Fransa Cumhurbaşkanı Macron, tartışmalı emeklilik reformunu parlamentoda oylatmadan geçirme kararının gerekçelerini açıkladı. Reformun, “ülke için bir gereklilik” olduğunu ve bu uğurda popülaritesini feda etmeyi göze aldığını söyledi. Reform karşıtlarının grevleri ve protestoları ise sürüyor. Avrupa basını, yaşanan bölünmenin nereye varabileceğini ve nasıl giderilebileceğini tartışıyor.
Sessizlerin desteğini almalı
L’Opinion’a göre zor durumdaki Cumhurbaşkanı’nın en büyük dayanağının, protestoların fazla ileriye gittiğini düşünenler olması gerektiğine inanıyor:
“Kavgalara göğüs germek onun güçlü yönlerinden biri değil ve bütün hükümetler, yaşanan olayların kendi atacakları adımlara yön vermesinden endişe duyar. Ancak iletişimden kuvvet alan bu toplum derhal bir şeyler söylemesini istediğinden, en azından kendi pozisyonunu savunmak, reformunun arkasında durmak ve sokaklardaki şiddetten ve grevcilerin hayatı durdurmasından korkan Fransızları kendi safına çekmek için, bu riski almak zorunda kaldı. Onun en büyük müttefiki artık bu sessiz ve endişeli insanlar.”
Herkes Cumhurbaşkanı’na karşı
Corriere della Sera‘nın Paris muhabiri Stefano Montefiori, tipik Macron, diyor:
“Kendisine hürmet duyanlar için devlet adamı cesareti ve sorumluluk bilinci. Sayıları giderek artan karşıtları içinse inat ve fildişi kule sendromu. Eski yatırım bankacısı ancak ‘kimi büyük şirketlerin kinizminden’ söz ederken halkın ruh halini yakalamaya çalışıyor. Bu ifade, içinden geçtiğimiz aylarda getirilen asıl suçlamaya, yani büyük şirketlerin rekor kârlarına ve yöneticilerinin milyonluk maaşlarına dokunmadan, reformun ağırlığının her zaman olduğu gibi yoksul yurttaşların sırtına yüklenmesine verilmiş bir yanıta benziyor. … Macron yine Macron’luğunu yaptı ve bu da karşıtlarını çok kızdırıyor.”
Merkez siyaset çöktü
Siyasi danışman Henrique Burnay, Expresso‘da emeklilik reformu konusundaki anlaşmazlığın bir ikilemi açığa vurduğunu yazıyor:
“Fransa sokaklarında vuku bulan vandalizm ve Fransızların 2030 yılı itibarıyla 64 yaşında emekli olmaya yönelik isteksizliği, Macron ve Fransa’nın yaşadığı sorunların en hafifi. Görünüşe göre net bir çözümü bulunmayan asıl büyük sorun, merkezdeki siyasi boşluk. … Neyse ki Fransa’da önümüzdeki günlerde bir seçim yok. Fakat olsaydı, bir felaketle sonuçlanabilirdi. Kim kazanırsa kazansın, ülke Avrupa mutabakatından ve büyük merkezden uzaklaşacaktı. Bu yaşanmadığı sürece, söz konusu protestolar diğer AB üyesi devletler için bir ders olabilir ve olmalıdır da.”
Hükümet kuşatma tehlikesi altında
Tagesspiegel, Macron’un pek de yapıcı bir duruş sergilemediği değerlendirmesinde bulunuyor:
“Ekranda … sakin ve enerjik gözüken, net bir programı olan ve isteksiz parlamenterlerin ya da öfkeli toplumsal paydaşların dahi kendisine mani olmasına izin vermeyen bir cumhurbaşkanı vardı. … Karşı tarafın kendi kurduğu barikatlardan inmesini psikolojik olarak kolaylaştıracak tek bir pişmanlık belirtisi ya da sözlü bir mesaj yoktu. … Böyle yaparak, siyasal sistemin temsil gücüne yönelik yıllardır artan hoşnutsuzluğu körüklediğini umursamıyor gibi duruyordu. Bu tutumunun, hükümetinin muhtemelen daha uzun süreli bir kuşatma altına alınmasına sebep olabileceği gerçeği, belli ki hiç umurunda değildi.”
Le Temps Fransa muhabiri Paul Ackermann uyarıyor:
“Asıl tehlike önümüzdeki günler boyunca değil, [seçim yılı] 2027’de gerçekleşecek protestolar. Kutuplaşmanın büyümesi, tartışmanın şiddetten yana olanlar tarafından en ileri uçlarına kadar dramatize edilmesi ve hükümetin yalnız bırakılması, akiller cephesini zayıflatır ve isyancı öfkenin vücut bulmuş hali olan Jean-Luc Mélenchon ile güvenlik vaat eden ve toplumda giderek daha çok kabul gören Marine Le Pen arasında, Fransa için felaket sonuçlar doğuracak bir cumhurbaşkanlığı düellosuna yol açar. … Ya da kendileri aday olmasa da varisleri arasında bir kavganın kopmasına. Yanan çöp yığınlarına fazla odaklanırsanız, gerçek yangın tehlikesini gözden kaçırabilirsiniz. Hatta belki daha da çok körüklemiş olursunuz.”












