Taş devrinde insanların barınması için mağaralar yetiyordu. Zamanla insanlar çoğalınca kovuklar yetersiz kaldı ve o zamanın imkânlarıyla barınaklar yapıldı. Böylelikle gündüz içeriyi aydınlatmak için duvarda pencere yerine delikler açıldı.
Bronz Çağında kesici ve delici aletlerin bulunmasıyla Mısırlılar ağaçtan pencereye benzer yapı elemanları ürettiler. MÖ 4000’lerde de Persepolis’teki evlerde pencereye benzeyen açıklıklar vardı. Kasa ve kanatlı pencereler Miyon medeniyetinde Girit’teki saraylarda yapılmaya başlandı. Pencerelere cam, milattan yüz yıl sonra Romalılar tarafından takılabildi.
***
Her kültürde pencere ve perde üzerine farklı uygulamalara, yaklaşımlara rastlamak mümkün. Hollanda’da pek çok evin pencerelerinde perde görülmüyor. Bildiğimiz üzere bu ülkede; kürtaj, uyuşturucu kullanımı, ötanazi, eşcinsel evlilik ve fuhuş gibi konular temel insan hakları çerçevesinde görülüp, bu yönde muameleye tabi oluyorlar.
Red Light District’in pencerelerinde izleyenlerin gözleri önünde oturan seks işçileri bir nevi göz ziyafeti sunuyorlar ama Hollanda’nın o muhitinde ortalık elli altıya gitmiyor. Ha, orada nahoş hadiseler olmuyor diye de aynı manzarayı bir üçüncü dünya ülkesinde tesis etmeye yeltenmez aklı başında kimse tabii ki!
Bu mevzuyu Hollanda’ya gitmemiş olsak da duyup okumuşuzdur. Hollanda’ya ilişkin bazılarını şaşırtan bir durum ise insanların evlerinde perdesiz oturmalarıdır. Bizde yüksek katlarda bile perdelerin sıkı sıkıya kapatılması adettendir. Zira hatırlayalım, bizde şöyle bir âlimane söz vardır kimilerinin kullandığı: Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Bu ya satılıktır ya kiralık…
Hollandalıların bu perde sevmezliğinin tarihsel bir arka planı var. Tarihsel olarak, tepedeki din adamları mali kazancın avantajlarından yararlandı. Bu işler elbette ki kapalı kapılar ve perdeler arkasındaydı. Hollanda’da içine Kalvinist düşünce işlemiş zihniyettekiler, saklayacak hiçbir şeyi olmayan ve buna bağlı olarak perdeleri açan, açık kapı politikasına odaklandı ve yüz yıllar boyu süren bu alışkanlık bugünlere dek süregeldi ülkede.
***
Bu pencere mevzuunun tipik bir örneği de Osmanlı’da padişahın Divan-ı Hümayun toplantılarını izlediği Kasr-i Adi denilen kafesli pencere isimli yerdir.
Bizde de taşranın despotik muhafazakâr ailelerinin büyüklerinin baş ikâzlarından biridir genç kızların pencere önüne yaklaşmamaları. Öyle ya musikimizde Zeki Müren’in söylediği:
Açık bırak pencereni
Örtme perdeyi bu gece,
Akıllarına şeytani şeyler getiriyor olmalı cin fikirlilerin!
Dahası bu şarkı yetmezmiş gibi bir de,
Bir taş attım pencereye “tık” dedi
Anası çıktı “kızım evde yok” dedi, vay vay
“İnanmazsan gel yukarı bak,” dedi.
Türkünün üçüncü mısrası pek inandırıcı gelmedi ya neyse, türkü işte!
Bizde bazı türküler tehlikeli olmuyor değil! Bir Trakya türküsünde:
Pencereden kar geliyor
Arkama baktım yar geliyor.
Sanat diye diye fitili ateşlemek derdinde midir sanat camiası! Öyle ya Barış Manço da söylemedi mi?
Lambaya püf de hoh deme püf de
Perdeyi ört kız çekme de ört kız.
Şimdi insanoğlunun kültüründe bu tür tehlikeli türküler, uygulamalar varken beyinlerindeki örümceklerle mutlu mesut yaşayanlar tedirgin olmasın da kim olsun?
***
İşte, yukarıda kısa kısa pencereler ve onunla bağlantılı olan perdelerin tehlikelerini gören Afganistan’daki “Taliban Yönetimi, sözcüsü Zabihullah Mücahid aracılığıyla, konutlarda Afgan kadınlarının kullandığı alanlara bakan pencerelerin yapılmasını yasakladı ve var olanların da kapatılmasını emretti.
Yeni binalarda, Talibanın emriyle, “avluyu, mutfağı, komşunun kuyusunu ve genellikle kadınlar tarafından kullanılan diğer yerleri” görmenin mümkün olduğu pencereler bulunmayacak.
Hükümet sözcüsü Mücahid tarafından sosyal medya platformu X’te yayımlanan kararnameye göre “Kadınları mutfakta, avluda çalışırken ya da kuyudan su alırken görmek müstehcen eylemlere yol açabilir.”
Kararnamede, bahsedilen türde pencerelerin bulunması halinde mal sahiplerinin “komşuların rahatsız olmasını önlemek için” bir duvar inşa etmeye veya görüşü engellemeye zorlanacağı kaydedildi.” *
Taliban, kafasındaki duvarları kadınların pencerelerine örüyor. Bu yönetim için adeta kadınlar birer atom bombası maazallah!
Bu nasıl bir dini anlayış ve uygulayış? İnandıkları dine göre de Allah’ın yarattığı, kulu kadına siz nasıl böyle davranabilirsiniz?
Hayvanlar aleminde bile böyle bir uygulama olduğunu sanmıyorum dişi cinse karşı. İnandıkları dinde de bir canlının taşıyacağı yükten fazlasını yüklemek dahi günahken, kadınlara din gereği böyle bir eziyet, zulüm delilikten öte bir şey değil.
Taliban’ın bu ve benzer uygulamaları Çağımızın Tedirgin İnsanı kitabında psikiyatr yazar Karen Horney tarafından kolektif akıl hastalığı olarak niteleniyor.
ABD’nin zamanında kendi kurup, sonra çatıştığı ve sonunda onlara teslim ettiği Afganistan’da Taliban, kendi delilikleri yetmezmiş gibi, belli ki bu tür uygulamalarla, henüz delirmeyenleri de delirtecek.
Bu zulüm, Afganistan’a ABD’nin hediyesidir. Biliyoruz ki gericilik sermayenin doğasında vardır. Çünkü bu, emperyalizmin hegemonyasını kurmasını ve sürdürmesini kolaylaştırır. Dolayısıyla gericilik, emperyalizm tarafından halklar üzerinde uyuşturucu olarak kullanılır.
Taliban’a ülke yönetiminin devredilmesi gericiliğin kitleselleştirilmesidir. Taliban, emperyalizmin ürünüdür. Afganistan’da yaratılan kolektif akıl hastalığının patronu ABD’dir. Taliban yerel taşerondur. Bu ucube Taliban yönetimi işbaşı yaptığında kulaklara küpe olan bir cümle vardı:
Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla ters bir yanı yok.
Bu durum, yaşanılan çağdan bir kaçış girişimidir.
***
Sanatta pencere imgesi genellikle; aydınlanma, umut, özgürlük, değişim anlamlarında kullanılır. Romeo, Juliet’e; Gözler ruhun penceresidir, diye mırıldanır…
Taliban ve onun gibiler dünyanın geçiciliğini söyleyip dursalar da Yunus Emre’nin şu sözünü anlamadıklarını biliyoruz:
Dünya bir penceredir
Her gelen baktı geçti.












