Dizlerimin üzerinde yaşamaktansa, ayaklarımın üzerinde ölmeyi tercih ederim. Böyle söyledi halkın mücadelesini örgütlerken komutan Che Guevara.
Çünkü diz çöken, sadece yere değil, vicdanına, aklına ve geleceğine de çöker. Yaşamak, sadece nefes almak değildir; yaşamak, direnmek, düşmemek, yılmamaktır.
Bugün Türkiye’de yaşanan budur: Bizi düşürmeye, susturmaya, yalnızlaştırmaya çalışıyorlar. Ama biz bu oyunu tanıyoruz. Tarihten tanıyoruz, Marx’tan tanıyoruz, Rosa’dan, Deniz’den, Mahir’den tanıyoruz.
Şimdi bir dönemden geçiyoruz ki; artık kelimeler bile korkutucu hale geldi. Mahkeme salonları adaletin değil, intikamın mekânına döndü. PKK üyeliği, başka örgüt üyelikleri, sol örgüt üyeliği iddiasıyla, Kürt halkına, Alevilere, sosyalistlere ve şimdi CHP’li belediye başkanlarına ve yöneticilerine yapılanlar ortada. İtirafçılar, gizli tanıklar, işkenceyle alınmış ifadeler…
Hukuk artık iktidarın mızrağına dönüştü. Savcılar bağımsız değil, hakimler vicdan değil, talimatla karar veriyor. Hiçbir hukuki dayanağı olmayan kararlarla yıllarca hapis verilen gençler, kadınlar, gazeteciler, sosyalistler, belediye başkanları var.
Ve şimdi, bu rejimin öfkesi, halkın öyle veya böyle en büyük örgütlü gücüne, CHP’ye yönelmiş durumda. Özgürlükçü, laik bir Türkiye isteyen, farklı kimliklerle, sınıflarla ve inançlarla yan yana gelmeye çalışan herkesin üzerine çöreklenen bir korku siyaseti var.
Bugün CHP Genel Başkanı dahi açıkça hapisle tehdit ediliyorsa, “bu kadarı da olmaz” denilen her şey olmuşsa, o zaman biz artık sadece izleyici olamayız.
Ama mesele sadece kaybetmek değil. En kolayıdır kaybetmek. Mesele kazanmak için uğraşmakta. Ve şimdi mesele, bir bütün halkın kazanma mücadelesidir.
Hatırlayalım: Hitler iktidara geldiğinde önce komünistleri yok etti, sonra sendikaları dağıttı, sonra sosyal demokratları tasfiye etti.
Faşizm, önce solun nefesini keser, sonra herkesin boğazına çöker. Mussolini İtalya’sında sokaklar, işçilerin değil kara gömlekli faşist çetelerin kontrolüne geçmişti.
Ama şunu da unutmayalım: Aynı halk, o karanlığı da dağıttı. Paris Komünü’nde işçiler saraya girdi. Stalingrad’da faşizm duvara tosladı. Madrid sokaklarında halk omuz omuza savaştı.
Türkiye’de de bu direniş geleneği var. Haziran 2013’te sokaklara taşan öfke, 19 Mart’ta yeniden kendini gösterdi. Gençler, kadınlar, emekçiler, halkın vicdanı olan herkes o gün oradaydı. Ama sonra o moral geriye çekildi, tekrar sadece meydanlara, salonlara, ekranlara, grup toplantılarına hapsedildi.
Artık buna razı olamayız. Bir kez daha tekrar edelim: Eğer hedef seçim kazanmak ise ki bu ülkede onun bile meşruiyeti ve garantisi yok. Yine de ille de seçim diyorsa ve bütün her şeyi seçime endekslemişse ana muhalefet partisi şunu iyi bilmeli; seçim, bir sonuçtur. Zorla alınmazsa, iyi örgütlenilmezse gelmez.
Seçimi zorunlu kılmak, sandığı güvenceye almak için önce sokakta kazanmak gerekir. Aylarca propaganda yapan değil, meydanlarda umut olan bir muhalefet gerekiyor. Artık top çevirmek değil, toprağa kök salmak zamanıdır.
CHP, Türkiye’nin her yerde en örgütlü gücü. Ve bu gücünü sadece seçim sandığına değil, sokağa, sendikaya, kampüslere, mahalleye taşımadıkça bu rejimi geriletemeyiz.
CHP orta sahada top çevirdikçe AKP penaltı çizgisine yerleşiyor. Artık her mahkeme kararı bir siyasal sopa haline gelmişken, hukukun dili susmuşken, her birimiz konuşmak zorundayız.
Sosyalistler olarak da bizler sadece tribünde alkış tutan değil, oyunun taktiğini değiştiren öncüler olmalıyız. Görevimiz sadece eleştirmek değil, dönüştürmek.
Çünkü biz Marx’ı sadece okumak için değil, hayata uygulamak için tanıdık. “Filozoflar dünyayı çeşitli şekillerde yorumladılar, oysa mesele onu değiştirmektir” diyen Marks’ın sözleri bugün kulaklarımızda çınlamalıdır.
Bu karanlık, örgütsüzlüğümüzden besleniyor. Umutsuzluklarından büyüyor. Korkularımızdan iktidar devşiriyor. Ama birleştiğimiz anda, o karanlık çözülecek.
O yüzden şimdi birleşik toplumsal muhalefetin zamanıdır. Kürt’ün, Alevi’nin, işçinin, memurun, işsizin, kadının, gencin, emeklinin tüm halkların omuz omuza geleceği, yan yana yürüyeceği büyük bir halk hareketine ihtiyacımız var.
Mesele seçim kazanmak değil, seçimi mecbur kılmak. Sandık kurulsun diye değil, sandıkta biz kazanalım diye sokağı örgütlemek. Çünkü halkın umudu ancak hareketin içinde yeniden doğar. Unutmayalım, seçim sabahları yalnızca oylarla değil, gece boyu süren mücadeleyle belirlenir.
Ayaktayız! Çünkü diz çökmedik. Ve asla çökmeyeceğiz. Konuşuyorum çünkü sustukça bir sonraki biz olacağız. Düşünüyorum çünkü düşünmeyenler başkasının sözüyle yürür.
Yürüyorum çünkü yol, yürüyenin olur.
Ve şimdi… Bizim zamanımızdır. Şimdi bu saldırıyı püskürtmek, savunmaktan çıkıp hareket etme zamanıdır.
Öyle veya böyle bunun için CHP’ ye ihtiyaç vardır. Bizim görevimiz CHP’yi bu süreçte sokağa zorlamaktır.
Keşke sosyalistler bu ülkede her yerde örgütlü olabilseydi, sınıfın üzerinde bir sözü olsaydı ama maalesef yok.
Olanca gücümüzle CHP’yi sokağa taşıyacak adımları atmalıyız. Yoksa hepimiz büyük kaybedeceğiz











