Albümün alt başlığı; “Selahattin Giz’in İstanbul’u ya da İstanbul’un çoktan unutulmuş “giz”leri… Bir merak doğuyor kuşkusuz, neymiş bu kadim şehrin “giz”leri. Kaldı mı? Muhakkak ki, her taşı yekpare Acem mülküne feda bu şehrin bilinmeyen, bulunmayan ya da bilinse ve bulunsa da unutulmuş yüzlerce, binlerce giz(em)i var.
Selahattin Giz koleksiyonundan 1925-1955 yılları fotoğraflarının yer aldığı albümde, bilinenin ötesinde, artık bulunması mümkün olmayan estetik, güzellik, yalınlık ve hepimizin aradığı sakinlik var. Usta Fotoğrafçının, zamanın koşullarında bin bir zorlukta çektiği fotoğrafların gerçeklerini anımsayanlar belki de bir elin parmakları sayısı kadar. Her şey, ama her şey değişmiş. Albümün adından el alırsak, “Mevsimlerle İstanbul” kendi içinde değişimi barındırıyor zaten. Aynı fotoğraf değil, aynı açı değil ama değişen mevsimlerle, ışıkla, duyguyla bambaşka anlamlılık taşıyor.
Ne çok şey yitirmişiz…
Selahattin Giz ve diğer fotoğrafçılar bir(er) belge bırakmışlar geleceğe… Böyle miydi, diye şaşırıyorsunuz, ister istemez. Gerçi, yıllar önce, bir televizyon programı için, “Tepebaşı Tiyatrosu neredeydi” diye sormuştum, çok yeni yıkılmış ve Tarlabaşı Bulvarı geçmişti, ama hatırla(ya)mayan, yanlış yer işaret eden o kadar çok insan olmuştu ki! Şimdilerde, özellikle “kentsel dönüşüm” adı altında, geniş ve bahçeli yapılar yerlerini gökyüzüne bir mızrak gibi uzanan beton kulelere bırakıyor ve hepimiz, “hafıza-i beşer nisyan ile malüldür” o bahçeleri, o yapıları unuttuk. Sığındığımız da yukarıdaki özsöz. Plaj unutulmuş bir şey İstanbul’da. Bütün kıyılarında plaj varmış, niye şaşırıyorsunuz ki. Değişmiş ya da bozmuşuz işte. Uçurtma uçuran çocuk fotoğrafları çekmiş Selahattin Giz, ama bırakın uçurtma uçurmayı, boş alan bırakılmadı…
200 kadar fotoğrafın her bakışta bize yaşattığı duygu farklı. Bir an, ne kadar yalın diyorum, sonra zorlukları geliyor aklıma… Diğer taraftan sakin mi sakin bir büyük şehir, hani megapol dediğimiz… Keşke koruyabilseydik. Boğaz’a karşı, belki de “yaza merhaba” diyerek dans edenler var birinde… Öyle bir alan kalmamış, bu fotoğraf için boydan boya geçtim de oradan biliyorum. Karşı kıyı gözüküyor, yemyeşil. Sonra Kâğıthane’de gezinti görseli, ne kadar çok kayık var. Suyun rengi bile farklı artık, yüzülmesi bir tarafa, kırklansanız temizlenemezsiniz, elinize değse. Fenerbahçe Burnu nasıl da boş, Fener’in çevresinde ağaçlar -hâlâ var-. Yol değişmemiş, aynı kıvrımla aynı darlıkta ama artık görünemez, günümüz fotoğrafçıları ya da belgeselcileri aynı açıdan benzer bir fotoğraf çekmeye kalkışsalar, Fenerbahçe olduğunu kanıtlamaları için noter onayı almaları işten bile değil. “Abbasağa Parkı binalar arasında sıkışıp kalmış”, sahi hiç gittiniz mi? Mahalle grupları, platformlar bir ara (galiba daha mı serbestti her şey o zaman, şimdi üç kişi bir araya gelince yüz polis engel oluyor) toplantılar, etkinlikler düzenliyordu…
Değişmeyen tek şey değişimdir!
Doğal olarak her şey değişecektir, zorunlu olarak. Ancak planlanması, önceliklerin önemini göz ardı ederseniz, değişim istediğiniz bir şey olmaz kuşkusuz. Bugün, yeni yapılan bir site için okul yolu da olan işlek bir sokakta, sırf müteahhit kazansın diye kaldırım yok edildi. İtirazlarla bir karış kadar, o da yola tecavüz edilerek kaldırım yapılabildi, yine de iki kişi karşılaşsa birinin yola inmesi şart. Niye böyle oluyor? Sormak gerek… Lafa geldiğinde, hepimizin dilinde: “Başka İstanbul yok!” Ama İstanbul bitti.
Albümün metnini Uğur Kökden yazmış. “Kuşkusuz tanıdık sokaklar, bildik bir deniz, bugün artık tanınamayacak ünlü alanlar, ıssız rayları ve vefalı yolcularıyla yaşlı tramvaylar, görkemli eski camiler, sahil kahveleri, vapurlar, kayıklar, güvercinler, martılar…” ile İstanbul’u betimliyor ya da fotoğrafları… Sonra da geçmişin hiçbir zaman ölmediğini, dahası geçmişin hiçbir zaman ‘geçmiş’ bile olmadığını yazıyor, referanslarla… Asıl konuya ilkbaharla giriyor: Mevsimler. Öyle ya, “Mevsimlerle İstanbul”dayız. Her mevsimi kendince ama tabii fotoğraflardan el alarak anlatıyor. Gökyüzünün renginden sokağın renkliliğine kadar mevsimle yaşanan değişimi tam bir edebi dille aktarıyor. Sadece o mu, sultanlardan edebiyatçılara, sisli ama romantik havalardan müzelere soğuğu, sıcağıyla, yağmuru karıyla en değişken olarak dillendirilen İstanbul’un havasını anlatıyor.
Mevsimlerle İstanbul
Metin: Uğur Kökden Selahattin Giz Koleksiyonundan 1925-1955 İstanbul Fotoğrafları
Yapı Kredi yayınları, Aralık, 2025, 168 s.







