Dinozorların Son Günü (umarım adını yanlış anımsamıyorumdur) Alan Yayınları’ndan çıkan önemli dört ciltlik bir araştırma kitabıydı. Daha başında, Dünya daha soğumadan biri görseydi, bu gezegende yaşam söz konusu olamaz diye döner giderdi, diye başlıyordu. Ancak koşullar (gelin biz buna tesadüfler diyelim) öyle denk geldi ki, yaşam yeşerdi. Bu dediğimiz milyonlarca yıl öncesi için geçerli kuşkusuz ve tabii, bilimsel araştırmalar ne yönde gelişti de evrenin oluşumunu bilim insanları şimdi nasıl anlatıyor, bilemiyorum.
Dünyanın oluşumuna yön veren tesadüfler, insanların yaşamına da yön verir. Bazen, o tesadüften olumlu etkileniriz, hoşumuza gider, bazen olumsuz ve kızarız kendi kendimize…
Okul baskınlarıyla öldürülen çocuklar gündemin birinci maddesini oluştururken gösterime giren Michael filmi ile bağlantısını kurmazsak olmazdı. Milli Eğitim Bakanının istifa etmesini istediği için gözaltına alınan öğrenciyi düşündüm film boyunca. Hepimizin tanıdığı, şarkılarını, danslarını sevdiği ünlü Michael, babasının baskısı altında, gözyaşları içerisinde büyüyor. Ya kurtulursun ya kaybolursun diyen babasına düşlerinde oluşturduğu dünyayı bir türlü anlatamıyor. Belli ki, ölümünde de o travma belirleyici olmuş. Milli Eğitim Bakanı, Aile ve Sosyal İlişkiler Bakanı, Adalet Bakanı… aslına bakarsanız hemen tüm yetkililer ve sorumlular baskıyla, işkenceyle bir hedefe varılamayacağını göreceklerdir filmi izleyince. Ama tabii, “başımızı kaşıyacak zamanımız yok ki, film izleyelim” diye “ipe un serecek” her okulun önüne polis dikerek sorunu çözümlemek yerine üstüne sünger çekeceklerdir.
Dansları, şarkıları ve sahne şovlarıyla hepimizin beğenisini kazanan Michael Jackson, çocukluğunu yaşa(ya)mamış, yalnız ve bir o kadar da kendi dünyasını kurmuş biri. Arkadaşı yok. Babası, onu sadece “para” olarak görüyor, ceplerini doldursun yeter. Oysa Michael, çok kitap okuyor, hayvanları seviyor (bizde hayvanları sevenlere neler yapıldığını biliyorsunuz), hasta çocuklara yardım ediyor. Sahi, bunların hiçbiri, onun sağlığında gündeme getirilmedi, çünkü egemen erk onu sadece şov ikonu olarak tanıttı.
Bakan Yusuf Tekin, öğrencilerin sosyal, ekonomik, kültürel sorunlarının doğurduğu sıkıntıları çözmek yerine tarikat ve cemaatlerle eğitimin anlamını yitirmesine çalışıyor. Sadece bu filmi izlese bile ne denli yanlış yaptığını görebilecektir aslında.
Filme gelince… Sanatın her alanı duygulara seslenir; iyi şeyler düşünmemizi sağlar. Michael filmi de yaşamın değiştiremeyeceğimiz baskılarından kurtulmak için kendi gücümüze inanmamız gerektiğini söylüyor. Antoine Fuqua’nın John Logan’ın senaryosundan çektiği film gerçekten çok güzel. Oyuncular da başarılı. Müzik, söylememe gerek var mı, kıpır kıpır ve o heyecanı izleyiciye yansıtıyor. Bir biyografik film olmasına rağmen sadece Michael Jackson yok filmde, bir umut, bir gelecek var…












