Haber, 11 Temmuz’da Vilnius’taki NATO zirvesinin başlamasına kısa bir süre kala geldi: Türkiye, engellemeden vazgeçerek İsveç’in savunma ittifakına katılmasının yolunu açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg ile yaptığı uzun istişarenin ardından katılım protokolünü en kısa sürede onaylanmak üzere TBMM’ye sunacağı açıklandı. Yorumcular uzlaşmayı bir dönüm noktası olarak değerlendirirken, Ankara’nın tutumuna da ışık tutuyor.
Anlaşma esasen Batı’nın çıkarına
Handelsblatt Türkiye muhabiri Ozan Demircan, Stoltenberg’in diplomatik bir deha sergilediğini belirtiyor:
“Yalnızca İsveç’i NATO’ya almakla kalmadı. NATO Genel Sekreteri, Türkiye’yi en az beş yıl daha yönetecek olan Erdoğan’ı etkin bir şekilde Batı’nın saflarına çekmiş de oldu. Kimselerin Türkiye’nin hemen yarın nüfusu itibarıyla AB’nin en büyük üyesi olacağından korkmasına gerek yok. Ne de olsa Brüksel’de çarklar yavaş dönüyor. … Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’in Erdoğan’a kararı öncesinde verdiği söz [işbirliğini geliştirme olanakları] haziran sonundan beri Konsey’de protokole bağlanmış durumda. … Nihayetinde Erdoğan’la varılan mutabakat, Erdoğan’dan ziyade NATO ve AB’nin işine yarıyor.”
Ankara’nın vazgeçilmez bir köprü işlevi var
Le Soir, Türkiye’nin önemli bir aktöre dönüştüğü tespitinde bulunuyor:
“Ankara’dan bundan böyle vazgeçilmesi mümkün değil; zira Ankara, Rusya ile Ukrayna arasında arabulucu olmayı başaran (tek olmasa da) birkaç başkentten biri. Özellikle, yoksul ülkelerdeki kıtlığı önlemek için Moskova ve Kiev arasında mutabakata varılan (ve süresi yakın zamanda dolmak üzere olan) tahıl anlaşmasını hatırlayalım. Taraflar bu anlaşmayı (BM himayesinde) Türkiye’de imzalamıştı. Ukrayna’daki savaş henüz sona ermiş değil. Ve NATO’nun bu önemli askeri ortağının elinde hâlâ pek çok koz var.”
Kremlin’in kâbusu
La Repubblica‘nın analizine göre Baltık Denizi artık NATO’nun iç denizi haline geldi:
“Sankt Petersburg’a çıkan tüm yollar Atlantik ülkeleri tarafından kontrol edilecek. Kremlin için olabilecek en kötü kâbus. Üstelik, [İsveç Genelkurmay Başkanı] General Micael Bydén komutasındaki ordu, küçük olmasına rağmen son derece güçlü. Ordu tümüyle mekanize halde ve 120 Leopard 2 tankı ile 500 yerli üretim CV90 tanka sahip. … Hava kuvvetleri yüze yakın Saab Jas 39 Gripen savaş uçağını, donanma da üç Gotland denizaltısı ve beşi hayalet bot olmak üzere yedi fırkateyni bünyesinde bulunduruyor. Yerli silah endüstrisi her şeyi üretip ihraç ediyor: füzeler, uçaklar, silahlar, gemiler ve zırhlı araçlar. Dahası, ülke siber teknolojinin de liderleri arasında.”
Muazzam bir ilerleme
Politiken, kararın Danimarka açısından anlamını değerlendiriyor:
“İsveç’in NATO üyeliği, Batı’nın yanı sıra İskandinav ülkeleri ve Danimarka için de devasa bir jeopolitik ve askeri adım. Danimarka, Baltık Denizi’nde Rusya’nın karşısında bir cephe ülkesi olmak yerine, değişen askeri ve stratejik haritalar ile siyasi pozisyonlarda yeni bir tür hinterland olma özelliği taşıyacak. … NATO’nun Rusya’ya karşı savunma hattını tam da İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği tarafından işgal edilen Litvanya topraklarında tamamlamasının, kendine has bir sembolik anlamı var. Özgürlüğün baskıyı, demokrasinin otokrasiyi, topluluğun izolasyonu yeneceği inancını besleyen bir sembol.”











