Naim Kandemir
11.03.2024
“İnsanların kitaplarla olan anıları pek unutulmaz. Birçoğunun sırdaşı, gizli kasası olmuştur kitaplar. İçlerinde saç teli, kirpik, notlar, peçete, kurumuş çiçekler ve kuruyan gözyaşlarının kitap sayfasında yaptığı deformasyon; hepsi birer anıdır, birer hatırlatıcıdır kitap sahipleri için.”
***
Siyasal’dan 1978’den beri arkadaşım olan Melda aradı telefonla. Yıllardır biriken kitaplarını bir yere bağışlamak istiyormuş, benden yardım istedi. Son yıllarda bu tür işleri, bizim kuşağın vedaya hazırlanması diye yorumluyorum içimden.
Son birkaç yıldır biz de böyle yapar olduk. Yıllardır biriken kitaplardan sadece çok sevdiklerimizi, başucu kitaplarımızı, bir de imzalı olanları ayırıp, diğerlerini parti parti, kitap okur diye gözümüze kestirdiğimiz gençlere armağan ediyoruz. Bu tavır, gayet normal geliyor bana. Bu iş bir planlamadan ziyade, bu kitaplardan gençlerin yararlanması dürtüsüyle yaptığımız bir şey.
Kitaplardan bu şekilde ayrılış sevinçli ayrılış demek. Bazen de kederli ayrılışlar yaşanır kitaplardan. Örneğin, 1980 yılının darbeli günlerinde birçok evin banyo sobalarında binlerce kitap aileler tarafından gürül gürül yakılıp dumanı mahalleleri sarmıştı.
Biz de 1997 yılında yaşadığımız şehrin ilk kafeli kitabevini açıp da elimizde işletme sermayesi kalmayınca mecburen, yüreğimize taş basıp evdeki yaklaşık beş bin kitabı sahaf fiyatıyla mekânda on beş günde kapış kapış satmıştık. Üzüldük tabii ama o kitapları alanların mutluluğunu yüzlerinden okumamız tesellimiz olmuştu. Sonraki yıllarda yine epeyce kitabımız oldu.
İnsanların kitaplarla olan anıları pek unutulmaz. Birçoğunun sırdaşı, gizli kasası olmuştur kitaplar. İçlerinde saç teli, kirpik, notlar, peçete, kurumuş çiçekler ve kuruyan gözyaşlarının kitap sayfasında yaptığı deformasyon; hepsi birer anıdır, birer hatırlatıcıdır kitap sahipleri için.
Zaman zaman kitap okurken düşünüp de pek dile getirememişimdir; kitap okurken ki çağrışımlarımızı, düşüncelerimizi acaba zamanla yapay zeka uygulamalarıyla kayıt altına almak mümkün olabilir mi? Bu soruyu kendime sorunca bile irkiliyorum. Her şeyi deşifre olmuş, her şeyi meydanda bir insan olmak nasıldır diye endişeleniyor insan. Çok tehlikeli bir durum!
Her ne kadar lisede fen kolunda okuduysam da bu tür düşüncelerime bilimi alet etmeyeyim diye frenlerim kendimi bu tür hayallere dalınca.
Cesaretimi toplayıp elektrik-elektronik alanında Avustralya’da doçentlik eden bir genç arkadaşıma sordum bu kitap okurken ki düşüncelerimize, çağrışımlarımıza yapay zeka uygulamalarıyla el atmaları tehlikesi var mı diye. Genç arkadaşım yanıtlayınca, yine irkildim! Kısaca dediği şu:
Şu anda birkaç yöntem var bunun için. EEG çekip beyin dalgaları okunuyor. Emotiv diye bir firma yapıyor bunu ve düşünerek oyun oynayabiliyorsunuz. Bütün düşünceleri okuyacak kadar çok hassas değil henüz. Beyne takılan bir çip, hareket ve temel komutları okuyabiliyor. Bir de stentrode var ve stent şeklinde beyin damarına yerleştiriliyor. On yıl içinde bu alanda çok ilerleme olabilir…
Bunları duyunca genç arkadaşımdan içim karardı. İnsanın alışkanlıklarının değişmesi çok zor. Neyse, on yıl yine ağız tadıyla kitaplarımızı okuyalım en iyisi bolca.
***
İnsanın kitaplarla anıları çok oluyor. 1993’te, Turgut Özal’ın öldüğü gündü ve biz Mersin’deki Balıkçı Yaşar’daydık. Televizyondan Özal’ın vefat haberini aldık, ama bu sırada bıyıklı biri dikkatlice ve uzunca bizim masaya bakıyor. Tahammül sınırım bitince el hareketimle ne bakıyorsun? çektim. Masasından kalkıp yanımıza geldi ve:
-Siz SBF’de kolunun altında hep kalın kitaplarla dolaşan çocuk musunuz? deyince, ayağa kalktım ve tokalaşıp sohbet ettik. Halk arasında yiğit namıyla anılır derler ya, bizim öyle bir yiğitliğimiz yok ama iyi ki kitaplarla güzel bir ilişkimiz olmuş.
***
Geçen yıl o taraflara yolum düşünce arkadaşımı ziyarete gittim. Otuz yıla yaklaşıyor arkadaşlığımız, dostluğumuz. Emekli ve epeydir tek yaşıyor. Onun da kitaplarla arası iyi gençliğinden beri. Sohbette söz dönüp dolaşıp kitaplara, kütüphanelere geldi. Konuşmamın tam ortasında, bekleyemedi ve sözümü kesip konuşmaya başladı arkadaşım:
-Bak kardeş, uzatmadan söyleyeyim sana. Pandemi, covid derken zamansız vedalar şaha kalktı. Aklında olsun, vedalaşmadan gidersem, o işler için bir miktar dolar koydum bir kitabın arasına, sen halledersin!
Yutkundum, gözlerim doldu, bir süre öylece sustum. O kadar yoldan ben şimdi bunu duymaya mı gelmiştim? Bir kitap dediği de binlerce kitabın içinde bir kitap, ara ki bulasın! Ninelerimiz, kefen paralarını eskiden sandıklarında saklarlardı. Okumuş kesim için bu iş de kitaplara havale edilmiş! Bu ve bunun gibi haller bizim kuşakta da gidişlerin yaklaştığını idrak edip vedaya hazırlık işlemleri…
***
Bu hazırlık meselesi beni yine geçmişe götürdü. Bir Cuma günü Bozcaada’ya gittim, çocukluk arkadaşımı ve babasını göreceğim. Parkın içindeki kahvede ağaçların altında sohbet ediyoruz. Hasan Amcanın elinde yine kırk yıllık arkadaşı Cumhuriyet gazetesi var. Memleketin güncel hallerini Hasan Amca anılarıyla, tecrübeleriyle harmanlayıp yorumluyor. Oğluyla ben de mutlulukla dinliyoruz kendisini. Sohbetin ortasında tepemizdeki hoparlörden tüm azametiyle ezan sesi öyle bir gürledi ki şaşırdık ve sohbet de oracıkta bitti. Çünkü Hasan Amca gazetesini, şapkasını kapıp masadan fırlayıp gitti. Ben, şaşkın bir yüzle oğluna bakıp:
-N’oldu şimdi? diyebildim. Yanıt kısaydı:
-Hazırlık yapıyor bizimki! derken, eliyle öteki tarafı işaret ediyordu!
Herkesin hazırlık yöntemi farklı oluyor demek ki. Bizim kuşağın hazırlık seansları da kitaplarla oluyor. Ben yine de uyarayım: Kitaplarını gençlere vermeyip, son ana dek kütüphanelerinde saklayanlara uzatma verilmiyor; bunu bilelim, kimse şike yapmaya yeltenmesin!







