Eşyayı Adıyla Çağırmak

HomeManşet Yazarlar

Eşyayı Adıyla Çağırmak

Olduğu Gibi Diyaloglar-3

 

Cengiz Türüdü&Naim Kandemir

Naim- Kalem erbablığı güzeldir de kendi üslubunu yaratabilirsen, yazdıkların tadından yenmez! Bazıları da var ki birilerine özenip, dahası taklit edip yazıp duruyorlar. Hiç akıllarına gelmez mi bu hallerinin okuyan insanları rahatsız edeceği? Taklit aslını yaşatır da bu yoldakiler okumadan soğutur insanı. Bu tiplerin üslup taklidini, biz okuma zevkimizi bozmayalım, diye okumayalım ama kamuya açık köşelerinde yazılarıyla fikri anlamda da zarar vermeye devam ediyorlar.

Yaklaşan zamanında veya erken seçim sürecinde bazı öne çıkan insanların isimleri, eylemleri haliyle tartışılıyor. Bu yazıların bir kısmında adı öne çıkan insanların ilişkileri, zihniyetleri ve benzeri yanları uzun uzun anlatılıp oradan bir sonuca ulaşılmaya çalışılıyor yazarları tarafından. Şimdi, biz okur olarak ismi geçen adayları bilmiyor değiliz ki ve o insanlar da çıkıp ben solcuyum filan da demediler. Hal böyleyken bu namzetlerin hallerine, ilişkilerine niye şaşılıyor anlamak mümkün değil. Sanki sanırsın ki adam Bolşevik’ken Kautsky’ci olmuş da onu kalemi ile kırbaçlıyor yazar! Böyle bir zihniyetle, psikoloji ile kamuya açık yazı yazmanın ne faydası var?

Cengiz- Mesela İmamoğlu kendine Bolşevik mi dedi veya toplumda ona Bolşevik diyen mi var? Adam belli; Atatürkçü, muhafazakâr, modern, Cumhuriyetle sorunu olmayan biri.

Naim- Bizim toplumun derdi onun çok kalibreli bir solcu olup olmaması değil ki. Toplum ve ülke olarak bir tünele sıkıştırılmış, tünelin girişi ve çıkışı çökmelerle kapanmış; toplumca, ülkece bu kıstırılmışlıktan kurtulmamıza vesile olacak bir insan lazım topluma, durum budur.

Cengiz- Tam doğru tespiti yapıyorsun. İmamoğlu’nun yöneldiği yolda topluma nefes aldıracak o çıkış yolu var gözüküyor…

Naim- Bu konuda kimilerinde öyle bir kibir ve söylem var ki geline çeyrek değil de sanki Reşat altını takacak!

Cengiz- Halk dersi veriyor da anlayana. İstanbul halkı yerel seçimlerde oy verirken bunlara sordu mu? Sormadı! Chp’lisi, İyip’lisi, bağımsız solcusu, aydını, demokratı, Atatürkçüsü, liberali… bu ülkenin, şehrin temel ihtiyacı olarak demokrasi ve temiz topluma ihtiyacımız var; yönetim değişmeli, düzende bazı iyileştirmeler olmalı ve bunun da yolu demokrasi, dedi ve toplumun sağından soluna varana kadar değişik kesimlerinden insanlar geldi kendiliğinden bir demokrasi platformu yaratıp, o platformda blokla seçime girdi ve kazandı. İstanbul’da bu yapılırken o yazarlara sordu mu kimse?

Bunlar hâlâ halkın becerdiğini eleştiriyor. Bu İstanbul halkı işçisiyle, köylüsüyle, memuruyla bir şey becermiş, değişik yelpazedeki insanlar bir araya gelmiş, bir demokrasi bloku yaratmış ve blok da seçime girmiş ve siyasal bir sonuç elde etmiş. Sen bunu anlamaya çalış önce.

Naim- Bizler sosyalistler olarak bunu yaratamamışız. Adam kendi meşrebince anlatılmaya çalışılan doğruyu sonuçta bulmuş. Bizim kesim ise on yıllardır bırak halkın değişik kesimlerini bir belâ karşısında bir araya getirmeyi; kendi içlerinde silahlı mücadele dahil sürtüşerek, birbirleri ile bile bir araya gelememiş. Önce bir aynaya bakmamız lazım.

Cengiz- Önce şunu anlamak lazım: Bu halk niye bir araya geldi? Birincisi halk nasıl bir araya geldi ve bu demokrasi bloku oluştu? İkincisi de şu; bu demokrasi bloku neyi başardı? Önümüzde duran somut gerçeklik bu. Sen bunun üzerine düşünsene. Vay kimin adamı, vay şöyle, vay böyle… Biz bilmiyor muyuz onun hangi sınıfın adamı olduğunu?

Bu demokrasi blokunun hareketleri, refleksleri İmamoğlu kişiliği ile mi sınırlı? Bütün bu siyasal sonuçları İmamoğlu mu yarattı? Bu sonucu İstanbul halkı yarattı. Sen bütünü niye görmüyorsun, bu sonuçları niye İmamoğlu’na endeksliyorsun? Bu bloku halk kendiliğinden kurdu. Halk bir ihtiyaç olarak gördü bunu ve seçim sandığında birleşmeyi işin çaresi olarak görüp sonuç aldılar. Bu basit gerçeği anlamak bu kadar mı zor?

Kitabilikle her şeyi anlayamayız ve açıklayamayız. Bu kitabilik bizim solda bir hastalık. Bir durum oluşmuş, bir olgu, bir ilişkiler ağı ortaya çıkmış. Bu nasıl bir olgu, ilişki; bu nereden kaynaklanıyor, nasıl insanlar bir araya geliyor, nasıl sonuç alınıyor? Sen bütünü araştırsana, sağdan soldan topladığın bilgilerle neyi açıklayacaksın? Nerede diyalektik yöntem? Gözünün önünde şekillenmiş gerçeği göremiyorsun, onu adlandıramıyorsun, eşyayı adıyla çağıramıyorsun. Ondan sonra Marksizm falan deyip duruyorlar ortalıkta.

Naim- Bizim tarafta bir de şöyle bir anlayış var: bunların yazdıklarından anlaşılan; sanıyorlar ki İstanbul’da sekiz yüz bin oy farkını biz yarattık!  Yok öyle bir şey. Ülkede sayımız bilinemez değil. Kaldı ki o seçimde birileri de utangaç boykotçuydu. Bir nevi oy moy yok tehditleri yetmiyor, hızını alamayıp Hdp’den de size oy yok, mealinde sözler uçuşuyor ortalıkta. Hdp sizin sandık tabancanız mı?

Cengiz- Önceki seçimlerde Öcalan oy vermeyin, bağımsız kalın dedi. Hdp dinledi mi Öcalan’ı? İktidarın başındaki ikili de aynı meyanda çağrı yaptı. Hdp kitlesi bu çağrıyı dinledi mi? Oyunlara geldi mi? Tuzağa düşmedi Hdp’liler. Sen buradaki olgunluğu, sağduyuyu, bilinci, gelişmeyi niye göremiyorsun? İnsanlar Biji serok Apo! diye slogan attıkları adamı aştılar, insanlar böyle bir evreye ulaşmışlar. Onlara mı kaldı Hdp’lilerin kime oy verip vermeyeceğinin kararı?

Naim- Kürt halkı ve HDP’liler bizim sosyalistlerden daha çok zulüm gördü 20 yıl boyunca …

Cengiz- Solun bir hastalığı var. Sol kendinden menkul bir bilgiye sahip. Bizim solun nevi şahsına münhasır bir şartlanması var. Bunlar her şeyin anahtarının kendilerinde olduğunu düşünüyorlar, her şeyi bildiklerini sanıyorlar. Bu tür solcular halkın solculuğunu beğenmezler. Demokrasi için oy veren, her şeyin güzel olması için, temiz toplum ve yönetim için oy veren insanlar kim? Bunlar; ev kadını, memur, tesisatçı, şoförler… O tipler bu insanları böyle yazarak, söyleyerek küçümsüyorlar farkında değiller. Bu insanların ille senin dediğin gibi solcu olması mı gerekiyor? İlle Manifesto’yu, Anti-Dühring’i okuması mı gerekiyor? Adam demokrasi diyor, her şey güzel olacak diyen o çocuğun duygusunu sen niye anlamak istemiyorsun? O çocuk bile farkına varmış; her şey kirli, her şey güzel olsun, diyor, böyle gitmez, bu pislikle yaşanmaz, diyor. Sen bu çocuktaki asaleti, saflığı niye anlamıyorsun?

Naim- Eleştirdikleri insan kadar ömrü hayatında bir başarı sağlanamamış, on yıllarca, eleştirdikleri insandan daha çok yanlışların yaratıcıları olmuşlar, bu yetmiyor, bu sıkıştığımız tünelden çıkmaya uğraşırken toplumca… Tamam kardeşim; en birinci sosyalistlik, devrimcilik sizde kalsın, eleştirdiğiniz insanların kalibresini, ne olup olmadıklarını bizler biliyoruz; sizler de ona göre eleştirin, insanları vehimlerinizle olmadık yerlerde görerek eleştirmeyin. Daha iyisini yapacaksan elini tutan da yok!

Cengiz- Adam çıkıp da ben sosyalistim, yerel yönetimde sosyalist uygulamalar yapacağım, demiyor. Ben halkçıyım ve halkçı belediyecilik yapacağım, diyor. Laik, aydınlanmacı, Cumhuriyet ve bağımsızlıktan, demokrasiden, insan haklarından yana insanlara çağrı yapıyor ve bana oy verin, diyor. Adam açık oynuyor; Ben buyum, diyor, sosyalistim, falan  demiyor. Kısa sürede çocuklar, öğrenciler ve yoksullar için iktidarın engellemellerinden bulduğu boşluklarda iyileştirmeler yaptı. Birileri bunları küçümseyebilir ama yoksulluğun, imkânsızlığın çilesini çekenler için ufak dokunuşlar nimettir.

Soldaki kibir katlanılır gibi değil. Sen bu halkı bir beğen, bu ülkenin aydınlarını, öğretmenlerini, hemşirelerini, yazarlarını, şairlerini… bir beğen, bir sev bu ülkenin insanlarını. Eleştiri memuru olma bir gün de!

Naim- Bu tip sekterlere mesela bir olgudan bahsedip, bir değerlendir, deyince; onlar olguyu öncelikle anlamak için değil, bir eksiği-gediği var mı, ben neresine kulp takarım diye titizlikle incelerler! Yapıcı olarak yaklaşmak, eksiği tamamlamak bu kadar mı zor? Ruh hali mi, ne izin vermiyor buna?

Cengiz- Genelde şöyle bir anlayış var o kesimde: her şeyi biz biliriz, en akıllı biziz! Bu bir yanılsama. Her şeyi bilen ve en akıllı sen değilsin! Toplumda akıllı ve bilen birçok insan var. Bunlar senin yanında olmayabilirler ama onlar biliyorlar. Bu ülkede kendi meşrebine göre bilen, akıllı bir yığın insan var; kimi öğrenci, kimi asker, kimi memur, kimi hapiste…

Naim- Ellerinde bir şablon var böylelerinin. Söylediğimiz bir şey veya yapılan bir şey onların ellerindeki şablona uymuyorsa reddediyorlar. Ya kardeşim, bir zahmet sen şu elindeki şablona bir bak! 40- 50 yıldır aynı şablonu kullanıyorsun, belki eskimiştir, belki deforme olmuştur…

Cengiz- Gezi’yi nasıl değerlendirdi bu kesim genel olarak? Bir başkaldırı eylemi. Tamam da eklediler sonra: Biz öncülük etmediğimiz için eksik! Onun için sönümlendi! Biz olsaydık böyle olmazdı!

Naim- O eski takım işin başında olsaydı Gezi bir hafta sürmezdi!

Cengiz- O kafayla Gezi’deki kitlesellik, yelpaze genişliği yakalanamazdı. Orada dans, şarkı olmazdı, ancak marş olurdu. Anti-kapitalist Müslümanlar’ın namaz kılacağı bir ortam da olmazdı. Bu kafa kendilerinin olmadığı her şeyi eksik görüyor; biz yoksak her şey eksik, diyorlar. Sen yoksan hayat eksik değil! Bir yerde eksiklik varsa onu ben tamamlarım, diyor. Hayatın ve insanın eksikliğini de kendisinin tamamlayacağını sanıyor. Yanılıyor. Kendini hep olmuş, tamamlanmış olarak görüyor. Her şeyi bilen, her şeyi anlayan…

Naim- Hani biz devrimin sıra neferleriydik? Yook, bunlar her şeyin, hayatın, devrimin bilirkişisi!

Cengiz- 12 Eylül’den sonra bir bilen vardı ya bunlar da dönemin kendilerine göre bir bileni! Bunları eleştirince o zaman bir bölen oluyorsun! Bunların hepsi çocukluk hastalığı. Bunların hepsi sakat durum. Solun sakat halleri bunlar. Normal durum değil. Bunlar, solun arızalı halleri.

Naim- İnsan çocuk olur, çocuklaşır da, bunlar 40-50 yıldır sakatlıkları ile birlikte büyüyüp yaşlandılar. Çocuk olsa dersin ki eğitilir falan, zaman içinde bir hal çaresi bulunur. Sakatlığıyla büyüyen bir çocukluğu düzeltmek pek kolay değildir.

Cengiz- Sakatlıkları gittikçe daha çok büyüyor. Mecazen; eskiden bir koltuk değneği kullanırken, şimdi iki koltuk değneği kullanıyorlar!

Zihinleri sakat, algılama biçimleri sakat. Gerçekle diyalektik bir bağ kuramıyorlar. Gerçeği doğru algılayamıyorlar. Sakatlık gerçeği yanlış algılamaktan doğuyor.

Naim- Sadece kendileri yanlış anlasalar, algılasalar yine iyi, bir de sirayet ettiriyorlar. Eli kalem tutuyor, ağzı laf yapıyor; yanlışlarını sağa sola saçıyorlar. Büyük bir maharetle, zevkle topluma çok büyük bir fayda sağlıyorlarmış gibi bu yanlış algılamalarını topluma boca ediyorlar. Kendi yanlışlarına insanları ortak ediyorlar.

Cengiz- İki gram birikimle kendini filozof sanıp tepeden bakma pozlarındalar. Sen niye mütevazı olmayı kabul etmiyorsun? Devrimcilikleri nedeniyle bir çok çile çeken, mağdur olan insanlar, aileler var; onlara senin kibirle, üstten bakmaya hakkın var mı? Bu ülkede temiz kalpli, eli yüreği iyiliğe dönük, ama solcu olmayan birçok insan var. İnsanlara saygı duymak, onlarla yakınlaşmak nerenizi eksiltir? İnsanları niye Marx, Lenin okumadın diye suçlayamazsın!

Naim- Madem bu işleri bu kadar iyi biliyordunuz, her şeyi eleştiriyorsunuz, tamamlıyorsunuz, sizlerde yok yok! Niye 40-50 yıldır bir burca bir bayrak dikilemedi? Hep mi devlet güçlüydü? Dönüp bir de aynada kendimize baksak pullarımız mı dökülür? Neyimiz eksik, neleri, nerede yanlış, eksik yaptık? Sürekli konuş dur, en doğru sensin, en çok bilen sensin; ama ortada bir şey yok…

Cengiz- Bu saplantıyı eleştirdik İnziva Diyalogları*’nda ayna korkusu diye. Solun ayna korkusu hâlâ devam ediyor.

7 Mayıs 2022

Ayvalık- İstanbul

*İnziva Diyalogları, Notabene Yayınları, 2017, 4.baskı

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments