İbrahim Esen- İsviçre’de sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya olan üç çocuk annesi F.Ç., yaşadığı şiddeti, hukuk mücadelesini ve hayatta kalma çabasını anlattı. 27’sine kadar kararın değişmemesi halinde iki çocuğuyla birlikte Türkiye’ye geri gönderilecek olan F.Ç., “Bu sadece bir iltica dosyası değil, bir yaşam meselesi” diyor.
“Yıllarca sistematik şiddet gördüm”
F.Ç., Bingöl kökenli, İstanbul doğumlu bir Kürt kadını. Uzun yıllar evli kaldığı erkek tarafından sistematik şiddete maruz kaldığını belirtiyor:
“Fiziksel, psikolojik ve sözlü şiddet hayatımın parçası haline gelmişti. Tehditler hiç bitmedi. Ailemin içinde bulunduğu geleneksel yapı nedeniyle uzun süre sessiz kalmak zorunda bırakıldım.”
Tüm baskılara rağmen boşanma kararı aldığını ve resmi makamlara başvurduğunu söyleyen F.Ç., sürecin kendisi için daha da tehlikeli hale geldiğini ifade ediyor:
“Uzaklaştırma kararı alındı ama hiçbir zaman gerçekten uygulanmadı. Defalarca şikâyet ettim, başvurdum. Ama koruma mekanizması kâğıt üzerinde kaldı.”
“Tehditler hiç durmadı”
F.Ç.’ye göre sorun yalnızca bireysel değil, sistematik:
“Türkiye’de kadınlara yönelik şiddet münferit değil. Her gün yeni bir kadın cinayeti haberi duyuyoruz. Failler ya cezasız kalıyor ya da indirim alıyor. Bu, bizim yaşam hakkımızı doğrudan tehdit ediyor.”
Kendi durumunun da bu tablonun bir parçası olduğunu vurgulayan F.Ç., “Benim yaşadıklarım istisna değil. Bu ülkede binlerce kadın aynı korkuyla yaşıyor” diyor.
Can güvenliğinden endişe ederek ülkeyi terk ettiğini anlatan F.Ç., bu kararın en ağır bedelinin bir çocuğunu geride bırakmak olduğunu söylüyor:
“İki çocuğumu yanıma alabildim. Ama bir çocuğumu bırakmak zorunda kaldım. Bu, bir annenin yaşayabileceği en ağır acılardan biri.”
İsviçre’ye geldikten sonra uluslararası koruma başvurusunda bulunduğunu belirten F.Ç., sürecin beklediği gibi ilerlemediğini dile getiriyor:
“Tüm belgelerimi sundum. Tehditleri, şiddeti, her şeyi anlattım. Ama başvurum reddedildi. Türkiye’nin ‘güvenli ülke’ olduğu söylendi.”
“Geri gönderilmek benim için ölüm riski”
Şu an en büyük korkusunun sınır dışı edilmek olduğunu söyleyen F.Ç., durumunu şöyle özetliyor:
“27’sine kadar bir değişiklik olmazsa deport edileceğim. Türkiye’ye geri dönmek benim için doğrudan hayati risk demek. Beni koruyacak bir sistemin olduğuna inanmıyorum.”
“Bu bir insan hakkı meselesi”
F.Ç.’nin talebi net: yaşamak ve çocuklarını güvende büyütmek.
“Ben sadece yaşamak istiyorum. Çocuklarımın şiddetten uzak bir ortamda büyümesini istiyorum. Bu, en temel insan hakkı.”
Uluslararası kurumlara, kadın örgütlerine ve yetkililere çağrıda bulunan F.Ç., dosyasının yeniden değerlendirilmesini istiyor:
“Yaşam hakkım ve çocuklarımın üstün yararı gözetilmeli. Sesimin duyulmasına ihtiyacım var. Bu sadece benim hikâyem değil.”
F.Ç.’nin sözleri, bireysel bir dramın ötesinde, daha büyük bir soruna işaret ediyor.
“Görünür olmak istiyorum. Çünkü görünmez olmak, yok sayılmak demek. Ve yok sayılmak, ölmek demek olabilir.”
Bu çağrı, yalnızca bir annenin değil, hayatta kalmaya çalışan bir kadının sesi: “Ben buradayım. Ve yaşamak istiyorum.”

“Tehditler hiç durmadı”
“Geri gönderilmek benim için ölüm riski”










