Salı, Nisan 21, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Yazarlar

Muhteşem İkili: Aşk ve Sanat

Mendine Dinçer by Mendine Dinçer
10/04/2022
in Manşet Yazarlar, Yazarlar
A A
0
Muhteşem İkili: Aşk ve Sanat
0
SHARES
7
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

 

Aşk ve sanat o kadar iç içe ve o kadar paraleldir ki yollarının sonu asla bilinmez. Dolayısı ile bu hafta bilinmeze yolculuk var. Biletleri alın çünkü heyecanlı bir yolculuk başlıyor. İnsanın kendi gerçek yolculuğu ile biçilen rollerin arasındaki savaşın bilinmezliğinin yolculuğu… Bu yolculuk esnasında kendimizi ve hayata dair sorgulayacağımız birçok şey olduğunu görme fırsatı bulacağız.

İnsan doğduğunda, üzerinde toplumların hiçbir öğreti giysisi yoktur. Ama büyüdükçe zaman içerisinde toplum giydirmeye başlar. Artık şanslı iseniz, size uygun bir elbise giydirecek bir toplumda doğmuşsunuzdur ama şansınız yoksa savaşınız hep devam edecektir. Toplumla. En çok da belki kendinizle savaşacaksınızdır.  Tabi ki aslında insan doğduğunda bir cevherdir. Ama toplumların öğretileri ile maalesef kendi dışında farklı giysilerle giydirilmiş, belki de tek şansı olan hayatını en çok da kişiliğini kurtarma mücadelesi ile geçirecektir. Ne acı!

Çünkü insanoğlunun farkında olmadan toplumların kurallarına ve onlara önceden biçilen rollere esir olduğunu söylemek isterim. ,maalesef bireyleri toplumların öğretileri ile giydirilmiş. kendi özünden uzak istenilen şekle sokulmuş hatta çoğu birbirinin benzeri bireyler olarak karşımıza çıkar. Daha doğrusu yönetenlerin, toplumun ruhunu elinde tutanlar, her birimizi esir almaya çalışır; daha büyük bir tehlike var ki o da insanın kendisine esir olması. Toplum bizi doğduğumuz andan itibaren biçimlendirmeye çalışır, nasıl bireyler olmalıyız buna dair bize bilgiler verir. Eğitim, öğretim, kültür ve gelenek bizi bu önceden hazırlanmış kimlikleri kabul etmeye hazırlar. Ancak bu öğretilenler her zaman bize uymadığı için bu sefer kendimizle ters düşmeye başlarız. Hatta çıkmaza gireriz.

Örneğin; bize zaaflarımızın olmaması gerektiği öğretilir. Zaafların ayıp olduğu anlatılır. Biz hep duygularımızdan korkan ve onları ifade etmekten çekinen bireyler olarak hayatımızı sürdürmeye çalışırız. Hatta bu duruma isyan eden bireyler genelde yalnızlaştırılır.

Aşk da böyle bir zaaf saklanması gereken… Toplum böyle öğretiyor. Biraz da o yüzden aşk, sadece sevgiliyle değil, aynı zamanda âşık kişinin kendisiyle olan ilişkisi olarak da ortaya çıkıyor; çünkü âşık insan, toplumların zaaf olarak gördüğü aşkını, bastırılması, hâkim olunması, gizlenmesi, hatta yok edilmesi gereken bir tehlike olarak görüyor.

OYSA İnsanın doğası duygu ile yüklü yani sevmeyi dokunmayı arzu eder. Öyle beslenir. Tıpkı bir çiçek gibi, bir çiçek nasıl güneş ve suya ihtiyaç duyarsa ve bu ihtiyacı giderildiğinde serilip serpilip bize rengarenk gülümserse insan da aynı öyledir.

 İnsanın doğasında sevda var, aşk var, türkü var, şiir var tiyatro var yani güzel olan her şey var. Kısa süre önce bilimsel bir yazı okumuştum. O kadar ilginç ki sizinle paylaşmak istiyorum. İki bebek beyni deneysel bir sürece tabi tutulmuş ve beyin dalgalarıyla bu sevilen ve sevilmeyen iki bebeğin beyni karşılaştırılıyor. Sevgi ile büyütülen beynin çapının daha büyük olduğu gözlemleniyor.  Sevgisiz kalan beynin ise zamanla küçüldüğü gözlemleniyor.

Hatta son zamanlarda büyük bir holdingin çalışanlarına sevişme zamanı verdiğini okudum. Sevişmek bağışıklığı güçlendirdiği için. Ama bazı toplumlarda sadece sevdi diye öldürülen genç kızlarımız vardır. NE ACI!

Elbette ki aşk sadece sevgiliye duyulan aşk değil, sanata, bilime, çocuklara, çevreye hatta topluma duyulan aşk. Hatta bu uğurda hayatını bile ortaya koyan insanlar vardır tarih sayfalarında. Kısa süre önce hayatını yazdığım Roza Lüksemburg ,toplumun değişimine kendini adamış sosyalist bir kadın örneğinde olduğu gibi.                   

Aşk isyankardır. Sanat da isyankardır. Çünkü ikisinde de tutku vardır. İkisinde de özgür ruh vardı. İkisinde de mücadele vardır. Hep yeniyi arama ve heyecan vardır. Hep iyi arama vardır. Hep sevgi vardır. Değişim vardır. Değiştirmek ikisinin özünde vardır.

Evet acaba aşk ve sanat neden bu kadar birbirine benzer? Tekrar soralım. Ve neden acaba böylesine gerekli? Çünkü  ‘Aşk ve Sanat’. Her ikisi de ‘Yaşam ve Varoluş’ kadar yakın birbirine. Cocteau, sanatın gerekliliğini burjuva dünyasının beslenmesi şeklinde düşünürken, yalın sözcükleriyle Atilla İlhan aşkı tüm insanlar için sonsuzlukla eşleştiriyor.

“Bir yerlere yıldırım düşüyorum

Ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan…

Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş

Belki tedirgin gülümser

Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili”

 Jacques Prevert, erişilemeyecek bir sevgiliyi özenli bir ressam kaleminden çıkan kapısı açık bir kuş kafesinde özgürce uçabilen fakat orayı yuvası bilmiş bir kuş olarak tanımlıyor ‘Pour faire le portrait d’un oiseau’ adlı şiirinde.

Aşkın sınır tanımayan bir yaşam sanatı olduğu fikri onu sanat yapıtına dönüştürebilenlerin başarısı aslında.

”Aşk” sanatın her alanında edebiyatta, müzikte, resimde, heykelde ve hayatın her noktasında karşımıza çıkan en yoğun duygu…

‘’Sanat’’ yine en yoğun duygularla herhangi bir şeyi mesela  şiir olabilir, heykel olabilir, bale olabilir öyle bir yaratıcılıkla  ve mesajla gelir ki karşımıza, kendimizi fark ederiz kendimizi buluruz ve o zaman sorgularız toplumun kurallarını… Yine istenmeyen kişiler olarak!

Başkaldıran tehlike arz eder!

Sebahattin Ali’nin dediği gibi ‘ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.’

‘Sanat’ etkilere açık, değişken, onu üreten sanatçının evrensel değerlerinden etkilenen özgür bir irade olmalıdır. Sanat sınırsız bir yaratma eyleminin sonucudur ve tamamen bağımsız bir yapısı vardır.

Belki de ‘Aşk’ı tanımlamak, ancak sanatı tanımlayan bu sözcükleri kullanmak ile olanaklı, ne dersiniz?

 

Tags: AşkJacques Prevertsanat
Previous Post

“Çerkesler ve Jineps” Yaşar Güven’in Katılımıyla

Next Post

Çip krizi ile üretimde gerileme

Mendine Dinçer

Mendine Dinçer

Medine DİNÇER, Malatya Hekimhan ilçesi Sögüt Köyünde doğdu. Ege Üniversitesi İngilizce Kimya Mühendisliği mezunudur. 1997 yılında Marmara Teknik Üniversitesi’nde pedagoji derslerini aldıktan sonra eğitim alanında çalışmaya başladı. İzmir’de dört yıl Sanat yönetmeni Ali haydar ERÇIĞ’dan tiyatro eğitimi alıp aynı zamanda oyunculuk yaptı. Hamle Tiyatrosunda. Son yirmi beş yıldır birçok proje kapsamında yetişkin ve çocuk tiyatro oyunlarının yönetmenliğini yapmaktadır. Özgün tiyatro topluluğunun kurucusu olan Dinçer, ‘’Yedi kocalı Hürmüz ‘’ müzikalinin yönetmenliğini yapmaktadır. Medine Dinçer’i bir şiir kitabı, bir çocuk kitabı ve bir çocuk müzikali bulunmaktadır. Aynı zamanda köşe yazarlığı yapmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları

Manşet Haberler

Sanat ve Tiyatro ya da Aşk ve Hayat[1]

11/02/2024
YERYÜZÜNDE KALACAĞIM SON GECE
Manşet Haberler

YERYÜZÜNDE KALACAĞIM SON GECE

18/01/2024
Fındıkkıran Balesi İstanbul’da
Manşet

Fındıkkıran Balesi İstanbul’da

17/01/2024
Yönetmen Çayan Demirel için kampanya
Manşet Haberler

Yönetmen Çayan Demirel için kampanya

04/01/2024
BİR DÜŞ TERZİSİ OKTAY AKBAL 100 YAŞINDA
Manşet Haberler

BİR DÜŞ TERZİSİ OKTAY AKBAL 100 YAŞINDA

04/01/2024
2023 Biterken, Tutsak Kediler Kumpanyası.
Kitap Önerileri

2023 Biterken, Tutsak Kediler Kumpanyası.

04/01/2024
Next Post
Çip krizi ile üretimde gerileme

Çip krizi ile üretimde gerileme

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Siyasal Kimlik, Toplumsal Cinsiyet ve Bedenin Disiplini: 1968 Kuşağına Feminist ve Eleştirel Bir Okuma

Siyasal Kimlik, Toplumsal Cinsiyet ve Bedenin Disiplini: 1968 Kuşağına Feminist ve Eleştirel Bir Okuma

by Mendine Dinçer
21/04/2026
0

1968 kuşağı, yalnızca siyasal hareketlerin yükseldiği bir dönem değil, aynı zamanda gündelik yaşamın ideolojik bir çerçevede yeniden kurulduğu tarihsel bir...

ALMAN EMPERYALİZMİNİN 3. KEZ SİLAHLANMASI

ALMAN EMPERYALİZMİNİN 3. KEZ SİLAHLANMASI

by Ahmet Hulusi Kırım
21/04/2026
0

1890’dan başlayarak, yirmi yıllık bir süreçte dünyanın en ileri endüstrilerini, en iyi üniversitelerini, en zengin bankalarını ve refahın sağladığı en...

YAŞAMAYA MECBURSUN: BULUTSUZLUK ÖZLEMİ: ROCK VE İSYANKAR ÖNCÜLERİ

YAŞAMAYA MECBURSUN: BULUTSUZLUK ÖZLEMİ: ROCK VE İSYANKAR ÖNCÜLERİ

by Ümit Özdemir
21/04/2026
0

Adını Mümtaz Soysal’ın bir makalesinden alan Bulutsuzluk Özlemi’nin müzikal serüveni, yönetmen Caner Kaya imzalı Yaşamaya Mecbursun: Bir Bulutsuzluk Özlemi Belgeseli adlı...

Gülistan Doku soruşturmasında kritik gün: Eski Vali Tuncay Sonel adliyeye sevk edildi

Gülistan Doku soruşturmasında kritik gün: Eski Vali Tuncay Sonel adliyeye sevk edildi

by Sonhaber
21/04/2026
0

Tunceli'de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi. Erzurum Cumhuriyet...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik