Kendilerini dünyanın jandarması gören emperyalist ülkeler, emperyalist sistem içerisinde yer alanlardan zayıf halka durumuna düşen ülkelerdeki gelişmeleri izleyip bu teşhisi koyduktan sonra reçeteyi yazıp tedavisine geçerler.
İşte bizde de böyle oldu. ’68 Kuşağı’nın başlatıp da ’78 Kuşağı’nın devraldığı sosyal mücadele bayrağı 78-79 ve 80 yılında iyice yükseklere taşınınca ABD başta olmak üzere emperyalist güçler baktılar ki bu sol mücadeleyi yükseltenler laftan anlamıyorlar hem de sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aşmış*; o halde yapılacak olan bizim çocuklar’a işi havale etmekti! Ve “bizim çocuklar kazandı” diyerek 12 Eylül 1980’de göbek attılar. Yapılan darbeyi ve kurulan cuntayı, ideolojik aygıtlarını seferber ederek, toplumun hayrına göstermeyi de becermişlerdi.
Darbe ve cuntalı yılların faaliyetleri sonucu toplum soldan arındırılıp sterilize edilmişti. Mahallelerden, eğitim kurumlarından, fabrikalardan… solu temizlemişlerdi. Emperyalistler ve işbirlikçileri için ülke armut piş ağzıma düş! kıvamına getirilmişti böylece.
Çok geçmeden SSCB ile birlikte tedricen Sosyalist Blok da çökünce dünyada, iş Çernobil’in 1986’da patlamasına benzedi. Çernobil patladığında denilmişti ki yirmi yıl sonra göreceğiz bu patlamanın sonuçlarını! Evet, 12 Eylül ve Sosyalist Sistem’in çökmesinin devamında aşama aşama, toplum çürütüle çürütüle bugünlere gelindi. Azgın emperyalistler ve işbirlikçileri bir avuç insan mutlu, ağızları kulaklarında ama 86 milyonun kaçının yüzü gülebiliyor artık?
Ülkede devrimciler ve dünyada Sosyalist Blok bir direnç noktası idiler sapkınlıklara, vahşiliklere, kötülüklere karşı. Bu iki direnç unsurunun yok edilmesiyle ülkenin ve toplumun kaderi çileye döndü. Çünkü emperyalistler ve işbirlikçileri meydanı boş buldular. İnsancıl çözümlerden uzaklaşılınca insan aklını şaşırtan olaylarla karşılaşmak kaçınılmaz oldu. Bu iki direnç noktası ülkede ve dünyada aynı zamanda denge unsuruydular.
***
Bir ülkede iktidara gelmenin amacı topluma, ülkeye hizmet dairesinden çıkıp da sürekli iktidarda kalmak hırsına, hedefine evrilirse, o noktadan sonra ülkenin ve toplumun pek iyi hâllere denk geleceğini ummak hayaldir.
Siyasi partiler ve iktidar partileri ideolojilerinden azade değildirler. Bir iktidarın, yönettiği tüm alanlara doğal olarak ideolojisinin yansıması düşecektir. Yönetenlerin ideolojilerinden bağımsız hareket edeceklerini düşünmek saflık olur.
Üçüncü Dünya ülkelerinde o meşhur devlet aklı lafı boştur ve bunu iktidar aklı olarak anlamalıyız artık. Bir iktidar hangi ideolojiden beslenip, feyz alıyorsa, yönettiği tüm alanlara kendi ideolojisinin militanlarını çeşitli kariyer sıfatlarıyla koltuğa oturtmuş ve yukarıdan belirlenen rotada tekerlek patlasa da yola devam edilecektir talimatını vermiştir.
İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz, deyip de gözleri bürüyen hırsla toplumu sadece yandaşlar için dikensiz gül bahçesine dönüştürmek için yapılan haksızlıkları eleştirenleri, çeşitli hak talebinde bulunanları üvey ilân edercesine toplumu bizden, bizden olmayan diye ortadan bölüp de toplumu kriminalleştirirseniz o ülkeyi, toplumu nasıl yöneteceksiniz? Kriminalize edilmiş bir toplumu yönetmenin yolu, yöntemi dünyadaki örneklerinden bellidir. Bu yolların içinde elbette; adalet, eşitlik, anayasal güvenceler, temel haklar gibi pozitif kavramlar olmayacaktır. Bu kavramlardan uzaklaştırılan bir toplumda ise barış nasıl tesis edilecek?
Ülkenin, toplumun her tarafında pıtrak gibi sorunlar baş verince, bu sorunları görmezden gelerek veya sorun çıkaranların başına bir tokmak indirerek kısa bir ân sorunları halletmiş sanabilirsiniz. Ama dünya tarihi gösteriyor ki bu gibi durumlarda sorunlar yuvarlanan kartopu gibi davranırlar ve sonrasında o çığın altında herkes kalır.
***
Okullardaki son vahim olaylar nedeniyle birçok kişi kendi donanımınca çözüm önerileri sunuyor ya; belki iktidar duyar da bu önerilerimiz bir işe yarar, iyimserliği içinde kendilerini iyi hissedebilir bazı öneri sahipleri.
Bu gibi toplumsal infial yaratan durumlarda yönetimler ya gelişmiş ülke pratiklerinde olduğu gibi istifa mekanizmasını çalıştırır ya da Üçüncü Dünya ülkelerinde olduğu gibi toplumun gazını alıcı birkaç atraksiyon yaparlar. Hele bir de toplumun hafızadan silme süresi çok dar ise iktidarın istediği bir göz Allah verdi iki göz olur!
Yıllardır toplumun kamplaştırılmasından siyasi başarı sağlayan ve bunu marifet zanneden bir iktidar anlayışının olduğu bir ülkede, bugünlerde okullarda yaşanan bu durum çok tedirgin ediyor. Toplumu kamplaştırma anlayışının sürdürülmesi hâlinde birçok alandaki kriminal yapılanmalar, toplumda zaten sınırda dolaşan barışın da provoke edilmesine neden olacaktır. Çok tehlikeli bir tablo!…
Bu bahiste hatırlayacağımız söz, deveye sormuşlar boynun neden eğri, sözüdür. Hele ülke siyasetinde, yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır, sözünün de muhkem bir yer tuttuğunu düşünürsek, ülkede hayat iyice zorlaşacak demektir.
Bir olayın içinde elbette tekil etkiler vardır. Ama bu, sorunun kaynağını görmemizi engellememelidir. Engellerse; ne temel sorunu görebiliriz, ne de çözüme gidecek yolda adım atabiliriz. Dolayısıyla sorun lokal bir sorun değil, toplumun çürütülmesinin, kamplaştırılmasının, barış kültürünü yok etmenin ve iktidar ideolojisinin toplumu getirdiği sorunlar yumağından bir ilmeğin çıkmasıdır. Toplumsal bir sorunun çözümü de toplumsal ortak örgütlü mücadele ile mümkündür.
*12 Mart’ın Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın sözü.












