Dünya dışı yaşamın keşfi, günümüz dinlerini nasıl etkilerdi?

Dünya dışı yaşamın keşfi (mikroskobik ya da akıllı yaşam), insanlar olarak evrendeki yerimize dair bakış açımızı ve yerleşik inançlarımızı çarpıcı bir şekilde etkileyecektir. Peki ama böylesi bir keşfin dini açıdan etkileri tam olarak nasıl olurdu? Bu soru birçok açıdan oldukça ilginç görünmektedir.

Öncelikle “din” ile ne kast ettiğimizi açıklamaya çalışalım. Din, bir tür nihai gerçeklik/hakikat fikri çevresinde toplanmış insanların bireysel ya da kolektif inançları, eylemleri ve tecrübelerinin toplamıdır. İnsanlık tarihi boyunca birçok farklı din doğmuş ve bunların bazıları halihazırda birçok insan tarafından benimsenmektedir.

Dinler, soyut ve metafiziksel konuların yanı sıra ahlaki, siyasi veya toplumsal konularla çok yakından ilişkilidir. Bununla beraber sosyal bilimler alanında çalışan birçok araştırmacı için din, en büyük kültür üreticisi kurumlardan biridir. Davranışlarımız, sahip olduğumuz sosyal ilişkiler, yeme içme alışkanlıklarımız, hayata bakışımız ve cinsellik anlayışımızın yanı sıra insanlığın yeryüzündeki konumu, Dünya’nın Evren’deki yeri, yaşamın anlamı ve canlılık da neredeyse tüm dinler tarafından bazen benzer bazen ise farklı bir şekilde ele alınmıştır. O halde sorumuz gayet açıktır: Dünya dışı yaşam ile karşılaşırsak, dinler bunu nasıl yorumlayabilir, bunu ön görmek mümkün mü?

İlk cevap muhtemelen şöyle olacaktır: Elde edeceğimiz açıklama, sorunun, hangi din ve inanç sistemine yöneltildiğine göre değişebilir. Bu durumda, bazı sorular sormamız gerekmektedir.

İlk Sorular Ne Olabilir?

Evren’in herhangi bir yerindeki akıllı yaşamla temas, birçok dinin derinden zorlayıcı bulacağı teolojik ve felsefi sorunlar sunacaktır. Kimi dinler, insanlığın yeryüzündeki eşsizliğine ve biricikliğine vurgu yapar; nihayetinde bazı dinlere göre Tanrı, insanı kendi suretinde yaratmıştır. Öte yandan bazı dinler ise; insan, doğa ve diğer canlılar arasında bir tür bütünlüğe vurgu yapar.

Özellikle insanlığa odaklanan, bize Tanrı’nın insanı kendi suretinde yarattığını ve diğer tüm hayvanların ve bitkilerin insanlık için var edildiği şeklinde yorumları bulunan İbrahimi dinler, Dünya dışı yaşam hakkında bize neler söyleyebilir? Bizimle iletişim kurabilen akıllı bir yaşam formuyla karşılaştığımızı varsayalım. Şu sorular ilgi çekicidir:

  • Bu yaşam formlarının, yeryüzündeki yaygın dinlere pek benzemeyen hatta onlarla çelişen bir inanç sistemi var ise, bu nasıl yorumlanabilir?
  • Eğer yeryüzünde ayrı bir yeri olan bir canlı türüysek; akıllı bir yaşam formu ile karşılaşmamız, bu biricikliğimize şüphe düşürür mü?
  • Kutsal kitaplar çoğu zaman yeryüzündeki insanlara hitap ederken, bu yaşam formlarını da muhatap aldığından emin olabilir miyiz? Yani kutsal kitaplar bu yaşam formlarına da hitap eder mi? Eğer etmiyorsa, bu, nasıl yorumlanabilir?

Bu sorulara cevap vermek için aceleci davranmamalıyız. Şimdi, böylesi bir “ilk karşılaşmaya” ilişkin daha önce yapılmış bazı açıklama ve çalışmalara bakalım.

Karşılaşmaya Hazırlık

Yabancı yaşamla etkileşim artık sadece felsefe alanında tartışılmamakta, geleneksel bilimsel alana da girmektedir. Bu olasılığı fark eden NASA, 2014’de bağımsız bir kurum olan Teolojik Araştırma Merkezi’ne, astrobiyolojinin toplumsal etkilerini inceleme ve Dünya dinlerini Dünya dışı akıllı yaşamın keşfine hazırlama girişimini desteklemek için 1,1 milyon dolar finansal destek verdi. Hatta NASA, kökleri en nihayetinde Hristiyan teolojisine dayanan bir örgüte para sağladığı için bazıları tarafından eleştirildi.

Dünya dışı yaşam arayışının sonuçları biyoloji ve fiziğin çok ötesine geçerek beşeri bilimlere, felsefeye ve hatta teolojiye kadar uzanır. Popüler bilim anlatıcısı ve bilim insanı Carl Sagan, Kozmik Soru kitabında şöyle söylüyor:

“Uzay araştırmaları, doğrudan dini ve felsefi sorulara götürür.”

Vanderbilt Üniversitesi’nden gökbilimci David Weintraub, 2014 tarihli Dinler ve Dünya Dışı Yaşam adlı kitabında, farklı inançların Evren’de yalnız olmadığımızın açığa çıkmasını nasıl ele alacağını yakından inceliyor. Weintraub’un bulgularından bazıları sizi şaşırtabilir.

Dünya halklarıyla yapılan anketlere göre, nüfusun büyük bir kısmı, orada bir yerlerde Dünya dışı yaşamın olduğunu düşünüyor. Survata anket şirketi tarafından 2013’de yayımlanan bir anket sonucuna göre, ankete katılan 5.886 Amerikalının %37’si, Dünya dışı yaşamın var olduğunu düşündüğünü söylerken, %21’i, Dünya dışı yaşamın var olmadığını ve %42’si ise emin olmadığını söylüyor.[1] Ankete verilen yanıtlar, kişinin dini inançlarına göre değişkenlik gösteriyor: Ateistlerin %55’i, Müslümanların %44’ü, Yahudilerin %37’si, Hinduların %36’sı ve Hristiyanların %32’si Dünya dışı yaşamın olduğunu düşündüklerini belirtti.

Weintraub, bazı dinlerin Dünya dışı yaşam fikrine karşı diğerlerinden daha “uzlaşmacı” olduğunu buldu. Dünya’nın ve insanın Evren’de eşsiz ve benzersiz olduğu inancında olanlar, Dünya dışı yaşamın keşfi hakkındaki sorulardan çok rahatsız olma eğiliminde. Örneğin, bazı Evanjelik ve köktendinci Hristiyanlar, Tanrı’nın tek niyetinin yalnızca Dünya’da insanlar yaratmak olduğu görüşündeler. Weintraub; bazılarının, “eğer Tanrı başka herhangi bir yerde yaşamı yaratmış olsaydı, bunu Eski Ahit’in ilk kitabında söylerdi” ifadesine inandığını ifade ediyor.

Ancak İncil’i gerçek anlamıyla ele aldığını söyleyen bazı Hristiyanlar, Dünya dışı yaşamın varlığını ruhsal kozmolojilerine dahil etmede sorun yaşamayabilir. Örneğin Yedinci Gün Adventistleri’nin çoğu, Dünya’nın tam anlamıyla 6.000 yıl önce altı günde Tanrı tarafından yaratıldığına ve insanların Adem ve Havva’dan geldiğine ve orijinal günahı miras aldığına inanan yaratılışçılardır. Weintraub, LiveScience’a verdiği demeçte şöyle söylüyor:

“Bu düşünce çizgisine göre, diğer gezegenlerde yaşam var olabilir, ancak Dünya’da Adem ve Havva’dan gelmeyen varlıklar doğaları gereği günahkâr olmayacak ve kurtarılmak için Hristiyanlığa ihtiyaçları olmayacaktır.”

Yedinci Gün Adventizmi’nin Dünya dışı yaşam ile ilgili esnekliği, bu mezhebin ortaya çıktığı zamanın (19. yüzyıl) bir sonucu olabilir. Weintraub, 1700’ler ve 1800’lerde Dünya dışı yaşam fikrinin güçlü ve popüler bir inanç olduğunu belirtiyor. Weintraub’a göre, belki de o dönemde ortaya çıkan dinlerin (Mormonizm, Yedinci Gün Adventizm, Yehova’nın Şahitleri, Bahai İnancı gibi) tümünün Dünya dışı yaşama güçlü bir inanç duyması tesadüf değildir. Ancak bu dinlere kıyasla, binlerce yıl önce ortaya çıkan dinler (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam gibi), Dünya dışı yaşam kavramına karşı büyük ölçüde ilgisizdi. Weintraub, şöyle söylüyor:

“Eski dinlerdeki Dünya dışı yaşam hakkındaki fikirler (eğer kutsal yazıların bir parçası ise), biraz daha derinlerde saklı olmalıdır; çünkü bu konuda belirgin bir tutumları bulunmamaktadır. Yahudi kutsal metinlerinde bu konuyla ilgili hemen hemen hiçbir şey yoktur. Dünya dışı yaşamla bir ilgisi olabileceğini bulmak için kutsal olarak kabul edilen metinlerden gerçekten aşırı derecede anlam çıkarmanız gerekmektedir.”

Londra Royal Society’de Dünya dışı akıllı yaşam arayışıyla ilgili bir toplantıda tartışılan başka bir anket, dinin hayatta kalacağını öne sürüyor.

Kaliforniya, Berkeley’deki “Pasifik Lüteran Teolojik Papaz Okulu ve Lisansüstü Teoloji Birliği’nden Sistematik Teoloji profesörü Ted Peters tarafından yapılan ankette, 1300 katılımcıya Dünya dışı zekanın keşfinin bireysel inançlarını ve bir bütün olarak dinlerinin gücünü sarsıp sarsmayacağı veya diğer dinlerin inançlarını olumsuz etkileyip etkilemeyeceği soruldu (anket hem dindar hem de dindar olmayan katılımcıları içeriyor ve yanıt verenlerin çoğu ABD’de yaşıyor).

70 Budist katılımcıdan hiçbiri, Dünya dışı yaşamın keşfinin inanç sistemlerini zayıflatacağını düşünmüyor; bununla birlikte Budist katılımcıların %40’ı, bunun diğer dinler için sorun oluşturabileceğini düşünüyor. Roma Katolikleri’nin çoğunluğu, Dünya dışı yaşamın inançları için bir sorun oluşturabileceğine inanıyor. Ankete katılan 120 kişiden yalnızca %8’i bireysel inançlarının sarsılacağını düşünürken, yaklaşık dörtte biri (%22), bunun dinlerini olumsuz etkileyebileceğini söylüyor. Yüzde 30’dan fazlası ise, diğer dindar insanların inançlarını tehdit edebileceğini düşünüyor.

Sonuçlar, Evanjelik ve ana hat Protestanlar da dahil olmak üzere araştırılan diğer Hristiyan mezhepleri için de benzerdi; ancak bu ankette Hindular ve Müslümanlar gibi diğer dinlerden insanlar hakkında kesin sonuçlar çıkarmak için yeterli veri yoktu. Kendilerini dindar olmayan olarak tanımlayan 205 kişiden (ateistler veya kendilerini dindar değil, maneviyatlı olarak tanımlayanlar) sadece %1’i, ateist veya manevi bakış açılarını etkileyeceğini düşünüyor. Bununla birlikte %69’luk kısım, Dünya dışı yaşamın keşfinin diğer dünya dinleri için bir krize neden olabileceğini düşünüyor. Dindar insanların ortalama %34’ü bu düşünceyi ortak olarak paylaşıyor.

Tempe’deki Arizona Eyalet Üniversitesi’nden astrobiyolog Paul Davies, Dünya dinlerinin Dünya dışı yaşamın keşfiyle baş edemeyeceğini öne süren ilk kişilerden biridir ve halen böyle bir keşfin, Hristiyanlar için teolojik sorunlar yaratacağına inanıyor. Anket sonuçlarına yanıt olarak Davies, şöyle söylüyor:

“İnsanlığı kurtarmak için yunusların, Neandertaller’in veya uzaylıların değil, İsa’nın dünyaya geleceğine inanıyorlar. Buna bir anlam sağlamak için, ya diğer gezegenlerde İsa’nın birden fazla enkarnasyonuna ya da bu gezegenin ve bu türün özel ilgi için seçilmesinin bir nedenine ihtiyacınız var.”

Ancak ankete katılanların çoğu, bu tür endişeleri dile getirmedi. Bir Roma Katoliği, şöyle söylüyor:

“İnsanlığı kurtarmak ve Adem ile Havva’nın işlediği ilk günahı kefaret etmek için Mesih’in enkarne olacağına inanıyorum. Dünya dışı varlıkların dünyası olabilir mi? Olabilir. Bu, Mesih’in yaptıklarını değiştirmez.”

Bir evanjelist ise şöyle söylüyor:

“Evanjelik Hristiyan bakış açısına göre, Yaradan’ı ortaya çıkarmak için Tanrı Sözü Dünya’da bizim için yazılmıştır. Tanrı’nın diğer medeniyetleri ona aynı şekilde şan kazandırmak için yaratmış olabileceği fikrini neden görmezden gelelim? Hristiyanlıkta diğer akıllı yaşamı dışlayan hiçbir şey yoktur.”

Aynı şekilde, son yıllarda Vatikan gökbilimcileri Tanrı’ya inanmakla “dünya dışı kardeşler” olasılığı arasında bir çelişki olmadığını söylediler. Ayrıca, gelecekte ortaya çıkabilecek dinlerin Dünya dışı yaşamın keşfini sahiplenmesi oldukça muhtemeldir. Weintraub, şöyle söylüyor:

“Pek çok UFO dini var ve eminim ki, Dünya’nın ötesinde gerçekten yaşam olduğunu keşfedersek, bu tür şeylerden çok daha fazlası olacaktır. Kuşkusuz, bunu bir fırsat ya da bahane olarak bilip, her ne sebeple olursa olsun dikkatleri üzerine çekecek insanlar olacak ve yeni dinler ortaya çıkacaktır.”

Gezegen dışı araştırma ve astrobiyolojideki ilerlemelerle bilim insanları, akıllı olmasa da basit Dünya dışı yaşama kanıt bulmanın eşiğinde olabilirler. Bundan dolayı Weintraub, şimdiden bu tarz konuların üzerinde düşünülmesi ve konuşulması gerektiğini düşünüyor. Weintraub, şöyle söylüyor:

“Nasıl bir yaşam olduğu neredeyse hiç önemli değil. Oralarda bir yerde herhangi bir yaşam varsa, bu açıkça yalnız olmadığımız anlamına gelir ve yalnız olmadığımızı bilmenin pek çok anlamı olacağını düşünüyorum.”

Yabancı gezegenlerin keşfinden ve ardından gelen ekzoteoloji veya astroteoloji ile mücadeleden kurtulan kurumsal dinler için çok güçlü bir vaka ortaya koyabilirsiniz: teolojik konuları dünya dışı zeka ile ilgili olarak tanımlamak. Ancak yine de bu dini kurumlar, her zaman güncelliğini korumak için inanılmaz bir beceri göstermiştir. Yeni bir paradigma değişikliğiyle karşılaştıklarında, kendi varoluşlarını haklı çıkaran kutsal metinlerden yorumlar üretirler. Kısaca, şimdiye kadar olduğu gibi, dinlerin yeni durumlara zor da olsa uyum sağlama ihtimali olduğunu söyleyebiliriz.

Düşünce Deneyleri Yapmak

Manevi veya ruhsal düşünme, bir hayvanın hem özbilinçli olmasını hem de eylemlerinin sonuçlarını değerlendirebileceği bir zeka düzeyine ulaşmış olmasını gerektirir. Bu nedenle Weintraub, farklı inançlara sahip Dünya dışı akıllı yaşam formlarına nasıl davranacağımız konusunda düşünce deneylerinin genişletilmesinin önemli olduğunu düşünüyor.

Yeni Dünya’nın (Amerika) “kâfirlerini” Hristiyanlığa çeviren Avrupalı ​​misyonerlerin hatalarını tekrar eder miyiz? Yoksa daha çok “Star Trek” kurgusal evreninin müdahalesiz “ana direktifi” gibi bir politika mı benimsemeliyiz? Bundan önce, duyarlı Dünya dışı akıllı yaşam formlarının kendi dinleri olabilir mi? Weintraub, şöyle söylüyor:

“Bunu yeterince düşündüğünüzde, Evren’in farklı bir yerindeki birilerinin farklı bir dine sahip olması sorun olmayacaksa, belki de Dünya’nın farklı bir yerindeki başka birinin farklı bir dine sahip olmasının da sorun olmadığını anlamalı ve kabul etmeliyiz. Belki burada biraz daha iyi anlaşmamızı sağlayacak bir şeyler bulabiliriz.”

(Evrim Ağacı)

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x