Beş Soruda Şiir ve 2020 ”Esat Şenyuva”

 Röportaj: Mazlum Çetinkaya

 

Şair, kalabalığın içinde yalnız olandır, menteşelerinden kopmuş kapı gibidir, diyen

Şair Esat Şenyuva’nın gözüyle; 2020

Sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlarla birlikte 2021 yılına girdik. Ama geçen yılın asıl sorunu evlere hepimizi hapseden koronavirüs idi. Günlük vaka sayıları ile yatıp günlük vaka sayıları ile uyandık, maskeli bir yıl bitse de durum devam ediyor.

2020 yılı için şiire gidersek Şair Esat Şenyuva’ya göre şiirin neresindeyiz?

 ‘‘Sene gardaş sene ille bu sene

Gide de gelmeye bu hain sene’’

2020’ye Erzurum yöresine ait bu türküyü armağan ederek başlamak istiyorum. Bana böyle bir fırsat verdiğiniz için de size çok teşekkür ediyorum.

Soruya dönecek olursak, sonu çoğul olduğu için açıkçası başkalarının ‘’şiirin neresinde’’ olduğu konusunda kesin bir kanıya varmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. En azından benim böyle bir yetkinliğimin olmadığını biliyorum. Herkesin kendine göre bir şiir katı vardır, o katta  inceleme yaparak belki bir şeyler söylenebilir uzmanları tarafından. Ama şunu diyebilirim şiir akımları hiç bitmeyecek. Yolda olduğumuz sürece şiir de hep olacaktır. Günümüz şiiri fazla hücrelere bölünmüş, kılcal damarlarda bile görünüyor, bu durum şiir için iyi olabilir ama şair için durum gittikçe zorlaşmaktadır. Firdevsi derki: ”Yazılacak herşey yazıldı, söylenecek herşey söylendi.” Hiçbir kelime bize ait değil, ismimizi oluşturan harfler bile bizim değil. Herkes herkese ait olan bu harfleri kullanarak kendine bir mana çıkarıyor. En azından ben böyle yapıyorum. Bana göre şiir sürekli bir yolda olma halidir, dağ yolu, köy yolu, şehir yolu ve hayat yolculuğudur.

Kapalı kaldığımız Mart 2020’dan bu yana, “sosyal medyayı” da göz önünde bulundurarak; şiir hayatın ve insanın neresindedir?

‘Farkında değil hiç kimse

İnine ölü sinekler taşıyan karıncalar gibiyiz

Kapalı yaşamlar içinde fırıldak’

‘‘Kapalı’’ derken bu dizeler geldi aklıma. İnsanın kendi duyarlılığını kapattığı bu zamanlarda, dünyanın açık bir cezaevi gibi hoyrat kullanıldığı, kimsenin açlığı kimseyi ilgilendirmediği bu diyarda; doğanın intikamı olduğunu düşünüyorum bu virüsün ve şaşırmadım. Geçmişe başımızı çevirip baktığımızda birçok örneğini görebiliyoruz. Görebiliyor ama uslanmıyoruz. (Albert Camus’un ‘‘Veba’’ kitabını okumayanlara okumalarını öneriyorum.) Bu kapalı hâl ile herkes ‘‘Masabaşı Şairi’’ oldu, herkes klavye ve dokunmatik ekranlarla devrimci mücadele veriyor. İnsanların biraz olsun eşitlendiği, aynı duyguları yaşamaya mecbur kaldığı kapalılık içinde herkes kendi kaderinin ocak başında hatıralarını kemiriyor. Şiir hayatın perdeleri ardında bildiği mecradan akmaya ve içimize bakmaya devam ediyor.

Birçok şiir kitabı yayımlandı 2020 yılında da. Bize, okumamızı önereceğiniz ya da sizin dikkatinizden kaçmayan on kitabı sorsaydık, yine izlediğiniz ve özgün bulduğunuz dergi(ler) oldu mu deseydik 2020 yılında, ne derdiniz?

Osman Serhat Erkekli- Ürperişler Kitabı-Toplu Şiirler, Mazlum Çetinkaya-Dağ Suskunluğu, Serdar Koçak- Basübadelmevt Beşlemesi, Emel İrtem-Hu, Halil İbrahim Özbay-Yayı Eksik Viyola, Seyyidhan Kömürcü-Kendinin Ağacı, Beste Naz Karaca- ñaupa, Naile Dire-Türbülans, Bircan Çelik-Raylar Yeşil İspinoz, Ebubekir Eroğlu-Açık Kaldıkça Defterim  ilk aklıma gelenler oldu. Hepsini bilmek ve okumak mümkün değil, camiayı bütünüyle takip edebilmek için sadece bu işlerle uğraşmak gerekiyor. Maalesef herkesin o kadar vakti ve fırsatı yok, günlük hayattan çaldığımız vakitlerle yetiniyoruz. Eskiden Edebiyatın nabzı dergilerden takip edildiğini biliyoruz. Şimdilerde onlarca dergi olmasına rağmen o heyecan yok. Sanki her ekibin kendi çevresine ait dergisi ve dergi anlayışı var gibime geliyor. Fırsat buldukça almaya ve takip etmeye çalıştığım Varlık, Dergah, Akatalpa, Kitaplık, Virüs, YeniE Hayal, Şiirden, Sadece Şiir, Eliz Edebiyat gibi bazı dergileri düzenli olmasa da takip etmeye çalışıyorum. Salgınla birlikte 2020 yılında çeşitli Fanzin ve Dergilere sanal ortamda ulaşma imkanımız oldu. Bütün bu çok sesli Edebiyat  ve gürültü ortamında hiçbir fotoğrafı net göremiyoruz, içerdekiler, dışardakiler, kendini anaons edenler, kendini göstermek için başkalarının üstüne basanlar ve ormanda saklayanları ancak tarihin eleği ayıklayacak ve şiir yoluna devam edecektir.

Yıllarca yalnızlık ve şiir hep ilişkilendirilmişti şairlerce, 2020 yılı için “yalnızlık ve şiir” ilişkisine dair ne dersiniz?

 Şair, kalabalığın içinde yalnız olandır, menteşelerinden kopmuş kapı gibidir. Ruhsal açıdan sıradan insanların mukavemetine kavuşamayacak kadar nahif yapıdadır. Kendi içinden düşer ve  bir daha  tutunamıyor mevcut hayatın akışına. Dolaysıyla Şairin duruşu rüzgâra ve olaylara göre şekillenmez. Yaşamın güvenli atmosferinden kopup, içinin bilinmezliğindeki boşluğa düşmek sıradan bir durum değildir.  Bu boşluğa düşenler, kendi varlıklarını, insanlığın ve evrenin manasını bulma düşüne adamış gönüllü kişilerdir.  Bunların içlerinden bazıları, o boşluğa düşüp yitirirler kendilerini, bazılar da düştükleri  engin derinliklerdeki hazineleri bulup gün yüzüne çıkarırlar, ki onlar sonsuzluğa giden ışığın içerisine nüfuz etmiş ender kişilerdir, onlar içlerinde yaratandan bir parça taşıyanlardır.

Şiir, ruhun iç derinliklerindeki çok uzak kutuplarda açan nadide  çiçeklerdir. Evrenin ve insan ruhunun derin manasını kavrayan, yüce gönüllü kişilerin birbirlerine ve bizlre sessizce sundukları çiçek demetleridir. Bu sunuş algısı ile, bir demet çiçeği, bir ot demeti olarak gören algı arasındaki uçurum çok düşündürücü. Hayatı da, tıpkı bu iki algı arasındaki uçurum gibi düşündüğümde, çağın çok dışında, kutuplarda soğuktan titreyen yalnız bir adam görüyorum çiçek demetleri arasında. Çağımızda şiirin bahsi geçen ikinci algıya sahip zümrelerin dilinde, değerini yitirmesinin tek nedeni, bu hayati algı ile, şiirin doğasındaki içerden gelen sevgi, samimiyet, ve kendiliğinden gelen coşku atmosferinden  koparılmasıdır. Şiir hiçbir çağda  içinde bulunduğu atmosferinden böyle koparılmamıştır. Yine de şiir; ruhundaki yücelik sayesinde bu sürgünlük dönemini aşıp insanlığa ve gelecekteki kuşaklara çiçeklerini vermeye devam edecektir.

Ödüller, çıkarılan gürültü, yoksulluk, birey olma çabası, özgürlükler vd. kavramlardan da baktığımızda; Şair, şiirin dışında nedir?

Ödül polemiklerine dahil omak istemiyorum açıkçası, böyle bir yetkinliğim ve ilgim de yok zaten. Bir Şairin en iyi ödülü çok okunmaktır. İnsanın sahip olduğu en iyi ödül ise yaşama sevincidir, bu ödül insana verilmeden diğer ödüllerin anlamı olabilir mi? Sorunuzun içinde geçen ‘‘yoksulluk, birey olma çabası, özgürlükler’’ gibi kavramlar ‘‘Erkin’’ kontrolünde bu coğrafyada. En hüzünlü  öyküleri, en trajik KHK piyesleri, romanları ve aksiyon ve şiddet ve korku ve gerilim sahneleriyle sinemalara taş çıkaran senaryoları devletimiz yazıyor ve oynatıyor sağ olsun!… Hele ki helikopterden  atlayan adamlar  diye bir sahne vardı bence yılın bütün ödülleri ona verilmeli. Şair bunların neresinde durabilir ki…! Ekolojik terör dersleri alıyoruz ilklimden, mevsimlerden iyilik diliyoruz, yazgımızı değiştiren havalardan insana af.   Element savaşları arasında yorgun düşmüş ağlayan nergisler giriyor rüyalarıma.

Yıldızlar kimseye yol göstermiyor artık.

 

 Esat Şenyuva kimdir?

 

Esat Şenyuva, (1976, Bingöl). Yayımlanmış üç şiir kitabı var: ‘ Hangi Felsefe Tedavi Eder Yaralarımı’ (Kasım 2016); ‘ Öksüz Kelimeler’ (Eylül 2017); ’Hiçlik Yokuşu (Haziran 2018). Şiirleri;  Varlık, Yeni E, Akatalpa, Eliz Edebiyat, Dergâh, Hayal ve Virüs dergilerinin de aralarında olduğu bazı dergilerde yayımlandı, yayımlanıyor.1994’ten beri İstanbul’da ikamet etmektedir.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x