Kemal Kahraman’dan dört yeni albüm müjdesi

Derya Özmen

İzmir- Zazaca müziğin yaşayan temsilcilerinden Kemal Kahraman’la, müzikal yolculuklarını ve gerçekleştirmek istedikleri projelerini konuştuk…

 

İki ayrı ülkede yaşamış ve müzik yapıyor olmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Kemal Kahraman: 90’ların başından 2014 e kadar yaklaşık 22 yıl sürekli Almanya’daydım. Türkiye’ye gelemedim. Almanya süreci benim için çok verimli oldu. Özellikle Dersim müziği ve kültürüne çalışmak, yoğunlaşmak anlamında bu boşluğa ihtiyacımız vardı. Yani buradaki sosyal ortamın dışından kendine, yaşadıklarına bakabilmek önemli bir durumdu. Bölgenin dilini, kültürünü yoğunlaşarak anlamamızda faydalı oldu. 2014 sonrası gelmek de başka türlü faydalı oldu. Çünkü her sürecin kendine göre bir doyum noktası vardır. 21–22 yıl gelmeden Almanya’da kalmam biraz gecikmiş bir dönüştü ama dediğim gibi bu sürecin ürünü olarak dersim kültür tarihine dair çok şey öğrendik. Bunları da çalışmalarımızda dinleyicilerimize yansıtmaya çalıştık.  Özellikle Çevere Hazaru, yani Dersim alevi literatürünü çalıştığımız albümüz Çevere Hazaru, Şahmaran albümümüz, Ax de Vaji albümü bu çalışmaların, bu sürecin bir ürünü olarak ortaya çıktı. Bizim içinde Dersim dilinin, kültürünün özellikle kültür tarihindeki yerini anlamak, öğrenmek anlamında derin bir süreç oldu.

 

Pandemi dönemi 1. Yılı aşıyor, çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Neleri engelledi? Nelere kapı araladı?

Doğrusu çalışmalarımızı kötü etkiledi. Sahneden uzak kalmak her ne kadar stüdyo çalışmalarına yoğunlaşarak o açığı kapatmak istesek de, sahnede müziği icra edememek insanı geriletiyor. Kısacası hem maddi, hem manevi anlamda çalışmalarımızın selameti açısından kötü etkiledi. Ancak uzun yıllar içinde birikmiş bir repertuarımız vardı; bunların kayıtlarına başlama cesareti verdi. Şimdi yaklaşık 40 şarkıdan oluşan dört albüm projesini paralel başlattık. 2 yıldır kayıtlarıyla uğraşıyoruz. Eylül ayında şarkılarımızı tek tek yayınlamaya başlayacağız.

 

Nasıl bir repertuardan oluşuyor bu 4 albüm?

Albümlerden biri bizim kendi bestelerimizden oluşuyor. Bazı Hayyam dörtlükleri yanında Metin Altıok, Turgut Uyar gibi şairlerin şiirlerinden yaptığımız bestelerimiz vardı; kimi eski kimi yeni ama önceki albümlerde yer veremediğimiz eserler… Bu şairler yanında sözlerini kendi yazdığımız eserler de var.

Albümlerden ikincisi bazı geleneksel türküler yanında önceki albümlerimizde yayınlanmış ancak bizim de bir kez daha yorumlamak istediğimiz bazı şarkılarımızın derlenmesinden oluşuyor.

Üçüncüsü Maviş Güneşer çalışması olarak yayınlanacak. Bu da özellikle Maviş Güneşer’in kendi özgün Zazaca eserlerinden oluşuyor.

Dördüncü albüm derlemeler ekseninde yıllar öncesinden önümüze koyduğumuz bir çalışma olarak Dersim aşk şarkıları ve düğün müzikleri başlıklı bir çalışma.

 

 

Araştırmacı müzisyen özelliğiniz var; sürmekte olan ve planlanan araştırma yönlü projeleriniz var mı gündeminizde?

Aslında şimdiye kadar albüm-kitapçık olarak yayınladığımız 3 çalışma oldu. Bunlar 2006 yılında yayınladığımız Çeveré Hazaru / Binler Kapısı, 2010 yılında yayınladığımız Saé Moru / Şahmaran ve 2018 yılında yayınladığımız Ax de Vaji / Ah Söyleyeyim albümleri. Çeveré Hazaru, Dersim alevi sözlü literatürünü örneklemek isteyen bir çalışmaydı; özellikle de Zazaca, Kürtçe örnekleriyle dualar, gülbengler, beyitler, semahlar. Şahmaran, sözlü versiyonlardan yazılı versiyonlara bakışın önemine işaret eden bir çalışmaydı. Çünkü Şahmaran sadece bir masal değil, kültür tarihinde çok önemli yeri olan dini bir metindir, çok köklü semboliklere dayanır. Ve diyelim Zazaca, Kürtçe gibi diller üzerinden aktarıla gelmiş sözlü versiyonlar birçok noktada zamanın gereklerine göre manipüle edilmiş yazılı versiyonlardan daha özgün kaynaklardır. Ve taşıdığı farklarla masalı gerçek temelleriyle anlamamıza imkân sunarlar. Ax de Vaji isimli albüm ise son 100 yıl dersim siyasi tarihine ağıtlar penceresinden bakma denemesidir. 1. Dünya savaşından Koçgiri Katliamı’na, 38 Dersim Katliamı’ndan Kore Savaşı’na son 100 yıllık Dersim siyasi tarihi ağıtların penceresinden bambaşka görünüyor; özellikle de resmi tarih anlatılarıyla kıyaslanınca… İşte bu 3 çalışma bizim için de bir öğrenme, anlama süreci olmuştur ve her biri en az 4–5 yıllık araştırma, soruşturma süreçlerinin ürünü olarak yayınlanmıştır. Bu üç çalışmanın da yayınlanmamış birer kitapları var. Bu yıl albüm çalışmalarına paralel bu 3 kitabı yayınlama yönlü girişimlerimiz de oldu. Şimdilik yayınevi görüşmelerimiz sürüyor ancak bu da hedeflediğimiz çalışmalar içinde diyebilirim.

 

Türkçe, Zazaki/Kırmancki, Kurdi/Kurmanci olmak üzere çok dilli bir müzik yapıyorsunuz. Ne tür olanaklar sağlıyor, müziğe nasıl bir artı değer katıyor?

Kemal Kahraman: Özel olarak müziğe nasıl bir katkısı var bilmiyorum. Ama bana sorarsanız her insanın en az 3–4 dil bilmesi bugün artık çok doğal bir şey olmalıydı. Bence insan tabiatı gereği çok dillidir. Aykırı olan tek-dillilik ve bunu çok matah bir şeymiş gibi savunabilme körlüğüdür. Keşke hepimizin çocukları ana dilleri yanında Kürtçe, Zazaca, Ermenice, Asurice, Yunanca bu toprakların kadim dillerinden birini ya da birkaçını bilerek büyüseydi. Her şey bambaşka olurdu.

 

Anadilimiz Zazaca/Kırmacki’nin şu andaki durumunu nasıl görüyorsunuz? Bu dile yönelik yeni çalışmalarınız olacak mı?

Hep söylenen bir şey vardır; bir şeyin kurtarılmasından söz ediliyorsa o şey can çekişiyordur. Bir yerde bir dil, bir inanç, bir kültür devletin meşrulaştırdığı uygulamalarla yasaklanıyorsa, boğuluyorsa orada her şeyden önce değişmesi gereken devlet zihniyetinin kendisidir. Devlet artık bu dilleri yok etmeyi bir kazanç, bir başarı olarak görmekten vaz geçecek. Hatta bunları yok etmenin insanlığı yok etmekle, bir anlamda kendini yok etmekle eş anlamlı olduğunu fark edecek… Yoksa elbette sivil kurumlara, kendi kurumlarımıza da söylenecek şeyler vardır. Fakat her şeyden önce devlet değişmelidir.

Biz her zaman çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz. Hem öyle dili kurtarmak üstenciliği ile değil, bu dilin derin hafızasına tutunarak kendimizi kurtarmak arayışıyla…

 

 

Müzikal üretimleriniz, felsefi bir zeminin üzerine oturuyor. Müzik ile fikir dünyası, felsefe arasındaki ilişkiyi, etkileşimi nasıl değerlendirirsiniz?

Mesela Alevilik yani kendi tabirleriyle Hak Yolu inancı asırlar boyunca bütün öğretisini, mana dünyasını ve sistematiğini deyişlerle, beyitlerle, dualarla, gülbenglerle aktarmıştır. Bu yüzden alevi sözlü literatürünü sadece bir halk edebiyatı konusu olarak ele almak çok büyük bir eksikliktir. Bunlar alevi öğretisinin anlaşılmasının en temel kaynaklarıdır. Yani bunlar güzel ‘söz’ün, hoş sedanın, müziğin bir birinden ayrılmaz bir uyumla var ettiği birer hakikat deklarasyonudur. Hakikat ancak güzel sözlerle ve hoş seda ile dile gelir. Biz de müziğimizde buna öykünüyoruz. Müzik bir enerjidir, bir ruhtur. Sadece manayı söylediği için değil söylediğini burada, bütün boşlukları dolduran bedenselliği ile ses olarak var ettiği için müziktir.

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x