Dedem Hacı Yezid

Dedeme, ne zaman dede  demeye başladığımı hatırlamıyorum.  Hiçbir çocuk  hatırlamaz. Bu durum çocukluk aklının, aile içinde düşünmeden soyutlandırılmasının  başlangıcı olup çocukken, aklın; büyükler  tarafından yönetilmesinin ilk belirtileridir. Çocukken bize sevmemiz gerekenler sunuldu. Biz sevdik. Saygı duymamız gerekenler  gösterildi, biz saygı duyduk. Hemen hemen bütün çocuklar sever dedelerini. Ben de çocukken severdim dedemi. Ama neden sevdiğimi bilmezdim. Sıcak bir aile ortamının, şefkatin vermiş olduğu bir bağdı bu sevgi.  Sevgiye ve şefkate muhtaçtım; ömür boyu hepimizin muhtaç olduğu sevgiye ve şefkate!..

Dedem de bu şefkatin bir parçasıydı. Dedemle ilk muhabbetim, camiye gitmekle başlamıştı. Dedemin beni insan yerine koyması, bu adımı atmakla başlamıştı. Dedem’le camide en ön sırada yer alırdık. Dedemin, camide Allah’a yakın olmak için ön sırada yer almak istemesi; bilinçaltında beslediği ‘’ en büyük benim’’ inancıydı. Şüphesiz dedem için, Allah da büyüktü. Ön sıralarda yer alan dedem, toplum içinde sayılmayı ve emretmeyi seven bir karaktere sahipti. Allah da sayılmayı ve emretmeyi sever. İkimizin de başında ‘’beyaz takke’’ olurdu. Temiz ve nurlu bir insan olmanın simgesiymiş takke. Dedemin temiz bir insan olduğuna kanıtım; kendi menfaati için, kendisine güzel görünmeyen,  başkalarına güzel görünen her şeyi çirkin olarak görmesiydi. Onun doğruları herkes için doğru olarak kabullenilmeliydi. Dedem haklıydı, çünkü inancı bunu emrediyordu.

Camide, karşımızda hoca vaazlar veriyor, kendinden geçiyordu. Dedem ‘’Hacı Yezid’’ de kendinden geçiyordu. Dedem ve Cami imamı dışarıda acı çeken, zulüm gören ve ezilen insanları düşündüklerinde bu kadar kendilerinden geçemezlerdi. Hiçbir zaman da bunun için kendilerinden geçmediler. Çünkü dedem ‘’Hacı Yezid’’ ve hocası sadece Allah’ı düşünüyorlardı. Her şeyi yapan Allah’tı. Sadece o tüm acıları mutluluğa kavuşturabilirdi. Şimdi daha iyi anlıyorum dedem ‘’Hacı Yezid’’in  ezilen insanları ve toplumsal sorunları  neden düşünme gereği duymadığını. Çünkü onun Allah’ı  sorunların düzelmesini ne zaman isterse; problemler ancak o zaman çözülebilirdi. Zaten düşünen var. Yapan var, eden var. Teslim olmuş bilinçlerin, bu şekilde varlıklarının nasıl bir ispatı olabilirdi ki? Mevlana’da, dergahında otururken;  derisi yüzülen ‘’Seyyid  Nesimi ’’ olmamış mıydı?

Ben Yezid’in torunu olarak büyüdüm. Horlanmadım, katledilmedim. Horlanan, katledilen; ‘’Pir Sultan’’ torunları oldu.

Dedem bana her zaman doğru bir insan olmamı öğütlerdi. Kendisinin doğruluğundan her zaman bu yüzden şüphelendim. Hacı Yezid dedem, elindeki varlığı, zekât ile sadaka ile paylaşacak kadar insan olduğunu sanıyordu. Namaz kılıp, dua ederken sadece ‘’Sünni  Müslüman’’ halkı için dua ederdi. Başka mezhep ten olanlara  ve gayri müslimlere dua edilmezmiş derdi. Dedem “Hacı Yezid,” Ramazan ayında saatlerce aç ve susuz kalarak oruç tutardı. Fitresini öderdi. İftar zamanı dedem Yezid’in sofrasında yalnızca “kuş sütü” eksik olurdu. Dedem ‘’Hacı Yezid’’ için; aylarca, yıllarca aç kalan insanlar, Allah tarafında imtihan ediliyorlardı. Dedem Yezid, bu imtihandan muaf bir şekilde şükür duasını edip, iftarını açardı.

Dedem ‘’Hacı Yezid’’in, tarlaları vardı. “icar usulü’’ ile ekinler ekerdi. Ekinlerini ektirdiği insanlara emeklerinin karşılığı olarak, ‘sadaka oranıyla’ ücret verir, kendisi  paranın çoğunu ‘’beyaz takke’’sinin altında saklardı. Demiştim ya!.. beyaz takke, temiz ve nurlu bir insan olmanın simgesiymiş … Allah, dedem ‘’Hacı Yezid’’e  rızkını bol ihsan etmişti. ‘’ Allah değil midir ki?  Dilediğine nimetleri sınırsızca veren; dilemediğine vermeyen.’’ O (Allah), dilediğine rızkı çok az verdiyse bunda, alın teriyle köle gibi çalışmanın hikmeti varmış. Bunun için, dedem ‘’Hacı Yezid’’ hikmeti, paraları saymada bilir ve şükür ederdi.

İnsanlar vuruluyor. Savaşlar oluyor. Yardıma muhtaç insanlar var ve hep olacak . Dedem ‘’Hacı Yezid’’ tüm bunlar olmuş ve oluşurken; “hiç ölmeyecekmiş gibi;  bu dünya için ve yarın ölecekmiş gibi, ahiret için çalışıyordu. Yalnız, ebedi alem için çalışırken, geçici dünyayı kaybetmekten de hep korkardı dedem. Bunun içindi Allah’a tüm yakarışları ama o daha bunu kabullenemiyordu. Padişahlar  ve Peygamberlerde aynı korkunun iktidar aşkına savaşçısıydılar. Elazığ’da, Dersim’de, Malatya’da, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’da insanlar katledildi. Dedem “Hacı Yezid,” tanrısından yana sırtı sağlam; huzur içinde yaşıyordu. Ne de olsa ‘’Kal’u Bela’’ da ilahıyla sözleşmişti. Beş vakit namaz kılarken kıblesini bir gün olsun insana yöneltmedi dedem. Her şeyi yaratan, var eden insanı, kendisi gibi şeytan’a kanmış  sanıyordu. Bunun için dedem Yezid, aşağılanmışlık duygusundan, hiç kurtulamadı. Bu yüzden kendisinden ve herkesten nefret ediyordu. Beni severken bile dedem  “HacıYezid,” bir çocuk yüreğine sahip olamadı.

Gün geldi. Dedem “Yezid”in hacı olma vakti yaklaştı.’’ Azrail baba’’  yavaş yavaş yaklaşıyordu dedem Yezid’e. Dedem Yezid, yıllarca biriktirdiği günahlarından arınacaktı. “Hacı Yezid” olmakla tertemiz, masum bir insan olacaktı. İhram’a girip tüm insanlarla eşit olacaktı. Oysa, ömrü boyunca kendi iradesiyle, tüm insanlarla kendi iradesiyle eşit olmayı becerememişti. Yıllarca tefecilerle, bezirgânlarla dost olan dedem, bir aylığına bu dostluklar adına tövbeler dileyecekti.

Dedem  “Hacı Yezid,”  insan olmak yolunda ilerlerken sana çok şey borçluyum. Senin bu haline bakarak, insan olmayı öğrendim. Sen insanlığını kaybetmişken, ben insan olmak için seni tanımanın yeterli olduğunu anladım.

Ben “Hacı Yezid” dedemin torunuyum. Beni affet ey nsanlık! Beni affedin; Ermeni, Alevi, Çerkez, Keldani ve evrensel insanlık ailesi. Beni affedin ezilen, katledilen, yakılan, insanlarım.

Heybet Akdoğan

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x