Eğitim Emekçilerinin İşi Nereden Baksan Zor

HomeEğitim

Eğitim Emekçilerinin İşi Nereden Baksan Zor

Buse DELİ

Diplomalı işsizler ordusu her geçen yıl büyüyor. Resmi rakamlara göre Türkiye’de 150 bin öğretmen açığı bulunurken, atanamayan öğretmen sayısı 460 bin.

Hayat pahalılığı ve ekonomik krizin ağır etkilerinden nasibini alan sektörlerden birisi olan eğitim sektörü, pandemi sürecinin getirmiş olduğu olumsuz etkiden henüz sıyrılamamışken, Ukrayna – Rusya Savaşı’nın neden olduğu ekonomik etkilerin ülkemizde hissedilmesiyle sert bir darbe daha aldı. Bu zor koşulların yanı sıra eğitim sektöründe uzun yıllardır çözülememiş olan ve eğitimcilerin en büyük sıkıntısı ise atanamamak. Eğitim sendikalarına göre tespit edilemeyenlerle birlikte atanamayan öğretmen sayısı 700 bin civarında olurken, bu sayı 55 ülkenin toplam nüfusundan daha fazla. Atanamayan öğretmenlerin bir kısmı KPSS’ye hazırlanırken, büyük bir kısmı ise gelir elde etmek için çalışıyor. Şanslı olanlar ücretli öğretmenlik yaparken, çoğu geçim sıkıntısı yüzünden buldukları herhangi bir işte çalışıyor.
Özel sektör, eğitim kurumu değil darphane işletiyor.

Şanslı(!) saydığımız ücretli öğretmenlik yapan eğitim emekçilerini, özel sektörde düşük ücret ve güvencesizlik karşılıyor. Uzun çalışma saatleri, işveren ve veliler tarafından uygulanan mobbing, teknolojinin özellikle pandemiyle birlikte hayatımızın her alanına sızmasıyla, öğretmenlerin okul saatleri dışında da patron ve veliler tarafından telefonlarını açmaya zorlanmaları özel sektörde sıkça karşılaşılan problemlerin başında yer alıyor. Özel eğitim kurumları, kapitalizme hizmet ederek eğitim sektörünü, ‘müşteri memnuniyetini’ esas alan bir hizmet sektörüne dönüştürdü. Ücretli öğretmenler ise düşük ücret karşılığında, performansa dayalı çalışma biçimi adı altında bu düzen tarafından sömürülüyor. Durum, diploması olduğu halde başka bir işte çalışmak zorunda bırakılan öğretmenler için de hiç iç açıcı değil. Son yıllarda, atanamayıp farklı bir işte çalışmak zorunda kalan ve bu sebepten intihar eden öğretmenlerin sayısı oldukça arttı. Kutsal bir meslek olarak kabul edilmiş olan öğretmenliğin günümüzde eski önemini taşımadığı görülüyor.

İşler yalnızca atanamamış ve ücretli öğretmenler için ters gitmiyor. Yaklaşık 22 yıllık eğitmenlik hayatında sayısız ceza, sürgün, görevden çektirme, maaş kesme cezalarına çarptırılmış olan İlahiyat mezunu, bağımsız akademisyen, öğretmen ve gazeteci Sultan Neval Şimşek, bir eğitim emekçisi olarak kendi mücadelesini anlattı.

Benim meslek ilkelerimle, MEB’in meslek ilkeleri yalnızca kağıt üzerinde uyuşuyordu.
‘‘Öğretmenlik mesleğini seçmedim, şartlar öyle gerektirdiği için öğretmen olmak zorunda kaldım. Öğretim görevlisi olarak çalışırken oradaki siyasi karışıklıklar nedeniyle öğretmenliğe geçiş yaptım. Mesleğim boyunca öğrenciyle ve öğretmekle ilgili hiçbir zorluk yaşamadım, mesleğin özü bu. Benim zorluk yaşadığım kısımlar idari ve yönetim kısımlarıydı. Mesleğimi yaparken, gelecek nesli yetiştirirken dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat eden bir öğretmendim. Ben öğrenciyi eğmek, bükmek noktasındaki eğitime karşıydım, onunla birlikte geleceği inşa etmek biçiminde bir meslek anlayışım vardı. Fakat bu anlayış MEB’in üst kademelerinde bulunan insanların ulaşmak istedikleri eğitim anlayışı olmadığı için onlarla sıkıntı yaşadım. Mesleğimdeki en büyük zorluk buydu. Onlara eğitimin böyle olmaması gerektiğini, terbiyeli maymun yetiştirmek amacında olmamamız gerektiğini anlatmaya çalışırken çok mücadele verdim’’dedi.

Şimşek, mesleğin zorluklarına şu ifadelerle değindi. ‘‘ MEB’in asıl yapmak istediğiyle, bir öğretmenin yapması gerekenler arasındaki farktan kaynaklanan zorluklar var. Mesleğin itibarı düşürülüyor. Bu itibar zedelenmesi veliden ya da öğrenciden kaynaklı değil, getirilen kurallardan kaynaklı. Müfredatı birçok derste değiştirdiler, basitleştirdiler. Bilgimize yeterince değer vermediler. Bunun yanı sıra üniversiteler de bu durumdan etkilendi. Eğitim fakültelerinin 20 sene önce mezun ettiği bir öğrenciyle şimdilerde mezun olan bir öğrenci aynı donanıma sahip midir, bu da başka bir tartışmanın konusu. Siyasilerin vermiş oldukları kararlar, günümüzde mesleğin zorlayıcı taraflarından birisi. Bizim müdahil olamayacağımız şekilde ya da bize hiç sormadan vermiş oldukları kararların bize yansıyış şekilleri maalesef olumlu değil. Ekonomik olarak ise, çalışmamızın karşılığı olan ücreti alamamış olmamız, toplumda bizi hak ettiğimiz yerin altında hissettiriyor, ki keşke yalnızca hissettirmekle kalsa’’.
13 yıllık öğretmenlik hayatımda 17 kez müfettiş karşısına çıktım.

‘‘Üniversitede öğretim görevlisiyken hiçbir sendikanın üyesi değildim. Çünkü aynı zamanda gazeteciydim ve sendikaların haberlerini yapıyordum. O dönemlerde sendikaların iç işleyişlerinde dönen düzeni yakından takip ettiğim için sendikalara karşı mesafeliydim. Milli Eğitim’e zorunlu geçiş yaptıktan sonra, sorgulayan öğrenci yetişirmek istediğim için buna karşı çıkan MEB tarafından mobbinge maruz kaldım. Hakkımda açılan davalar karşısında, maddi durumum yetersiz olduğu için örgütlülüğün maddi imkanlarından yararlanmak adına bir sendikaya üye oldum. Hak arayışı mücadelemde, örgütlü mücadelenin bana sağlayacağı avantajlardan yararlanmak için tüm sendikalara girip çıktım. Şu an Eğitim İş Sendikası’nın yönetici kadrosundayım. Sendikalar, örgütlülüğün gücüyle maddi kayıplarınızda, sosyal yardım fonlarıyla yardım sağlarlar. Şahsen bu kadar sıkıntı içine girmeseydim sendikaya üye olmak benim için gerekli değil diyebilirdim. Fakat sendika, Eğitim Sen ve Eğitim İş arkamda olmasaydı hakkımı bu kadar dirençli savunamazdım. O yüzden sendikaların gerekli olduğuna inanıyorum’’ sözleriyle sendikaların önemine vurgu yaptı.
Öğretmenlik, iş bulmak için yapılacak bir meslek artık değil.

‘‘Yeniden 2008 yılına dönmüş olsam yine Kurumlararası Geçiş Dilekçesi verirdim. Öğretmen olmayı çok sevdim. Bu benim hayalim veya idealim değildi. Ancak tüm sıkıntıları tekrar yaşayacaksın deseler yine göze alır, öğretmen olurdum. Ama şu an bir gence öğretmen olmayı ancak o kişinin eğitim konusunda idealleri varsa önerebilirim. Bizim başaramadıklarımızı başarabileceğinizi düşünüyorum. Yeni gelen kanla, canla, olması gerekeni ortaya koyalım ve onu yaşatmak için beraber çalışalım’’ diyerek öğretmen olmak isteyen yeni nesil için tavsiyelerde bulundu.
Öğretmenlik gibi kadim bir mesleğin günümüzde gelmiş olduğu nokta son derece üzücü. Eğitim sistemindeki açıklar, ancak sistem topyekün değiştiği takdirde kapanacak. Bu noktada yeni nesile çok büyük bir görev düşüyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments