‘Suruç Katliamı’nda amaç toplumu kanla ve zulümle dizayn etmekti’

IŞİD çetelerinin yaktığı yıktığı bir kenti, Kobane’yi yeniden inşa etmek için ‘Beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz’ şiarı ile 19 Temmuz 2015 günü Kobane’ye gitmek için ortalama 300 kişi yola çıktıklarını söyleyen Suruç Katliamı tanıklarından Havva Cuştan; ‘Amacımız Doğu ile Batı arasındaki yıkılan barış köprüsünü yeniden kurmaktı. Bu köprüyü en iyi şekilde kurabilecek olanların gençlik ve gençliğin dinamizmi olduğunu biliyorduk. Bu bilinç ile yola çıktık” dedi.

Urfa’nın Suruç ilçesinde Amara Kültür Merkezi’nde 20 Temmuz 2015 yılında bir araya gelen ortak duygulara sahip bir grup insan, Kaymakamlık’tan Kobane’ye geçiş izni çıkmasını beklerken, yaptıkları basın açıklaması sırasında IŞİD’in bombalı saldırısına uğradı. Saldırıda farklı coğrafyalardan farklı hikayelere sahip 33 insan hayatını kaybederken, 100’den fazla kişi yaralandı.

Türkiye tarihinin en vahşi katliamlarından biri olan Suruç Katliamı aslında birçok katliamından habercisi gibiydi. Üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen halen katliam mağdurları ve aileleri adaletin yerini bulması için mücadele ediyorlar. Katliam günü orada olan ve birçok arkadaşını yoldaşını kaybeden, kendisi ise fotoğraf çekmek isterken şans eseri patlamada kurtulan Havva Cuştan o gün neler yaşadıklarını ve o günden bugüne verdikleri mücadeleyi Son Haber’e anlattı.

“AMACIMIZ BARIŞ KÖPRÜSÜNÜ KURMAKTI”

IŞİD barbarlarına, tecavüzlerine, katillerine Rojava Bölgesin’de, Kobane gibi küçücük bir bölgenin direndiğini ve bu direnişin sadece Ezidi, Kürt, Arap halklarının tek başına yaptığı bir direniş olmadığını tüm dünyanın direnişi haline geldiğini belirten Cuştan, “Kobene’ye ses vermek için tüm dünyada eylemler düzenlendi. Tüm dünyada Kobane’deki onur direnişine katılmak için insanlar savaşa gitti. Türkiye topraklarında da böyleydi bu. Suphi Nejat Ağırnaslı en büyük örneklerindendi. Ayrıca sadece savaşmaya değil sınır nöbetleri ile Türkiye’deki eylemliliklerle aslında Kobane’yi birlikte savunduk. Ve beraber IŞİD çetelerini oradan temizledik.
Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu olarak bu tarihi direnişe ses vermek istedik. Bu nedenle IŞİD çetelerinin yaktığı yıktığı ve yıkılmış bir kenti; Kobane’yi yeniden inşa etmek için ‘Beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz’ şiarı ile 19 Temmuz 2015 günü yola çıktık. Ortalama 300 kişiydik. Aslında tek amacımız oraya sadece oyuncak götürüp kadınlara ve çocuklara psikolojik destek ya da sosyal yardım vermek değildi. Doğu ile Batı arasındaki yıkılan barış köprüsünü yeniden kurmaktı. Bu köprüyü en iyi şekilde kurabilecek olan şey gençlik ve gençliğin dinamizmi olduğu bilinci ile yaptık. Bu bilinçle yola çıktık” diye konuştu.

“POLİSLER YARALILARA YARDIM ETMEK YERİNE GAZ SIKTILAR VE HASTANEYİ BASTILAR”

Suruç’tan önce Diyarbakır Mitinginde çöp konteynerinde bir patlamanın olduğunu hatırlatan Cuştan, Suruç’ta ilk kez Türkiye topraklarında bir canlı bomba saldırısı gerçekleştiğine dikkat çekti. Cuştan o gününü şöyle anlattı:

“İlk başta ne olduğunu anlayamadık. Sadece bir bomba olduğunu anladık. Sonrasında ise aslında hepimizin ve tüm kamuoyunun bildiği gibi polisler yaralılara yardım etmek yerine yaralılarımızın, hayatını kaybedenlerimizin üzerine gaz bombası sıktılar ve hastaneyi bastılar. Bu çok bilinçliydi. Orada bulunan Suruç halkı sayesinde birçok yaralımızı hastaneye taşıyabildik. Polisin saldırısını engelleyen Suruç halkıydı.”

“KÜRT HALKINA EL UZATMAMIZI ÖNLEMEK İSTEYENLER BU SALDIRIYI YAPTI”

Bu saldırı ile gençliğin kurmak istediği barış köprüsünü yıkmak istediklerine dikkat çeken Cuştan, “Bu barış köprüsünün kendi karanlıklarını yıkacaklarının farkındaydılar. Bunun anlamının ne olduğunun farkındaydılar. Kürt halkı yıllardır Ortadoğu’da acı çekiyor, katliamlara uğruyor, emperyalist devletlerin zulmünü görüyor. Türk Devleti de buna dahil. Ama Batıdaki bizler Kürt halkına yeterince dayanışmayı gösteremiyoruz. Bunun pratik bir öz eleştirisiydi aslında o gün Suruç’ta olmamız. Kürt halkına el uzatmamız önlemek ve yıllardır biz ezilenleri bölmek isteyenler engel olmak için bu saldırıyı gerçekleştirdiler” şeklinde konuştu.

“SURUÇ KATLİAMI’NIN AYDINLATILMASI DİĞER KATLİAMLARIN AYDINLATILMASI DEMEK”

Suruç Katliamı’nın üzerinden 5 yıl geçtiğini davasının kendilerini çok şaşırtacak bir biçimde ilerlemediğini belirten Cuştan, Suruç Katliamı davasına ilişkin ise şunları kaydetti:

“Ankara Katliamı davasında gördük. Devlet IŞİD ile işbirliği içerisinde gerçekleştirdi bu katliamları. Davutoğlu’da ‘Konuşmaya başlarsak’ diyerek alenen bunu beyan etti aslında. Uzunca bir süre soruşturmanın üzerinde gizlilik kararı vardı. Bu gizlilik kararının kaldırılması için mücadele ettik. Gizlilik kararı kaldırıldı. Gizlilik kararının hiçbir anlam ifade etmediğini iddianameyi elimize aldığımızda da gördük. Bir sürü eksik vardı. En basiti, olay yeri görüntüsü incelemesi ve HTS kayıtları bile yoktu. Üç sanıklı 33 kişinin katledildiği koskocaman bir katliamı sanki üç kişinin macerasıymış gibi arkasında örgütlü bir yapı, sistematik bir güç yokmuş gibi üç kişinin yaptığına inanmamızı beklediler. Sanık diye üç kişiyi de getirmediler. Sadece bir kişiyi bulabildiklerini onunda Ankara davasında tutuklu olduğunu söylediler. Sanığı 5 yıl içerisinde bir kez bile mahkeme salonlarında görmedik. Aksine ailelerimiz, yaralılarımız, tanıklarımız mahkeme salonlarında sanıkmış gibi orada olmanın suç olmadığını anlatmaya çalışıyor. Ama sanık katil, katiller istedikleri gibi konuşup istedikleri gibi davranabiliyorlar. Elbetteki bu gücü veren oradaki mahkeme başkanından tutunda söylemleri ile IŞİD’e 3-5 öfkeli genç diyen siyasetçilerdir. Ama biz adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Sadece Suruç için adalet istemiyoruz. ‘Suruç için adalet, herkes için adalet’ şiarı ile 5 yıldır mücadele ediyoruz. Dava dosyalarında da gördük. Suruç aydınlatılmış olsaydı, Ankara Katliamı, Reina Katliamı, Sultanahmet Katliamı olmayacaktı. Suruç Katliamının aydınlatılması tüm bu katliamların ve IŞİD’in  bu topraklarda gerçekleştirdiği tüm bu katliamların aydınlatılması demek. Verdiğimiz mücadele bunun üzerine.”

“YAPILAN KATLİAMLAR GENÇLİĞİ VE TOPLUMU YENİDEN DİZAYN ETME POLİTİKASIYDI”

Suruç Katliamının ardından katliamlar silsilesinin geldiğini kaydeden Cuştan, şunları ifade etti:

“Bu katliamlar silsilesi başta gençliği sonrada tüm toplumu yeniden kanla zulümle dizayn etme politikasıydı. Ama gençlik özellikle Suruç’u iyi okudu. Suruç için yürütükleri adalet mücadelesini birleşik bir adalet mücadelesi cephesine çevirdiler. Bugün 5 yıldır gençlik örgütleri ‘Suruç için adalet herkes için adalet’ şiarı ile anmalar gerçekleştiriyorlar. Suruç’un hesabını hep beraber soracağımızı söylüyorlar. Gençlik bakımından Suruç bir eşikti. Aslında gençliğe verilmek istenen gözdağını gençlik mücadelesi verenlerinin iyi okuduğunu ve buna göre mücadele verdiklerini düşünüyorum. Sonraki süreçlerde de görüyoruz esasen. Faşizmin yoğunlaştığı koşullarda yaşamamıza rağmen her hangi bir potansiyelin sokağa çıkmasına herhangi bir yerde bir şeyin filizlenmesinde öncü gençlik oluyor. Suruç Katliamında istediklerini elde edemediler gençlik bakımından.”

“SURUÇ İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET”

Son olarak 2o Temmuz’da Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenler için birçok yerde gerçekleşecek olan anmalara herkesin katılması için çağrı yapan Cuştan şunları kaydetti:

“Tekrar belirtmek istiyorum Bizler ‘Suruç için adalet, herkes için adalet’ şiarı ile adalet mücadelemizi sürdürüyoruz. Çünkü adalet mücadelesinin birbiri ile kenetlenerek başarıya ulaşacağına inanıyoruz. Bu bakımdan 20 Temmuz’da gerçekleştireceğimiz tüm illerdeki anmalara herkesi davet ediyoruz.”

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x