0-18 yaş aralığındaki 234 çocukla yapılan görüşmeler, yoksulluğun görünmeyen boyutlarını ortaya serdi: Her iki çocuktan biri yeterli iç çamaşırına sahip değil; 192 çocuk ayakkabı, 158’i pantolon, 148’i ise bir tişörte dahi erişemiyor. Bu rakamlar, TÜİK’in 2024 verileriyle birlikte değerlendirildiğinde daha da çarpıcı hale geliyor. TÜİK’e göre, 15 yaş altı çocukların %9.2’si yeni kıyafet alamıyor, %9.4’ü ise ikinci bir düzgün ayakkabıya sahip değil.
“Bu Bir Eksiklik Değil, Bir Eşitsizliktir”
Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo’nun ifadeleri, yaşanan sorunun boyutunu bir kez daha gözler önüne seriyor:
“Dün bir anne çocuğunun 23 Nisan etkinliğine katılması için beyaz gömlek alamadığını söyledi. Bu yalnızca bir eksiklik değil, bir eşitsizliktir.”
Foggo’nun aktardığı örnekler yoksulluğun çocukların zihinsel ve duygusal gelişimi üzerindeki etkilerini net bir biçimde ortaya koyuyor. Ayakkabısı olmadığı için ablasının terlikleriyle sokağa çıkan çocuk, mahallesinde utanarak dolaşırken; bir anne, “Yıllardır yeni kıyafet almadım, çocuklarımın bedenini bilmiyorum” diyor.
Yoksulluk Sosyal Travmaya Dönüşüyor
DYA’nın verilerine göre, çocukların %18.7’si maddi yetersizlikler nedeniyle okul etkinliklerine katılamıyor. Özellikle ergenlik çağındaki kız çocukları, uygun kıyafetleri olmadığından okula gitmek istemiyor. Bu durum, sadece bireysel özgüven kaybına değil, eğitimde sürekliliğin de sekteye uğramasına yol açıyor.
Bu tablo sadece bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda toplumsal bir alarm. Yoksulluk, çocukları yalnızca okul kantininden değil, sınıf içi dayanışmadan, özgürce koşup oynayabilecekleri alanlardan ve en önemlisi çocukluklarından mahrum bırakıyor.
Derin Yoksulluk Ağı’nın çağrısı açık: Giysi eksikliği, kış günlerinde titreyen çocukların değil; geleceğin toplumsal barışını tehdit eden bir eşitsizliğin sembolüdür.
Bu çocuklar yalnızca üşümüyor; dışlanıyor, unutuluyor, ihmal ediliyor.
Ve bizler, onları “terlikleriyle mahallede utanırken” izlememeyi seçebiliriz.







