yeni sinir hücresinin oluşmasına neden olur ve bu da sonunda belleğimizi ve öğretim yeteneğimizi negatif etkiler. Bunlardan uzak durmak gerekir.

16 bölümde ruh ve zihinsel sağlığı ele aldım.
Sağlık: WHO örgütü sağlığı, kişinin bedensel, ruhsal ve sosyal tam iyilik halidir diye tanımlıyor. Yalnız hastalığın olmaması hali değildir. Ruh kişinin düşünceleri, duyguları ve davranışlarından oluşur. Ruh sağlığı, düşüncelerin, duyguların ve davranışların bir ahenk içerisinde olma halidir.  Bu etmenler birbirilerini karşılıklı etkiler.  Bu ahenkte bir düzensizlik olduğunda, ruhta da düzensizlik oluşur. Bunun sonucunda ruh bozulabilir. Ruh sağlığı, kişinin bilincine, oryantasyonuna, düşüncesine, duyguların düzenlenmesine, algısına, konsantrasyonuna, hafızasına, kişilik karakterlerine, sosyal ilişkilerine ve aktivitelerine bağlıdır. Ruh sağlığı, genel sağlığın temel ve integral bilenşenidir. Ruh sağlıksız ise, sağlıklı olunmaz. Bireysel ve toplumsal düzey de ruh sağlığı önemlidir. Ruh sağlığı bireysel düzeyde kişi kendi entelektüel ve emülsiyonl potansiyelini gerçekleştirir.  Toplumda, okulda ve işyerinde kendi rolünü algılar ve bu rollerini yerine getirir. Ruh sağlığı aynı zamanda toplum düzeyinde ekonomik refahının, dayanışma ve adaletin oluşumunda da önemli bir rol oynar.

Psikolojik rahatsızlıklar son 50 yılda gittikçe artı.  Psikolojik hastalıkların artması sonucu iş kaybında da artmalar oldu. Bu hem kendisini günlük iş kaybı (günlük olarak çalışamama) hem de psikolojik hastalıkların sonucunda emekli olan kişilerin sayısında iki kat artı. Bunun yanında psikolojik rahatsızlıklar üretim verimini büyük oranda düşürüyor. (Depresyonu da olan kişilerde, %81 oranda düşüyor)

Psikolojik rahatsızlıkların artma nedenleri:

  • Soysal ve ekonomik şartların değişmesi,
  • Doktora giden insan sayısının artması,
  • Psikolojik rahatsızlıkların teşhis imkanların artması, (Psikiyatrist ve Psikoteraputların eğitimlerin iyileştirilmesi)

Ruhsal sağlığı genel sağlık dimensiyonu ile çok ilişkilidir. Bedensel ve ruhsal rahatsızlıklar birbirlerini karşılıklı etkiler. Zivilisasiyon hastalıkları son 50 yılda artı. Zivilizasyon hastalıklar Kalp dolaşım hastalıkları, Kanser hastalıkları, kas ve İskelet hastalıkları ve şeker hastalığıdır. Halkın yarısı bu hastalıklardan ıstırap çekiyor.

Bu hastalıkların oluşumda çeşitli faktörler rol oynar.

  • Biyolojik Faktörler,
  • Yaşam tarzı,
  • Çalışma ve çevre şartları,
  • Davranış şekli ve olayı algılama ve değerlendirme şekli.

Bunlardan en önemli olanı, resorslar, yani kişisel kaynaklardır. Kişinin yaşamdaki pozitif emosiyonal tecrübelerin toplamıdır.  Bu olaylar kişiyi tedavi eden ve güçlendiren tecrübelerdir.  Bu kaynaklar bireysel ve toplumsal olabilir.

Bu kaynaklar şunlardır:

  • Doğuştan ve sosyal olarak elde edilen özellikler
    • Bilgi,
    • İntelgenz,
    • Problem çözme kabiliyeti,
    • Özgüven ve özgüç
    • Stabil sosyal kurumlar ve sosyal yardımlaşma,
    • Politik ve ekonomik güven,
    • Kültürel bağlılık
    • Barış ve özgürlükler

Kişinin olayı algılama ve değerlendirme biçimi, onun sağlıklı olmasında önemli rol oynar. Kişi dinamik bir güvene sahiptir. Bu duygu ve düşence ile olayları kendi iç dünyasında ve çevresiyle anlamaya çalışmasıdır. Bunlara hakim olma kabiliyetine sahip düşüncede olması, onları açıklayabilmesi, bunlar için aktif olmayı anlam bulması.

Olayı anlaması, Olayı yönlendirme veya ona karşı bir şey yapabilme düşüncesine sahip olması

Bunun için yapılan şeylere anlam verebilmesi…

Sağlıklı kalma programı dört modulda oluşur.

  • Öz bakım, kendine bakmak ve değer vermek,
  • Sosyal ilişkiler ve sosyal iletişim,
  • Kendini gerçekleştirme ve kendini güçlendirme,
  • Değer yargılarının farkına varmak, amaçlarını bilmek ve kendin için pozitif bir gelecek konsepti hazırlaması ve bunu hayata geçirmesi.

 On yedinci bölümde beyin performansını yazdım.
Özetlersek, beyin fonksiyonlarını yerine getirmesi için, beynin oksijene, glikoza (enerjiye), yani sağlıklı beslenme, uyarılara (beyin jimlastiği ve bedensel spor), dinlenmeye, rahatlamaya gevşemeye, hormonlara, nörotransmittere ve uykuya ihtiyacı vardır. Bunların olmasını sağlamak zorundayız.  Bunun yanında nörogenezi, sinir hücrelerin oluşumunu bozan faktörler vardır.

Bunlar şunlardır: alkol, madde kötüye kullanımı, sigara içmek, bakteri ve virüsler, toksinler (zehirli maddeler) aynı zamanda stres, uyku eksikliği ve serbest radikaller daha az yeni sinir hücresinin oluşmasına neden olur ve bu da sonunda belleğimizi ve öğretim yeteneğimizi negatif etkiler. Bunlardan uzak durulması gerekir.

Sağlıklı, güçlü hafızayı tanıtmanın çeşitli yolları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • İltihapları azaltın veya hiç olmasın.
  • Beyni yaralanmalardan koruyun.
  • Her zaman geçmişten gelen travmatik deneyimleri yeniden düzenlemeyin. Bununla çok uğraşmamak gerekir. Sana travmatik acı çektirenlere, hiç bir şey beklemeden affediniz.
  • Bağışıklık sisteminizi güçlendirin.
  • Egzersiz yapınız (Spor yapınız, yürüyüş yapınız bunu da daha önceki bölümde anlatım)
  • Çok sigara içmeyin ya da azaltınız – aynı şey alkol tüketimi için de geçerlidir.
  • Depresyon, anksiyete, sinirlilik ve bağımlılık yapıcı davranış gibi psikolojik rahatsızlıkları tedavi ettiriniz.
  • Her gün yeni bir şeyler öğrenin: okuyun, müzik, sanat, toplumdaki yeni gelişmelere açık olun. Yabancı kültürler ve dillerle ilgilenin.
  • Hayatınızda, insanlarla (burada çocuklar çok önemlidir), hayvanlarla, doğayla ve maneviyatla uğraşarak kazandığınız sevgi ve sevinci sağlayın. Sevgi ve sevinci paylaşınız. Paylaşılan sevgi ve sevinç çoğalır.
  • Yardım almak. Her şeyi kendi başınıza yapma isteme direncinden vazgeçiniz.
  • Yenilikleri kabul edin – kendinizde, çevrenizdeki insanlar ve bir bütün olarak toplum ve kültürde.
  • Beyninize güçlü bir hafıza için ihtiyaç duyduğu molekülleri sağlayın. Bunlar arasında asetilkolin, GABA, serotonin, noradrenalin, adrenalin, dopamin, hormonlar ve vitaminler bulunur.
  • Stresi azaltınız ve stresle nasıl daha iyi baş edilebilir öğreniniz.
  • Rahatlama ve gevşeme egzersizleri öğreniniz ve düzenli yapınız. Meditasyon yapılmalı.
  • İyi bir uykuya sahip olunuz.
  • Toksinlerden (zehirlerden) uzak durunuz.
  • Sağlıklı besleniniz.

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x