Raporda en çarpıcı tespit, İstanbul’un önemli içme suyu kaynaklarının proje ile yok olacağı oldu. Sazlıdere Barajı’nın tamamen kaldırılması öngörülürken, Şamlar Ormanı’nın yapılaşmayla zarar göreceği, Terkos Gölü’nün ise devre dışı kalacağı belirtildi. Terkos çevresinde 287 hektarlık muhafaza ormanının da tahrip olacağı ve bu tahribatın geri dönüşü olmayacağı uyarısı yapıldı.
İstanbul’un yer aldığı Marmara Havzası’nda kişi başına düşen su miktarının “mutlak su kıtlığı” sınırında olduğu hatırlatılan raporda, Kanal İstanbul’un bu krizi daha da derinleştireceği kaydedildi. Atık yönetimi, hava ve toprak kirliliği gibi temel sorunların ise ÇED raporlarında yeterince açıklanmadığı belirtildi.
Rapor, proje kapsamında binlerce ağacın kesileceğini ve yerine fidan dikileceği vaadinin ekolojik kayıpları telafi edemeyeceğini vurguladı. Ormanların sıcaklığı dengeleme, oksijen üretme ve su üretme gibi hayati fonksiyonlarını yitireceği ifade edildi.
Köylüler gözden çıkarıldı
Bilirkişi heyeti, plan değişikliğinin tarım alanlarını da tehdit ettiğini açıkladı. 4.674 hektarlık mutlak tarım arazisi ile 2.491 hektarlık orman alanı korunmaksızın plana dahil edilmiş. Tarım alanlarının yüzde 43’ünü oluşturduğu bölgede yaşayan köylüler için herhangi bir sosyal koruma stratejisi geliştirilmemiş olması da dikkat çekti. Raporda, bu durumun kırsal nüfusun kente göç etmesine yol açabileceği belirtildi.
Kamu yararına aykırı
Sonuç bölümünde bilirkişi heyeti, 1/100.000 ölçekli İstanbul Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nin “şehircilik ilke ve esaslarına, planlama tekniklerine ve kamu yararına uygun olmadığı” kanaatine vardı.
Kanal İstanbul projesi, ekonomik fayda vaatlerine karşın çevresel ve toplumsal açıdan derin tahribat riskleri taşıyor. Uzmanların ortak uyarısı, su ve ekolojik dengenin korunmasına yönelik politikaların göz ardı edildiği yönünde.












